İki rekat sallamak!

.

Bundan üç sene önce çok sevdiğim bir hocam anlatmıştı.  Adamın birisinin on tane koyunu varmış. Malının mülkünün azlığından şikâyet eder, her daim zengin olmanın hayallerini kurarmış. Bir gün cuma namazından on beş yirmi dakika önce camiye girmiş. İmam cemaate vaaz ediyormuş. Adam arka saflardan birisine geçip oturmuş. İmam demiş ki: “ efendiler zekâtınızı filtrenizi verin ki malınız bereketlensin artsın, namazınızı kılınız…”

**

Adam, hocanın bu sözlerinden çok etkilenmiş, kulaklarında bu sözler yankılanmaya başlamış. Cumadan çıktıktan sonra vakit namazlarını da kılmaya başlamış, rekâtlarca nafile namazları da kılmış. Bu arada koyunlarından her birini haftada bir birilerine hocanın dediği gibi “zekâttır, yardımdır” diyerekten vermeye başlamış. Aradan uzun bir zaman geçmiş. Fakat namaz kılmasına ve koyunlarını zekât olarak vermesine rağmen malının artmadığına, aksine elinde avucunda hiç bir şeyin kalmadığına şahit olmuş. Sonra elinde kalan son bir tane kuzuyu otlatmaya meraya çıkmış. Kuzu otlanırken adam bir ağacın altına uzanıp nerede yanlış yaptığını düşünmüş. İmamın verdiği vaazı yerine getirmiş, namazını kılıp mallarından insanlara vermesine rağmen neden koyunlarının artmadığını, malının mülkünün çoğalmadığını, zengin olmadığını düşünürken uykuya dalmış. Kuzu adamın yanına gelip yanaklarından yalamaya başlamış. Adam yarı uykulu bir vaziyette, namaza ve zekâta rağmen mülkünün artmadığının vermiş olduğu üzüntüyle kuzuya doğru bakıp: “bana bak kuzu bi iki rekâtta sana sallarsam görürsün gününü”, demiş.   Niyetin ne olduğuna ve ne niyeti ile yola çıktığımız hususunda komik ve güzel bir hikâye. Dinlemenin önemine dair de… Akıllarda kalmalı... 
**
Hikâyelerden girdik. Beni güldüren bir hikâye daha var, onu da paylaşmak isterim. Bu hikâye, “ipin ucu puştun elinde” deyiminin hikâyesi...“İpin ucu pustun elinde” deyiminin nereden geldiğini İskender Pala’nın “İki Dirhem Bir Çekirdek” eserinden okumuştum. Deyimin hikâyesi şöyle: Camiye yeni atanan bir imam cuma hutbe okumaya çıkarken yeni atanmanın vermiş olduğu heyecandan olsa gerek, ayak bileğine bir ip bağlayıp minberin hemen önünde oturan arkadaşına ipin ucunu vermiş ve demiş ki: “azizim, eğer hutbede yanlış bir şey söylersem, yanlış okursam ipi hafiften çek ki hatamı düzelteyim”  Hamdele, salvele derken sıra hutbe metnine gelir ve imam “Kale’n Nebi” diye başlar. Tam o sırada cemaatten biri kendisine oturacak yer ararken ipe takılmış, imam şaşırdığını sanarak okuyuşunu değiştirir ve “Kıyle’n Nebi” diyecek olur. Bu kez arkadaşı yanlış söylediği için ipi çeker. İmam yine değiştirir ve “küle” diyecek olur. Cemaat gülmeye başlamış. İmam ne yapacağını şaşırır. Dost bildiği arkadaşının kendisine oyun oynadığını düşünüp içerler. Cemaate söyle seslenmiş: Ey cemaat size çok güzel şeyler anlatacaktım ama ne yapayım ki “ipin ucu puştun elinde”…Gidin doğrusunu ondan öğrenin”, deyip minberden iner.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri