Bugünkü yazımıza da, ‘selam duâsı’yla başlamak istiyoruz;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Sahte şeyh kandırdıklarının on iki tânesine icâzetnâmeler vermişti. Sevgili okurlar, kaldığımız beyitten hemen başlayalım yazımıza;
“İcâzetnâmelerin her birinin hükümleri başka türlüydü. Bir icâzetnâme diğer icâzetnâmeye baştan ayağa kadar aykırıydı.”
İnsanlar arasında fesat ve bozgunculuk çıkarmaya çalışan bozguncular hep bu gibi veya daha farklı sebeplerle bozgunculuk çıkartırlar. İnsan dürüst olarak her zaman doğruyu söylemeli kimseyi kandırmamaya, aldatmamaya çalışmalıdır. Böylesi insana güvenilir mi? Neticede, Hıristiyanlar fırka fırka ayrılarak parçalandılar. Târihte de kayıtlı olduğu üzere, Katolikler ve Protestanlar birbirlerine girerek inanılmaz katliamlar yaptılar.
“İcâzetnâmede, emirin birine, tevbenin, Allâh’a dönüşün şartı olarak, açlığı, nefsin arzularına karşı çıkmayı söyledi.”
Vezir, rûhânî hayâta hizmet edecek şeyhlerin bâzılarına, icâzetnâmelerinde emirler yazıp onlara, bunları vasiyet etmişti. Amacı, onun vasiyetlerini emirlerin kabul etmeleriydi. Neticede sonsuz mutluluğa gidecek yolda hata yapacaklardı. Sahte vezir, kendi kerâmetlerine, yaptıklarının hikmetlerine, İsevîleri ikna etmeye çalışıyordu. Verdiği hepsi birbirinden değişik emir ve nasihatlerle maksadı aralarında fesat çıkarmaktı.
“İcâzetnâmesinde bir başka emire ‘Açlıkta fayda yoktur, Allâh’ın yanında cömertlikten başka kurtuluş çâresi yoktur,’ demişti.”
Bu şekildeki bir nasihatın, fesat maksatlı olduğu açıktır ve bu söz anlaşıldığında asıl niyet ve şekil tam olarak ortaya çıkmıştır.
“Diğer icâzetnâmede; ‘Senin açlığın ve cömertliğin, Allâh’a karşı şirktir.’ Demişti.”
Zira bunu yaparken, ben nefsime karşı çıkıyorum, cömertlik yapıyorum, sözüyle gurur ve enâniyet hallerine düçâr olursun. Neticede yokluğa ve felâketlere gark olursun. Ben açlığı ve cömertliği tercih ettim, diye düşünmek, Kâdiri Mutlak olan Cenâbı Hakk’ın fiil ve fermânına ortak oldum, demektir. Bu cüretkarlığınla sen kendin azâbı hak edersin.
“İster gam ister rahat olsun, her durumda tevekkül ve bütünüyle Hakk’a teslim oluştan başka teşebbüslerin tuzakları, hileden ibârettir.”
Bu nasihatle, vezir, diğer bir âmiri nefsinin arzularını dizginlemekten, açlıktan, cömertlikten uzaklaştırarak, ‘tevekkül’ kavramıyla kişiyi tembel, hareketsiz ve tamâmen ümitsiz bir hâle getirerek onu yeise düşürüyordu. Halbuki;
Hak yolda tevbe gerekir; insan yaptığı yanlışlık ve kötülüklerden dolayı pişman olarak bir daha yapmamaya azm etmelidir. Hak yolda sehâvet gerekir, nedir bu? Cömettlik ve keremli olmak lâzımdır. Elbette ki, kötü huylardan sıyrılmak ancak tevbe ile mümkündür. Hasta bir insanı düşünelim, iyileşmek için o ne yapar? Doktora gider, reçete de yazılanları tastamam uygulayan hasta en kısa zamanda nasıl iyileşirse, kötü ahlak sâhibi olan insanlar da mânen hastadır. Mânevi hastalıkların tabibi ise mürşidi kâmillerdir. Onlar hastanın durumuna göre mânevî ilaç tedâvisi verirler. Tabi her hastanın farklı tedâvisi olabilir. Meselâ, bir kişi cimri ise onun zıddı cömertlik ona tavsiye edilir. Yemeğe çok düşkünse ona oruç dersi verilir. Başka bir misal, kişi bir işi yapmak istiyor ama bir türlü netice alamıyor ise o zaman ona tevekkül ve teslimiyet gerekir. İşte bu bahsedilenler şahıslara ve mizaçlara göre tespit edilecek ahlâkî ölçülerdir. Bu durumu şuna benzetebiliriz, pek çok derde deva olabilecek eczânedeki ilaçlardan sâdece bir tânesini seçip, diğerlerini inkar etmek uygun olur mu?
“Diğer icâzetnâmede; ‘İnsana lâzım olan tek şey, hizmet ve ibâdettir, tevekkül fikri hayal ve töhmettir’, diye yazıyordu. Diğer icâzetnâmede emirin birine, ‘Dinde, emirler ve yasaklar uymak ve yapmak için değildir, tam aksi, hiçbir şey yapamayacağımızı, âcizliğimizi göstermek içindir,’ diyordu.”
‘Allâh’ın bu kadar emirlerinin hepsinin insanlar tarafından yerine getirilemeyeceği meydandadır. Bunun böyle olduğunu Cenâbı Hak herkesten iyi bilir. Bundan dolayı, Hak Teâlâ Hazretlerinin çeşitli emirler buyurması, biz kulları tarafından yapılsın diye değil, yapmaya âciz olduklarını ispat içindir. Bu durumda akıllı olan insan emirleri yapabilirim hayâlinden vaz geçmeli. Hakk’a karşı aczini noksansız arz ve beyan etmelidir. Vezirin bu fikri iğfâlin, aldatma ve bozgunculuğun en üst derecesidir. Çünkü Hak Teâlâ Hazretleri insanların bu derece âciz ve hiçbir şey yapamayacak kadar güçsüz olmalarını irâde buyursaydı ya hiç yaratmaz veya elsiz, ayaksız, gözsüz yaratır veya kimseye ibâdet yapmayı emretmez veya vazife ve görevlerini yerine getirmelerini istemez veya kötülüklerini yerine getirmelerini istemez veya kötülükleri yasaklamazdı.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.156))
Böylece vezir, Hıristiyanların arasında farklı farklı, birbirine zıt fikirlerle, nifaklar sokarak, onların hepsini sapıtmasa bile guruplara, fırkalara bölerek parçalamak istiyordu.
Efendim bugünlükte bu kadar olsun. Sizlere hayırlı Cumâlar diliyorum.