Hayatın İçinden Kısa Kısa - 94

Hayatın İçinden Kısa Kısa - 94

HZ. PEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAV) HAYATINDAN İBRETLİK BİR TABLO

Peygamber Efendimiz (sav), Sahabilerle mescidde otururken bir fakir geldi. Ya Resul Allah, açım beni doyur. Peygamberimiz (sav) evlerine haber gönderdi. Evlerinde yiyecek yoktu. Sahabilere döndü, “Bu fakiri kim doyurur?” Ensardan Ebu Talha (ra), ben misafir edeyim dedi ve evine götürdü. Hanımına yiyecek var mı? Çocuklar için az bir şey var. Ebu Talha (ra) hanımına, çocukları uyut. Az yiyeceği de getir. Kandili de söndür. Biz de yer gibi yapalım. Misafir doysun. Öyle de yaptılar. Ebu Talha (ra) sabahleyin Peygamberimizin (sav) yanına geldi. O anlatmadan Peygamberimiz (sav) “Akşam yaptığınızdan, Allah (cc) razı oldu. Cebrail (as) bana, akşam olup biteni haber verdi.”dedi

İslam ahlakında îsar (diğergamlık) vardı. Yani kendine ihtiyaç varken, kardeşine vermek. Ya Rabbi, dinimiz İslam ne güzel. Bizi Müslüman bir anne babadan, Müslüman olarak yarattın. Sana şükürler olsun. Kuranı Kerim ve Sünneti Nebevide ne emredildiyse, hepsine itirazsız inandık ve iman ettik.

ZULME KARŞI BİRLİK OLMAK HİLFUL FUDÜL NEYDİ

İslam’dan önce Mekke’ye gelenler, Kabe’yi tavaf eder. Sonra ticaret yaparlardı. Dışarıdan gelen bazı tüccarların mallarına, Mekke’nin yerlileri el koyar. Mallarını alır paralarını vermezlerdi. Zenginler, fakirlere zulüm ediyorlardı. Bu durumdan rahatsız olan bazı hanîf dinine mensup (tek Allah’a inanan) olan insanlar vardı. Bu duruma mâni olmak için, Hilfül fudül (erdemliler cemiyeti) kurdular. Adaleti tesis etmek, yolsuzlukları önlemek için, söz birliği etmişlerdi. O tarihlerde Peygamber Efendimiz (sav) gençti. Peygamberimizle birlikte (sav) Hz. Ebu Bekir (ra) bu cemiyetin üyeleri idi. O yıllarda Peygamberimize Peygamberlik görevi verilmemişti. Yıllar sonra bir sohbet esnasında insan hakları konusu açılınca, Peygamber Efendimiz (sav) o günleri yad ederek, “Şimdi de böyle bir cemiyet kurulsa yine üye olurum.” demiştir.

İSLAM’DA ZEKâT ADABI NASIL OLMALIDIR

Ali Ulvi Kurucu hocamız anlatıyor; “Topbaş ailesi, hayırsever bir ailedir. Hepsini çok severim. Ancak Hulusi Topbaş Beyi ayrı bir severim. Hulusi beyi ilk defa 1945 yılında, Mısırda ben talebe iken görmüştüm. Daha sonra biz Medine-i Münevvere’ye yerleştik. Kendisi hac ziyaretinde bize de uğrardı. O gelince, biz ihtiyaç sahiplerinin listesini hazırlar, ona verirdik. O da fakirlere yardım ederdi. Daha sonra liste dışı bazı isimler de olurdu. Özür dileyerek, o isimleri de verirdik. O da bize, ben sizden özür dilerim. Siz beni borçtan kurtarıyorsunuz. Dinim beni Müslüman kardeşlerime borçlu kılmış. Ben de borcumu ödüyorum. Namaz, oruç neyse zekâtta o dur. “

Bu hatıradan anlıyoruz ki; Zekât, fakirin zenginde bir alacağıdır. Ayrıca zekât Allah’ın (cc) bir emri olup, Allah’ın (cc) verdiğinden vermek, Müslüman üzerine farzdır. İslam’ın her emrinde büyük hikmetler olduğu gibi, zekât emrinde de birçok hikmetler vardır. Zekâtı verirken, açık verildiği gibi, alan insanları da rencide etmemek ve içten gelerek, severek vermek yukarıda ki hatırada olduğu gibi, Hulusi Topbaş Beyin davranışı ve söyledikleri bize ibret olmalıdır.

Hoşça kalın. Allah’a (cc) emanet olun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri