Her Kerâmet, Bir Hikmet Taşır!

.

Evliyâ derecesine yükselmiş, ilmi ile âmil marifet sahiplerinin gelişigüzel şekilde ve yerde kerâmet göstermedikleri bilinir. Buna rağmen, Allah dostlarının hâl ve ifadelerinde zaman zaman meydana gelen fevkalâdelikler insanlar için birer hikmet taşır. Önemli olan bunlardan ders çıkarmaktır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek, en büyük velîyi “Allah izin verdiği takdirde, dünyayı portakal gibi ikiye şakkedici (yarma, ayırma) bir kudrete sahip olan” diye tarif ederek, bununla birlikte Allah’ın velî kullarının kudret ve “Silsile-i aliye” deki derecelerinin değişik olduğunu belirtir. Asrının müceddidi, Nakşibendi tarikatı Hâlidi kolunun büyük mürşidi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden zuhur eden sayılamayacak kadar çok kerâmet görüldüğü kaydediliyor. Dilden dile dolaşan ve çeşitli eserler yazılan bu kerâmetlerden bazılarını okurlarımın bilgisine sunmak istiyorum:

Âlim ve fazîlet sahibi olan Şeyh Muhammed Hafız Urfalı anlatır: “Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, Bağdat’ta kalan hanımı ve oğlu Şihâbüddîn’in Şam’a gelmesi için mektup yazdı. Onlar da yola çıkıp Urfa’ya geldiler. Bu sırada Mevlânâ Hâlid, bana ‘Hafız! Çoluk çocuğumuz Urfa’ya gelip, sizin evinize indiler. Lâkin Şihâbüddîn vefat eyledi” buyurdu. Bu sözü söylediği tarihi yazdım. Sonra Urfa’ya gittiğimde sordum, tam Şihâbüddîn’in vefatı vâki olduğu tarihti”

Sultan Mahmud Han’ın saray hizmetçisi olan Halil Efendi Hacca gitmeye niyet edip, İstanbul’dan Üsküdar’a geçtiğinde, Üsküdar mezarlıklarının içinden bir zât, elinde bir mektup olduğu hâlde hızlı adımlarla ona doğru gelerek “Aman Hacı Halil Efendi şu mektubu al. Lütfen Şam’a varınca velîlerin önderi, âriflerin büyüğü Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî haz retlerine veriniz ve verdiğiniz tarihi de unutmayınız. Döndüğünüzde cevabını alırız” diyerek uzaklaştı. Halil Efendi Şam’a varıp, Valinin konağına misafir oldu. O akşam Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, hizmetçisine feneri hazır etmesini, valinin konağına gideceklerini bildirdi. Konağa varınca vali kendisini hürmetle karşılayıp, “Efendim, teşrifinizden çok memnun olduk. Bunun bu gecede olmasının hikmeti olsa gerek” dedi. Halil Efendi de orada idi. Mevlânâ Hâlid hazretleri bir müddet oturup, sonra ayağa kalktılar ve “Gidelim” buyurdular. Vali ve Halil Efendi de ayağa kalktılar. Mevlânâ Hâlid hazretleri gitmekten vazgeçerek oturdu, az sonra tekrar ayağa kalktı. Bu hâl üç defa tekrar etti. Son defa kalktığında Halil Efendi’ye dönerek, “Bizim sizde bir emaretimiz vardır” buyurdu. Halil Efendi de “Efendim böyle bir emanet yoktur” dedi. Bunun üzerine Mevlânâ Hâlid, “Elbet olacak. Cebinize veya eşyanıza baksanız” buyurdu. Halil Efendi’nin hatırına mektup gelmeyince bu defa; “Halil Efendi! Üsküdar mezarlığından geçerken bir zat size bir mektup vermişti” deyince, Halil Efendi hatırladı ve elini cebine sokup, çıkarıp mektubu verdi.

Mevlânâ Hâlid hazretleri “Hacı Halil Efendi bizim misafirimizdir” buyurunca, Hacı Halil Efendi de “İnşaallah hacdan sonra efendimizin ayaklarının toprağına yüzümü sürerim” dedi. Mevlânâ Hâlid hazretleri; “Nâsib” buyurdu ve daha sonra mektubu açıp okuyup, “Bize hüsn-i zan etmişler. Zannettikleri gibi olsun” buyurdu. Hacı Halil Efendi hacdan sonra bizi bulamazsınız buyurmasının hikmetini anlayamayıp Hicaz yoluna koyuldu. Mekke-i Mükerreme’ye geldi. Kalabalık bir cemaatin cenaze namazı kıldığını görünce, “Ortada cenaze yok. Kimin namazını kılıyorsunuz” diye sordu. Onlar da “Şam’da Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri vefat etti. Onun namazını kılıyoruz” cevabını verdiler. Bu haberle Halil Efendi kendine geldi ve Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin kerâmetini anladı. Hac dönüşü Üsküdar’a geldiğinde kabristanın kenarında mektubu veren o zâtı gördü. O zât Halil Efendi’ye “Efendim! Siz mektubu verdiniz, bizim de işimiz oldu” diyerek yanından ayrıldı.

Mevlânâ Hâlid hazretleri, birgün yolda yürürken bir hıristiyana nazar ve iltifat etti. Hıristiyan, feryad edip, cezbeye kapıldı ve ağlayarak Mevlânâ Hâlid’in arkasından yürüdü. Hânegâha girip, Müslüman olarak saadete kavuşanlar arasına dâhil oldu. Bu hâl açıkta olduğundan herkes gördü. Şam’da tâûn hastalığı meydana gelmişti. Mevlânâ Hâlid hazretleri oradan ayrılmak istemediler. Tâûn’dan ölenin şehid olacağı hakkında hadîs-i şerîfleri okur ve bu yüksek dereceye kavuşmak isterlerdi. O sırada birisi gelip; “Efendim dua edin de bana tâûn bulaşmasın” diye yalvarınca, ona dua ettiler. O kişi kurtuldu. Kendileri için ise; “Rabbine kavuşmayı istememekten hayâ ederim” buyurdu. Mevlânâ Hâlid, Şeyh Abdülvehhâb Sûsî’yi vekil olarak İstanbul’a gönderdi. O da devlet adamlarıyla görüşüp, kibir ve ucuba kapılınca talebelikten reddedildi. Şeyh Abdülvehhâb, Şeyh Yahya Mezverî’ye giderek af edilmesi için tavassutunu rica etti. Yahya Mezverî, durumu Mevlânâ Hâlid’e arzetti, fakat Hâlid-i Bağdâdî “Af etmek benim elimde olsa af ederdim. Ne çâre ki Silsile-i aliyye’nin büyüklerinin ruhları onu kapılarından tard etmişlerdir” buyurdu.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri