İcra iflasta rekor! Dosyalar binalara sığmıyor

Hukukçu Yavuz Akdeniz, Konya’daki icra dairelerinde yoğunluk yaşandığını ve icra dosyalarında rekor artış olduğunu ifade etti.

Hukukçu Yavuz Akdeniz, 2000’li yılların başında 7 olan icra müdürlüğü sayısının 14’e yükseldiğini, buna rağmen dosyaların fiziki olarak sığmayacak boyuta ulaştığını söyledi.

Konya’da son yıllarda kötüye giden ekonomik tablo ve değişen tüketim alışkanlıkları, adliye koridorlarındaki yükü her geçen gün artıyor. Hukukçu Yavuz Akdeniz, adliyelerdeki icra dosyalarının durumunu, mevzuattaki değişiklikleri ve toplumun sosyo-ekonomik yapısındaki dönüşümü Merhaba Gazetesi’ne anlattı. İcra takiplerindeki patlamanın hukuki sebeplerden ziyade toplumsal ve ekonomik süreçlerle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Hukukçu Yavuz Akdeniz, Türkiye'de son 4-5 yıldır yaşanan kriz sürecinin vatandaşları nakit akışında ciddi problemlere sürüklediğini dile getirdi.

'KREDİ KARTLARI KONTROLDEN ÇIKTI'

Vatandaşların nakit sıkıntısını aşmak adına kredi kartlarına aşırı yüklendiğini belirten Yavuz Akdeniz, bu durumun kontrolsüz bir harcama oluşturduğuna dikkat çekti. Akdeniz, "Şimdi hukuki bir şey olduğunu düşünmüyorum tabii. Bunun toplumsal bir açıklaması var. İşte malum, ülkenin 4-5 yıldır yaşadığı içinden çıkılamayan bir ekonomik kriz süreci var. İnsanlar ister istemez nakit akışında da problem olduğu için kredi kartlarına yüklendiler. Kredi kartı da insanlarda nakit harcama olmayınca kolaylık gibi geliyor, daha fazla harcanıyor ve kontrolden çıkıyor. Tüketim alışkanlıkları da toplumun son yıllarda epey değişti eskilere nazaran. Sonra da bu ekonomik yükün altından kalkınamayınca icra takipleri kaçınılmaz hale geliyor. Böylelikle de dosyalar da artıyor elbette" ifadelerini kullandı.

KONYA’DA İCRA MÜDÜRLÜĞÜ SAYISI İKİYE KATLANDI: DOSYALAR TAŞTI!

Mesleğe başladığı 2000’li yılların başındaki Konya Adliyesi ile günümüzdeki durumu kıyaslayan Akdeniz, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü: "Biz mesleğe başladığımızda 2000'li yılların başında 7 tane icra müdürlüğü vardı Konya'da, eski adliye zamanında. Yeni adliye açıldı, 14 tane icra müdürlüğü var. Açılsa daha fazla açılır herhalde. İcra müdürlüklerinin sayısının artırılması bir dönem konuşuluyordu. Hatta o 2000'li yılların başında 7 tane icra dairesi varken daire başına 5-6 bin dosya düşerken, şu anda bu rakam 10 binleri geçiyor. Artık dosyaların fiziki olarak konulacak yer sıkıntısı yaşanıyor, diğerlerinde olduğu gibi taştı. Ama dediğim gibi, bu iş hukuki olmaktan ziyade daha çok toplumun ekonomik ve harcama alışkanlıklarıyla ilgili... Bu süreçte icra dosyalarının bu şekilde patlaması kaçınılmaz hale gelecek."

'ALACAKLI-BORÇLU DENGESİ TERSİNE DÖNDÜ'

İcra İflas Kanunu’nun temelinde alacaklı ile borçlu arasında bir denge bulunduğunu ancak son yıllarda yapılan mevzuat değişiklikleri ile bu dengenin borçlu lehine kaydığını belirten Akdeniz, dosyaların yıllarca adliyelerde açık kaldığını ifade etti. Yavuz Akdeniz, "Gerçekçi olmak gerekirse; İcra İflas Kanunu'nun konuluşunda alacaklı-borçlu dengesi diye bir şey var. Kanun koyucu bu kanunu yaparken iki taraf arasında bir denge oluşturmaya çalışmış. Bizim mesleğe başladığımız yıllarda bu denge alacaklı lehine çok fazlaydı. Ama son yıllarda İcra İflas Kanunu'nda yapılan değişikliklerle birlikte olay biraz tersine döndü, borçlu lehine döndü. Yani alacaklı vekili olarak bizler icra takiplerini açtığımızda takipler çözülmüyor. Bir takibin çözülmemesi demek, dosyanın adliyede açık kalması, infaza ve arşive kaldırılamaması demektir. Bu da dosyaların dolayısıyla şişmesine, kabarmasına ve yıllar boyunca orada açık kalmasına sebep oluyor" dedi.

'TOPLUMSAL HASSASİYETLER VE AHLAKİ EROZYON'

Eskiden icra takibine uğramanın toplum nezdinde büyük bir mahcubiyet kaynağı olduğunu, ancak günümüzde bu durumun tamamen değiştiğini söyleyen Hukukçu Yavuz Akdeniz, çarpıcı bir toplumsal analize imza attı. Yavuz Akdeniz, "Klasik anlamda bir alacağın tahsil edilebilmesi için borçlunun mal varlığı olması veya banka hesabı olması gerekiyor. Hiçbir şeyi olmayan bir borçluya icra takibi başlattığınız zaman, ahlaki olarak da o borcun arkasında durmaktan vazgeçtiyse ki son yıllarda yaşanan en önemli sebeplerden birisi de bu. Böylelikle süreç tıkanıyor. Bizim gençliğimizde, mesleğe ilk başladığımız yıllarda bir icra dairesinden sarı taksinin dükkanın önüne yanaşması ya da eve gelmesi komşular tarafından çok ayıplanırdı. İnsanlar sırf bu olmasın diye borçlarının arkasında durur, öderlerdi. Şimdi öyle bir şey yok. Geçmişte herkesin malı mülkü vardı da borcunu o yüzden ödüyor değildi; bu işin ahlaki bir boyutu vardı. Şu anda gelinen noktada bu ahlaki mevzu epeyce yıprandı. Dolayısıyla artık insanlar 'Sarı taksi gelecek' diye düşünmüyor. 'Benim neyimi alacaksın?' diyor. Avukatlar veya personeller aradığı zaman 'Benim alacak malım mülküm yok, neyimi alacaksın ki?' yanıtını veriyorlar. Toplum o 'sarı taksi gelecek de el aleme rezil olacağım' boyutunu aştı" şeklinde konuştu.

'FABRİKAYA MAL GİRİŞİ VAR AMA ÜRETİM/ÇIKIŞ YOK!'

