Tâbiînin ve evliyânın büyüklerinden, Fudayl bin İyad’dan feyz alıp, aynı zamanda İmran bin Mûsa bin Zeyd Râi ve Şeyh Mansûr Selâmi’nin sohbetinde bulunarak, Veysel Karânî hazretlerinin ruhaniyetinden istifade eden İbrahim bin Edhem’in şöhreti bugüne kadar ulaşmış bulunuyor. İhtişamlı bir hayat sürerken tâcını, tahtını bırakıp, hata ve kusurlarından tövbe ederek, yönünü Allahü dönüşü Müslümanlar tarafından günümüzde bile sıkça anlatılmaya devam ediyor. Kaynaklar; kalbi daima Yüce Yaradan’ın aşkı ile yanan İbrahim Edhem hazretlerinin pekçok hikmetli sözleri, hâl ve davranışlarını nakleder. Bunlardan birisinde “Allahü teâlâya nasıl kavuşulur” diye sorulunca İbrahim Edhem’in, “Allahı tanımak isteyen bir kimsenin kalbinden şu üç perde kalkmadıkça O’na kavuşamaz” diyerek şunları söylediği bildiriliyor:
1-Ebedî ihsânına karşı, dünya ve âhiretin mülkünü ona verseler sevinmemelidir.
2-Dünya ve âhiret mülkü onun olsa, bunu daha sonra ondan alsalar kaybettim diye üzülmemelidir.
3-Övülmeye ve medh olunmaya aldanmamalıdır.
Huzeyfe-i Mer’aşî, İbrahim Edhem’e hizmet ederdi. Sebebini sorduklarında, “Mekke’ye giderken çok acıkmıştık. Kûfe’ye gelince, açlıktan yürüyemez oldum. ‘Açlıktan kuvvetsiz mi kaldın’ dedi. ‘Evet’ dedim. Hokka, kalem, kâğıt istedi. Bulup getirdim. ‘Bismillahirrahmanirrahim. Her şeyde, her hâlde sana güvenilen Rabbim! Herşeyi veren sensin. Sana her an hamd ve şükr eder, Seni bir an unutmam. Aç, susuz ve çıplak kaldım. İlk üçü, benim vazifemdir. Elbette yaparım. Son üçüncü sen söz verdin. Senden bekliyorum’ yazıp, bana verdi ve ‘Dışarı git v e Allahü teâlâdan başka kimseden bir şey ümit etme ve ilk karşılaştığın adama bu kâğıdı ver’ dedi. Dışarı çıktım. İlk olarak deve üzerinde birisi ile karşılaştım. Kâğıdı ona verdim. Okudu, ağlamaya başladı. ‘Bunu kim yazdı’ dedi. ‘Camide birisi’ dedim. Bana bir kese altın verdi. İçinde altmış dinar vardı. Bu adamın kim olduğunu sonradan etrafındakilere sordum. ‘Nasranî’dir (Yâni Hırıstiyandır) dediler. İbrahim Edhem’e bunları anlattım. ‘Keseye elini sürme. Sahibi şimdi gelir’ buyurdu. Az sonra Nasrânî, İbrahim Edhem’in huzuruna gelip, ‘Bu yazıyı siz mi yazdınız’ dedi. ‘Evet’ cevabını alınca, ‘Çok düşündüm, böyle bir yazıyı yazanın Allaha olan tevekkülü, ancak hak olan bir dinde olur. Bu parayı verdiğim kimseyi tâkip ederek huzurunuza geldim’ diyerek, kelime-i şehâdeti söyledi ve Müslüman oldu dedi”
İbrahim Edhem, bir gün köle satın almıştı. Ona “İsmin nedir?” diye sordu, köle “Ne diye çağırırsanız odur” dedi. “Ne yersin?” diye sordu, köle “Ne yedirirseniz odur” cevabını verdi. “Ne iş yaparsınız?” dedi, köle “Ne emrederseniz onu” dedi. İbrahim Edhem “Neyi arzu edersiniz?” diye sorunca, kölenin “Kölenin hiç arzusu olur mu? Onun arzu ile ne işi var?” cevabı üzerine İbrahim Edhem, “Ey miskin, acaba sen ömür boyu Hak teâlâya böyle kul olabildin mi? Kulluğu bundan öğren” diyerek ağladı.
Bir kimse kendisinden nâsihat isteyince; “Bağlı olanı aç, açık olanı kapa” buyurdu. O kimse “Bunu anlamadım” deyince; “Kesenin ağzını aç, cömert ol, açık olan dilini de tut konuşma” diye izah etti. Birisiyle arkadaş oldu. Bu arkadaşlıkları bir müddet devam edip, zaman gelip ayrılmaları gerektiğinde, arkadaşı “Uzun zaman arkadaşlık ettik, bir ayıbımı gördünse söyle bir daha yapmayayım” dedi. İbrahim Edhem, buna verdiği cevabında “Kardeşim sende bir ayıp görmedim. Ben saha daima sevgi gözü ile baktım. Onun için seni hep iyi buldum, senden gördüklerim hep iyi şeylerdi. Ayıp arıyorsan başkalarına sor” buyurdu. “Kalpler Allahü teâlâdan niçin perdelenir?” dediklerinde “Çünkü Allahın sevmediklerini severler. Bu fânî dünyanın sevgisi âhireti unutturur” cevabını verdi. Kendisine, “Sen kimin kulusun?” dediler. Titredi, yere düştü ve kendisinden geçip yerde çırpınmaya başladı. Bir müddet sonra kendine geldi, kalktı ve bir âyeti kerîme okudu. “Niçin cevap vermedin?” dediler. İbrahim Edhem, “Korktum ki eğer O’nun kuluyum desem, benden kulluk haklarını ister, değilim desem, bunu da diyemem” buyurdu.
İbrahim Edhem’e “Zamanın nasıl geçer” diye sordular, “Dört bineğim vardır: Allahü teâlâdan bir nimet gelince, şükür bineğine binerim. Tâat gelince ihlâs bineğine biner ilerlerim. Belâ gelince sabır bineğine biner yoluma devam ederim. Günâh vâki olunca tövbe bineğine biner istiğfar ederim” dedi. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, O’nu medh-ü senâ ederek, “İbrahim bin Edhem seyyid ve sevdiğimizdir” buyurmuşlardır. Bir gün yatsı namazını kılıp uzun uzun dua ederek, “Yâ Rabbi! Bana Müslüman olmayı nâsip et. Sâlihler zümresine kat” diye yalvardı. Sonra seccadesinin üzerinde tefekküre daldı. O sırada karşısına temiz kıyafetli, heybetli bir genç dikiliverdi. Yüzü ay gibi parlıyordu. Bembeyaz bir elbise giymişti. Çok güzel kokular sürmüştü, gülümsüyordu. İbrahim bin Edhem hazretlerini bir şaşkınlık aldı, Ona dönerek, “Siz kimsiniz” diye sordu. Gelen “Ben melekül-mevt’im. Ölüm vakti gelenlerin ruhunu kabzederim” dedi. “Allahın, iyi kullarının rûhunu alması için Azrail aleyhisselâmı güzel sûretli bir genç şeklinde göndereceğini” hatırladı, ölüm ânının geldiğini anladı. Kirâmen-kâtibin melekleri yaptığı iyi şeyleri yazmış, ona gösteriyorlardı. Gül ve karanfil kokuları arasında rûhunu teslim aldılar.
--------------
Kaynak: İslâm âlimleri ansiklopedisi
1-Ebedî ihsânına karşı, dünya ve âhiretin mülkünü ona verseler sevinmemelidir.
2-Dünya ve âhiret mülkü onun olsa, bunu daha sonra ondan alsalar kaybettim diye üzülmemelidir.
3-Övülmeye ve medh olunmaya aldanmamalıdır.
Huzeyfe-i Mer’aşî, İbrahim Edhem’e hizmet ederdi. Sebebini sorduklarında, “Mekke’ye giderken çok acıkmıştık. Kûfe’ye gelince, açlıktan yürüyemez oldum. ‘Açlıktan kuvvetsiz mi kaldın’ dedi. ‘Evet’ dedim. Hokka, kalem, kâğıt istedi. Bulup getirdim. ‘Bismillahirrahmanirrahim. Her şeyde, her hâlde sana güvenilen Rabbim! Herşeyi veren sensin. Sana her an hamd ve şükr eder, Seni bir an unutmam. Aç, susuz ve çıplak kaldım. İlk üçü, benim vazifemdir. Elbette yaparım. Son üçüncü sen söz verdin. Senden bekliyorum’ yazıp, bana verdi ve ‘Dışarı git v e Allahü teâlâdan başka kimseden bir şey ümit etme ve ilk karşılaştığın adama bu kâğıdı ver’ dedi. Dışarı çıktım. İlk olarak deve üzerinde birisi ile karşılaştım. Kâğıdı ona verdim. Okudu, ağlamaya başladı. ‘Bunu kim yazdı’ dedi. ‘Camide birisi’ dedim. Bana bir kese altın verdi. İçinde altmış dinar vardı. Bu adamın kim olduğunu sonradan etrafındakilere sordum. ‘Nasranî’dir (Yâni Hırıstiyandır) dediler. İbrahim Edhem’e bunları anlattım. ‘Keseye elini sürme. Sahibi şimdi gelir’ buyurdu. Az sonra Nasrânî, İbrahim Edhem’in huzuruna gelip, ‘Bu yazıyı siz mi yazdınız’ dedi. ‘Evet’ cevabını alınca, ‘Çok düşündüm, böyle bir yazıyı yazanın Allaha olan tevekkülü, ancak hak olan bir dinde olur. Bu parayı verdiğim kimseyi tâkip ederek huzurunuza geldim’ diyerek, kelime-i şehâdeti söyledi ve Müslüman oldu dedi”
İbrahim Edhem, bir gün köle satın almıştı. Ona “İsmin nedir?” diye sordu, köle “Ne diye çağırırsanız odur” dedi. “Ne yersin?” diye sordu, köle “Ne yedirirseniz odur” cevabını verdi. “Ne iş yaparsınız?” dedi, köle “Ne emrederseniz onu” dedi. İbrahim Edhem “Neyi arzu edersiniz?” diye sorunca, kölenin “Kölenin hiç arzusu olur mu? Onun arzu ile ne işi var?” cevabı üzerine İbrahim Edhem, “Ey miskin, acaba sen ömür boyu Hak teâlâya böyle kul olabildin mi? Kulluğu bundan öğren” diyerek ağladı.
Bir kimse kendisinden nâsihat isteyince; “Bağlı olanı aç, açık olanı kapa” buyurdu. O kimse “Bunu anlamadım” deyince; “Kesenin ağzını aç, cömert ol, açık olan dilini de tut konuşma” diye izah etti. Birisiyle arkadaş oldu. Bu arkadaşlıkları bir müddet devam edip, zaman gelip ayrılmaları gerektiğinde, arkadaşı “Uzun zaman arkadaşlık ettik, bir ayıbımı gördünse söyle bir daha yapmayayım” dedi. İbrahim Edhem, buna verdiği cevabında “Kardeşim sende bir ayıp görmedim. Ben saha daima sevgi gözü ile baktım. Onun için seni hep iyi buldum, senden gördüklerim hep iyi şeylerdi. Ayıp arıyorsan başkalarına sor” buyurdu. “Kalpler Allahü teâlâdan niçin perdelenir?” dediklerinde “Çünkü Allahın sevmediklerini severler. Bu fânî dünyanın sevgisi âhireti unutturur” cevabını verdi. Kendisine, “Sen kimin kulusun?” dediler. Titredi, yere düştü ve kendisinden geçip yerde çırpınmaya başladı. Bir müddet sonra kendine geldi, kalktı ve bir âyeti kerîme okudu. “Niçin cevap vermedin?” dediler. İbrahim Edhem, “Korktum ki eğer O’nun kuluyum desem, benden kulluk haklarını ister, değilim desem, bunu da diyemem” buyurdu.
İbrahim Edhem’e “Zamanın nasıl geçer” diye sordular, “Dört bineğim vardır: Allahü teâlâdan bir nimet gelince, şükür bineğine binerim. Tâat gelince ihlâs bineğine biner ilerlerim. Belâ gelince sabır bineğine biner yoluma devam ederim. Günâh vâki olunca tövbe bineğine biner istiğfar ederim” dedi. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, O’nu medh-ü senâ ederek, “İbrahim bin Edhem seyyid ve sevdiğimizdir” buyurmuşlardır. Bir gün yatsı namazını kılıp uzun uzun dua ederek, “Yâ Rabbi! Bana Müslüman olmayı nâsip et. Sâlihler zümresine kat” diye yalvardı. Sonra seccadesinin üzerinde tefekküre daldı. O sırada karşısına temiz kıyafetli, heybetli bir genç dikiliverdi. Yüzü ay gibi parlıyordu. Bembeyaz bir elbise giymişti. Çok güzel kokular sürmüştü, gülümsüyordu. İbrahim bin Edhem hazretlerini bir şaşkınlık aldı, Ona dönerek, “Siz kimsiniz” diye sordu. Gelen “Ben melekül-mevt’im. Ölüm vakti gelenlerin ruhunu kabzederim” dedi. “Allahın, iyi kullarının rûhunu alması için Azrail aleyhisselâmı güzel sûretli bir genç şeklinde göndereceğini” hatırladı, ölüm ânının geldiğini anladı. Kirâmen-kâtibin melekleri yaptığı iyi şeyleri yazmış, ona gösteriyorlardı. Gül ve karanfil kokuları arasında rûhunu teslim aldılar.
--------------
Kaynak: İslâm âlimleri ansiklopedisi