İktisadi sorunlar denilince aklımıza son yıllardaki küresel iktisadi kriz, işsizlik, gelir dağılımındaki bozukluk türü maddi konular gelmektedir. Halbuki bunların yanında (veya bu sorunları doğuran) iktisadi hastalıklar pek hatıra gelmez. Çünkü bu konular ahlakın veya dinin alanında sayılır. Halbuki insanı, şu işleminde veya davranışında ahlaktan uzak kalacaksın, şurada şöyle yaklaşacaksın gibi ahlakla iktisat arasındaki ilişkilerde farklı davranışlara zorlamak mümkün olmadığından en az maddi konular kadar iktisat ahlakı ile de ilgilenmek gerekmektedir.
Her ne kadar iktisadın ahlakla irtibatı tartışılsa bile, ahlaki tehlike (moral hazard) denen olgu konvansiyonel iktisat kitaplarına da girmiştir. Yani iktisadi sujeler ahlak dışı tavırlar sergileyebilirler; alışverişte taraflardan biri, diğerinden gizli biçimde ve diğerine maliyet yükleyecek şekilde davranışlarını değiştirebilir. Ya da bir taraf, diğer tarafın sahip olmadığı bir bilgiyi onu olumsuz yönde etkileyecek biçimde tercihte bulunabilir. Böyle konular iktisadi hayatta sıkça rastlanmaktadır. Bunun benzerleri, inanılan değerler üzerine yemin etmektir.
Bazı kişiler kendilerince bazı inançlarla yeminlerine, güya meşruiyet sağlamaya çalışırlar. Mesela satacağı malın alış bedelini bazı hileli sözlerle artırıp alıcıyı ikna etmeye çalışır. Veya kendisine ait olmayan bir toprak parçası üzerine gidip “bastığım toprak vallahi benim”der. Böylece kendisine ait olmayan bir toprak üzerinde hak iddia eder. Oysa ayakkabısının içine kendine ait toprak koymuştur. Bununla hilesine kılıf sağlamaya çalışır.
İktisadi hayata dair hastalıklardan yalan yere yemin etmek, günümüzde müslüman toplumlarda sıkça görülmektedir. Küçük menfaatler uğruna yapılan yalan yere yeminler, hayatı tamamen madde olarak gören insan için kazanç gibi görünmektedir. Oysa Ebu Hüreyre’den müttefekun aleyh olarak rivayet edilen bir hadiste Peygamberimiz, bunları uyararak “Yalan yemin, malın (yemin edenin zannınca) revacını artırır, (ama) kazancının (bereketinin) gitmesine yol açar” buyurmuştur.
Peygamberimiz (sas) kıyamet gününde Allah’ın kendileriyle konuşmayacağı ve temize çıkarmayacağı üç sınıf içinde “Yalan yere yemin ederek ticaret malını yüksek bir fiyatla satmaya çalışan” tüccarı saymıştır.
En büyük günahlardan olan yalan yere yemin etmek (yemin-i ğamus) ister Müslüman, isterse gayr-i Müslim olsun insanların haklarını çiğnemek demektir. Maddi ve manevi her türlü hak korunmaya alındığından yalan yere yeminle bir hakkı gasp edene, yine hadisteki ifadesiyle “Allah cehennemi vacip, cennetini de haram kılar”.
Kişinin dilini yemine alıştırması, yani her konuda yemin etmesi büyük bir zayıflığıdır. Maalesef iktisadi hayatta Allah adına yeminle işlem yaparak, bundan çıkar sağlamak isteyenler az değildir.
Bir malın veya hizmetin özeliliğini yalan yere abartan reklamlar da bu kapsamda değerlendirilebilir.
Her ne kadar iktisadın ahlakla irtibatı tartışılsa bile, ahlaki tehlike (moral hazard) denen olgu konvansiyonel iktisat kitaplarına da girmiştir. Yani iktisadi sujeler ahlak dışı tavırlar sergileyebilirler; alışverişte taraflardan biri, diğerinden gizli biçimde ve diğerine maliyet yükleyecek şekilde davranışlarını değiştirebilir. Ya da bir taraf, diğer tarafın sahip olmadığı bir bilgiyi onu olumsuz yönde etkileyecek biçimde tercihte bulunabilir. Böyle konular iktisadi hayatta sıkça rastlanmaktadır. Bunun benzerleri, inanılan değerler üzerine yemin etmektir.
Bazı kişiler kendilerince bazı inançlarla yeminlerine, güya meşruiyet sağlamaya çalışırlar. Mesela satacağı malın alış bedelini bazı hileli sözlerle artırıp alıcıyı ikna etmeye çalışır. Veya kendisine ait olmayan bir toprak parçası üzerine gidip “bastığım toprak vallahi benim”der. Böylece kendisine ait olmayan bir toprak üzerinde hak iddia eder. Oysa ayakkabısının içine kendine ait toprak koymuştur. Bununla hilesine kılıf sağlamaya çalışır.
İktisadi hayata dair hastalıklardan yalan yere yemin etmek, günümüzde müslüman toplumlarda sıkça görülmektedir. Küçük menfaatler uğruna yapılan yalan yere yeminler, hayatı tamamen madde olarak gören insan için kazanç gibi görünmektedir. Oysa Ebu Hüreyre’den müttefekun aleyh olarak rivayet edilen bir hadiste Peygamberimiz, bunları uyararak “Yalan yemin, malın (yemin edenin zannınca) revacını artırır, (ama) kazancının (bereketinin) gitmesine yol açar” buyurmuştur.
Peygamberimiz (sas) kıyamet gününde Allah’ın kendileriyle konuşmayacağı ve temize çıkarmayacağı üç sınıf içinde “Yalan yere yemin ederek ticaret malını yüksek bir fiyatla satmaya çalışan” tüccarı saymıştır.
En büyük günahlardan olan yalan yere yemin etmek (yemin-i ğamus) ister Müslüman, isterse gayr-i Müslim olsun insanların haklarını çiğnemek demektir. Maddi ve manevi her türlü hak korunmaya alındığından yalan yere yeminle bir hakkı gasp edene, yine hadisteki ifadesiyle “Allah cehennemi vacip, cennetini de haram kılar”.
Kişinin dilini yemine alıştırması, yani her konuda yemin etmesi büyük bir zayıflığıdır. Maalesef iktisadi hayatta Allah adına yeminle işlem yaparak, bundan çıkar sağlamak isteyenler az değildir.
Bir malın veya hizmetin özeliliğini yalan yere abartan reklamlar da bu kapsamda değerlendirilebilir.