Mevzuat kısıtlamaları ve KVKK düzenlemelerinin avukatların bilgiye erişimini zorlaştırdığını dile getiren Akdeniz, icra sistemini bir fabrikaya benzeterek sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: "İşin ahlaki boyutu erozyona uğrayınca alacaklı vekilleri borcu tahsil edebilmek için mal varlığına yöneliyor. E mal varlığı yok, nasıl tahsil edeceksin? Dosya sürüncemede kalıyor. İcra İflas Kanunu'nda yapılan değişikliklerle borçlu lehine adımlar atılırken, alacaklıların elindeki birtakım imkanlar alındı. Örneğin artık ev haczi kolay kolay yapılamıyor; insan hakları gerekçesiyle kısıtlamalar getirildi. Doğru olanlar da var içlerinde ama mesela mal kaçırmayla ilgili tasarrufun iptali davası açardık, şu anda KVKK'dan dolayı bunu epey sınırladılar. Avukatların bu bilgilere erişimi yok gibi bir şey. Bilgilere erişim sınırlandırılınca dosyanın çözümü de zora giriyor. Dosyanın zora girmesi, adliyelerde dosyaların patlaması demek. Bunu şöyle düşünün: Bir fabrikaya durmadan mal girişi olur, öbür taraftan üretim olur çıkar ya... Bize durmadan mal girişi oluyor ama çıkış yok. Eskiden 3-5 ay içerisinde çözülen dosyalar şimdi yıllarca sürebiliyor. Bizim 10 yıldır çözülmeyen, açık olan dosyalarımız var. Normal bir haciz prosedürünü işletip borçlunun tapusuna haciz koysanız bile, o tapunun resmi işlemler yoluyla satış aşamasına gelmesi zaten 6 ay ile 1 yıl arasında değişiyor. Öyle bir durum olmadığı zaman neyle çözeceksiniz? Dosya; ileride bir mal varlığı edinir de ya da borçlu insafa gelir borcunu öder mi diye adliyede sürekli açık kalıyor ve yığılma oluşuyor."

'BİR BORÇLUYA 30-40 ALACAKLI DÜŞÜYOR!'

Borçluların birden fazla icra dosyası olduğunu ve borcun mal varlığını fersah fersah aştığını söyleyen Akdeniz, "Hukuki anlamda izlenecek tek bir sihirli yol yok. Borçlunun insafına kalmış bir şekilde oturup anlaşma yoluna bakacaksınız. Didişerek bir şey elde edemezsiniz. Gerçekçi olalım; karşımızda tek bir alacaklısı olan borçlu yok. Adamın 20, 30, 40 tane alacaklısı oluyor. Örneğin adamın 10 milyon liralık bir evi var ama 100 milyon lira borcu var. E nasıl olacak bu iş, kim alacağını tahsil edecek? İtiraz olduğu zaman, itirazın iptali davası açmadan önce artık zorunlu arabuluculuğa gidiliyor. İnsanlar arabulucuda oturup anlaşabiliyorlar. Arabulucu tarafları bir araya getiriyor; sürecin uzunluğunu, masraflı olmasını anlatıyor. Taraflar bir orta yol bulup uzlaşırsa dava açılmıyor; borç taksite bağlanıyor, indirimler yapılıyor ve dosya çözüme kavuşuyor. Bu gerçekten sistem için güzel ve olumlu bir gelişme" diye konuştu.

'EN GÜZELİ DAVA VE İCRA OLMADAN ANLAŞMAK'

Son olarak Adalet Bakanlığı tarafından her yıl yayınlanan 'Kademeli Avukatlık Ücret Tarifesi'ne değinen Yavuz Akdeniz, vatandaşlara ve borçlulara şu tavsiyelerde bulunarak sözlerini noktaladı: “Avukatlık ücretlerinde kademeli sistem uygulanıyor. Örneğin 100 bin liraya kadar yüzde 12, sonraki tutarlar için yüzde 10, yüzde 8, yüzde 6 şeklinde düşerek gidiyor. Yani 1 milyon liralık alacağa direkt yüzde 12 uygulanmıyor. Ancak avukatlık ücreti ve masraflar takibin başında alacaklı tarafından ödense de, iş çözüldüğünde tüm bu masraflar borçlunun üzerine kalıyor. O yüzden borcu olan insanlara tavsiyem; icra takibi başlatılmadan karşı tarafla görüşüp anlaşmalarıdır. 'Gel arkadaş anlaşalım, masraf yapmayalım, indirim yap veya taksite bağla' demek en mantıklısıdır. Bilinçli ve imkanı olan borçlular zaten bunu yapıyor. Alacaklılar da 'Tamam, yeter ki masraf olmasın' diyerek anlayış gösteriyor. Şu anda en sağlıklı yol karşılıklı iyi niyetle masraf yapmadan anlaşma sağlamaktır."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Konya Haberleri