Uzun süredir Konya dışında yaşıyorum. Bu yüzden formasını gururla giydiğim takımımı ancak televizyondaki maç yayınlarından ve köşe yazarlarının yorumlarından takip edebiliyorum. Bursaspor mağlubiyetiyle ilgili yerel basında çıkan köşe yazılarını ve haberleri okuduğumda Aykut Hoca'nın sahaya sürdüğü onbir ve sonrasında maç içinde yaptığı değişiklikler üzerine ciddi şikayetlerin olduğunu gördüm.
Bu şikayetleri bir yere kadar anlamak mümkün. Ama kimi zaman bu eleştirilerin destek noktasının olmadığını müşahade ediyorum. Köşelerinde 90 dakikayı analiz edenlerin tribündeki taraftarlardan bir farkı olmalı. Taraftar karşınızdaki takım Real Madrid bile olsa kazanmayı ister. Kaybettiğiniz zaman ortaya koyduğunuz iyi futbolun hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bu son derece doğaldır. Ama spor yazarları kaybedilen maçlarda oynanan iyi futbolu mutlaka dikkate alıp o şekilde yorum yapmalıdır.Kimi zaman kaybedilen bir maçtaki tatmin edici oyun ileride oynanacak karşılaşmalara umutla bakmanızı sağlar.
Aykut Hoca'nın hazır olmayan bir futbolcuyu oynatarak bindiği dalı keseceğine inanmıyorum. Ayrıca takımın başına dün gelmiş biri de değil, yanlış yerde yanlış futbolcuya şans versin. Dolayısıyla şu dönemde futbolcularının kapasitelerini, nerede ne yapabileceklerini en iyi bilenlerin başında geldiğini düşünüyorum. Hafta boyunca futbolcunun aldığı nefesi bilen bir hocanın onbir tercihlerine saygı duyulmalı.
Sportif alanlarda her türlü yorum ne yazık ki bütün dünyada sonuca endeksli yapılıyor. Sonuç elbette önemli. Ancak telafisi mümkün olmayan olağanüstü durumlar haricinde gemilerin yakıldığı, şahısların hedef tahtası haline getirildiği değerlendirmeleri doğru bulmuyorum.
Esasında yazıya başlarken asıl anlatmak istediğim konu şuydu... Yıllardır bir arpa boyu yol alamıyoruz. Her yıl orta sıralarda yer edinebilmenin planlarıyla yola çıkıyoruz. Kimi zaman başardığımız oluyor. Ama genel itibariyle sürekli düşme korkusu yaşayan takımların içinde yer alıyoruz.
Konya yeni stadıyla göz kamaştıran bir şehir oldu. Başta dört büyükler olmak üzere bir çok süper lig takımı seyircilerinden yediği yumrukla nakavt olmuş durumda. Ama Konya için tablo hayli farklı.
Yıllar önceki heyecanın yavaş yavaş yeniden kazanıldığı şu günlerde artık bir sonraki senenin planları yapılmalı. Büyük değil çok büyük düşünülmeli. Daha sezon başlarken "küme düşmeyelim yeter" zihniyetinden bir an önce uzaklaşılmalı. Beklentileri uyuşturulan ne verilirse" tamam kabulüm" diyen taraftara yeni stadın AMATEM etkisi yaptığını görüyorum. Taraftar artık orta sıraları hedefleyen bir takım izlemek istemiyor. Gazeteciler spor yazarları da aynı şekilde düşünüyor. Biraz mübalağa edeceğim ama heyecanımız yüzyıllardır yerlerde sürünüyor. Birilerinin bu heyecanı ayağa kaldırması gerekiyor.
Şimdiden bir konuda yönetimin dikkatini çekmek istiyorum. Biz Balıkesirspor değiliz ki bu sene durumumuza bakalım seneye bir çaresini buluruz diye yola çıkalım. Şimdi yöneticilerin uzaktan davulun sesi hoş gelir dediklerini duyar gibiyim. Hak vermiyor değilim. Bir kulübün süper ligde tutunabilmesini sağlamak bile büyük başarı.
Minnettarız...
Ama taraftarla Konyaspor'un ilişkisi artık 50 yıllık evli çiftler gibi. Saygı var, sevgi var, hamilik var, vefa var lakin aşk ve heyecan ara ki bulasın...
Sözün özü; Torku Konyaspor bir şekilde ligde kalır. Endişelenmeye mahal yok. Önemli olan bu takım hep bu minvalde mi gidecek. Hep böyle, tatsız, tutsuz, heyecansız bir takımın peşinden mi sürüklenip durucağız buna karar vermek gerek.