Hz. Süfyân-ı Sevrîden Hikmetler

.
Sevgili Peygamberimiz’in hayvan sevgisinin meşhur olduğu, yolda yürürken çürümeye yüz tutmuş bir köpeğin ölüsünün etrafa yaydığı koku sebebiyle yanındaki sahabeler burunlarını kapatması üzerine “Ne güzel dişleri var” diyerek, kötü görüntüsü yerine, dişlerinden bahisle iyi yanına dikkat çektiği malûmdur. Evliyâullahın da hayvanları çok sevdiklerine dair birçok örnek mevcuttur. Künyesi Ebû Muhammed olan İslâm âlimlerinin ve Tebe-i tâbiîn’in büyüklerinden Süfyân bin Said bin Mesrûk el-kûfî de mahlûkları pek sevdiğini önceki yazımızda çarşıda satın aldığı kuşu azad edip, o kuşun kısa adı Süfyân-ı Sevrî olan zâtı her gün ziyaret edip, ölünce kabrinin başında can verdiğini belirtmiştim. Bir gün de Hz. Süfyân’ın elindeki ekmekten hem kendisinin yediğini, hem de yanında bulunan köpeğe yedirdiğini görerek “Niçin böyle yapıyorsun?” diye soranlara “Sabaha kadar beni bekliyor, ben de namaz kılıyorum” demişti.
Birisi şâhid olduğu bir olayı şöyle naklediyor: Seher vakti zemzem kuyusunun yanında oturuyordum. Bir kimse gelerek, kuyudan bir kova su çekip, içti ve kalanını bırakıp gitti. Yüzünde örtü olduğu için kim olduğunu göremedim ve kalan suyu içtim. Tadı badem ezmesi gibiydi. O zamana kadar böyle lezzetli bir şey içmemiştim. Başka bir gün yine seher vakti yine aynı yerde otururken, yine bir kişi geldi, kovayı kuyudan doldurdu, bir kısmını içip gitti. Kalanını da ben içtim, bu sefer tadı bal şerbeti gibiydi. Geri döndüm, gitmişti. Başka bir gün yine aynı şeyler oldu, kalan suyun tadı bu defa şekerli süt gibiydi. Elbisesinden tutarak, ‘Allah için söyle, kimsin?’ dedim. O kimse ‘Ben hayatta olduğum müddetçe kimseye söylemeyeceğine söz ver’ dedi, ben de kabul ettim. Yüzünü açarak, ‘Ben Süfyân-ı Sevrî’yim’ dedi.
Hz. Süfyân, bir kişiyle birlikte evinin önünde duruyordu. Önlerinden, süslenmiş bir adam geçince yanında arkadaşı, bu adama bakınca Süfyân-ı Sevrî mâni olarak, “Eğer sizler bakmamış olsanız, o adam böyle süslenip, israf yapmazdı. Bunun israf etmekten meydana gelen günâhına siz de ortak oldunuz” buyurdu. Süfyân, dünyalık elde etmek için devlet adamlarına hizmet eden birine bu hâlden uzaklaşarak, Allahü teâlâya ibadet etmesini tavsiye etti. O kimse, “Ailemin geçimi ne olacak?” diye sorunca Süfyân, “Sübhanallah! Kendisine âsi olduğun hâllerde bile rızkını kesmeyen Allah’a, kendisine itâatkâr olduğun zaman rızkını vermez mi?” buyurdu.
Bir gün de “Ey Süfyân! Güç ve tâkatınızın üzerinde ibadet ve nefsinizle mücadele ediyorsunuz. Nefsinize biraz merhamet etseniz yine muradınıza erersiniz” dediler. Süfyân-ı Sevrî “Ey kardeşlerim. Âlimlerden duydum ki, kıyamet günü Cennet ehli Cennete girip, makamlarına varınca Cennetin yedi katını aydınlatan bir nur görürler. O kimseler bu nurun Allahü teâlânın cemâlinin nuru olduğunu sanarak, secdeye kapanırlar. Sonra Allah tarafından bir nidâ gelip, ‘Siz başınızı secdeden kaldırın. Bu nur, Allahü teâlânın cemâlinin nuru değildir. Bir hûri’nin, sahibinin yüzüne güldüğünde meydana gelip, bu kadar yükselen nurdur’ buyurdu. Bu hûrileri isteyenler kınanmazlar ise, Rab’lerini isteyenler nasıl kınanabilirler” dedi.
Süfyân-ı Sevrî’ye bir gün birisi gelerek, “Peygamber efendimiz bir hadis-i şerîfinde; ‘Çok et yenen bir hane halkından Allah nefret eder’ buyuruyor. Buradaki hane halkından murad nedir” diye sordu. Hz. Süfyân, “Gıybet edenlerdir. Çünkü, gıybet edenler başkalarının etini yerler” buyurdu. Talebelerinden birisi sefere çıkacak olsa, ona “Eğer gittiğiniz yerlerde satılık ölüm görürseniz onu benim için satın alınız” buyururdu. Vefatı yaklaştığında çok ağlıyordu, “Ölmeyi çok arzu ediyorum. Lâkin ölümümün nasıl olacağını bilemediğim için çok korkuyorum. Bu sefere çıkmak gayet güçtür. Başka seferlere çıkmak gibi, bir âsâ ve bir kab su yetmiyor” deyince, dostları kendisine “Cenneti beğeniyor musun?” diye sordular. Bunlara cevaben “Siz ne söylüyorsunuz? Benim gibi birine, hiç Cenneti verirler mi?” cevabını verdi. Süfyân-ı Sevrî Basra’da hastalandı. Karnı ağrıdığı için devamlı abdesti bozuluyordu. Abdestsiz olarak ölmek korkusuyla o gece altmış defa abdest aldı ve hasta haliyle namaz kıldı.
Vefatından az önce “Beni yatağımdan indirip, yüzümü yere koyunuz, çünkü vakit tamam oldu” buyurdu. Hz. Übdullah, Süfyân-ı Sevrî’nin yüzünü toprağa koyup, dostlara haber vermek için dışarı çıkıp, onları hazırlanmış olarak bekler bulunca “Size kim haber verdi?” diye sordu. Hepsi de “Rüyada haydi kalkın. Süfyân’ın cenaze namazına hazırlanın diye bir ses işittik” dediler. Vefat ettiği gece “Vera ve dinde hassasiyet sahibi Süfyân vefat etti” diye bir ses duyuldu. İçeriye girdiklerinde Süfyân son anlarını yaşıyordu. Biraz sonra da kelime-i şehâdeti söyledi ve ruhunu teslim etti. Vefatından sonra rüyasında onu gören birisi kendisine “Efendim, mezar daracık bir yerdir. Hem karanlık, hem de yalnızlıktır. Buna sabretmeniz nasıl mümkün oluyor” diye sorunca, cevaben “Benim mezarım Allahü teâlânın izni ile genişledi ve Cennet bahçelerinden bir bahçe oldu ki, o bahçede Cennet kuşları ötüşüyorlar” dedi. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri