Hayırlı Mağlubiyet

.

Geçtiğimiz yıl deplasmanda oynanan ve ilk yarım saatte filelerden üç top çıkardığımız Kayseri Erciyes maçını hatırlamayan yoktur sanırım.

İşte bu maç Torku Konyaspor için “hayırlı mağlubiyet” olarak tarihe geçmişti. O karşılaşmadan sonra ligin sonuna kadar bambaşka bir Konyaspor izlemiş, puan cetvelinde üst sıralara tırmanışını büyük bir gururla takip etmiştik.

Umarım yeni bir “hayırlı mağlubiyet” ile karşı karşıyayızdır. Galatasaray önünde alınan farklı mağlubiyet yeni bir çıkışın sembolü olur ümidini taşıyorum. Gönlüm böyle olmasını arzu ediyor.

Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne…

Geçtiğimiz yıl transfer döneminde Aykut Hoca’nın olmaması  “Bu takımı ben oluşturmadım” savunması ile karşımıza çıkmıştı. Hoca’nın artık bu anlamda bir savunması olmadığı gibi karşı bir argüman üretecek durumda da değil. İzlediğimiz takım Aykut Kocaman’ın eseridir.

Bir süreden beri basında ve sosyal medyadaki yorumları takip ediyorum. Genel anlamda yazıların, söylemlerin ve şikayetlerin tamamına katılıyor olsam da “vurun abalıya” mantığını da kabul etmekte zorlandığımı ifade etmeliyim.

Hoca’nın, elindeki kadro göz önüne alındığında geçtiğimiz sene oynattığı sistemde ısrar etmesi, oyuncu tercihlerinde yaptığı hatalar, 4-1’lik mağlubiyet sonrasında kamuoyundaki öfkeyi artırırken, Aykut Kocaman’ın rahat çalışması için işlerine karışmamaya özen gösteren Ahmet Şan ve yönetimini de zor durumda bıraktı.

Her fırsatta “bu takıma transfer gerekmiyor sezon sonunda 50-60 puan toplarız” diyen Kocaman ilk üç hafta sonunda kendisi dahil herkesi hedef tahtası yapmış durumda.

Esasında öfkenin kaynağı Galatasaray’a kaybedilen 3 puan değil. Süper lig’de Galatasaray’a kaybetmek son derece doğal. Lakin spor kamuoyunu tatmin etmeyen başka şeyler var. Takımın ortaya koyduğu futbolu bir tarafa bırakın mücadele gücü hiçbirimizi tatmin etmiyor. Bir Süper lig takımı kötü oynayabilir, o gün klas oyuncuları gününde olmayabilir, hatta futbola yeni başlamış acemiler gibi akla ziyan hatalar yüzünden goller yiyebilirsiniz. Lakin bu seviyedeki bir takımın kötü mücadele etme lüksü yoktur. Mücadele sadece sahada çok koşuyor olmak demek değildir. Nitekim Torku Konyaspor  takımı son karşılaşmada toplamda 117 Galatasaray ise 107 km koştu. Aradaki akıl almaz farka baktığımızda 4-1’lik sonuç koşuların şuursuzca gerçekleştiğini gözler önüne seriyor.

Henüz takım hüviyetine bürünememiş bir ekibi ve hocasının tercihlerini sorguluyoruz. Galatasaray 10 kişi kaldıktan sonra bu takımın neden rakibini kendi sahasına hapsedemediğinden yakınıyoruz. Maçın kırılma noktasının bu süreçteki tercihler olduğunu hepimiz az çok biliyoruz. Galatasaray son yarım saatte normalde bir ya da iki kez üzerimize gelebilecekken, tempoyu ve baskıyı artıramayan, rakibin bir eksikle top yapmasını engelleyemeyen, ikili mücadeleleri kazanamayan, üçüncü bölgede çoğalamayan bir ekibe sahip olduğumuz için, ritmini bulamayan performansı eleştirilen ve 10 kişi kalan takımın kaç kez kalemize akın yaptığını yazmaktan utanıyorum.

Maçın istatistiklerine ve bu istatistiklerin analizine hiç değinmeyeceğim. Herkesin ortak bir payda da buluştuğu maçlarda istatistiklerin hiçbir önemi yoktur. Ama ben yine de dikkat çeken bir istatistiği paylaşmak isterim. Galatasaray 10 kişi kalıncaya kadar bir ara topla oynama oranının yüzde 60’ların üzerinde olduğunu ve Konyaspor için ise bu rakamın yüzde 30’larda kaldığını görmek canımızı yakan bir başka unsurdu. Kendi sahasında kendi seyircin önünde top oynayacaksın ve yüzde 30’lara hapsolacaksın. Konyaspor’un bugünkü şartlarda geçtiğimiz yüzyılın futbolunu oynadığını söylersek çokta abartmış olmayacağımızı düşünüyorum.

Her şeye rağmen takıma yeni dahil olanlar ve kulübede oturanların katkısıyla çok daha iyi bir Konyaspor izleyeceğimize eminim. Ligin henüz başındayız. Bugün geldiğimiz noktada karamsarlığımız Süper Lig’in şampiyonluğuna oynasa da köprünün altından çok sular akacağını ve bir iki ay sonra çok daha farklı konuları tartışabileceğimizi söyleyebilirim. Biraz daha sabır diyeceğim ama bu yazıyı okuyanların büyük bir bölümünün de sabır taşı çatladı dediklerini duyar gibiyim. Yine de birer Konyaspor sevdalısı olarak bizlere yakışan sabretmek ve kötü günde takımın arkasında olabilmektir.

Üç  maçta istediğimiz puanları alamamış olabiliriz ama hala altımızda takımlar olduğunu ve bir galibiyet ile üst sıralara çıkacağımızı unutmamak gerek. Bu taraftar, basın, spor kamuoyu her zaman şartlar ne olursa olsun takımın arkasında yer alır. Yeter ki Konyaspor oynadığı futbol ve ortaya koyduğu mücadele ile bize o ümidi versin…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri