ENDONEZYA NASIL İSLAM’A GİRDi? DİKKATLE OKUYALIM
Bir Müslüman tüccar, kumaş satmak üzere Endonezya’ya gitti. Mallarını çok uygun şartlara satıyordu. Yanında çalışan birisi, bir müşteriye bir kumaş satmış, ancak yüksek fiyatla vermişti. Bunu öğrenen Müslüman tüccar, yanındaki kişiye malı alanı buldurdu. Alınan fiyat fazlasını, iade etti. Bu olay şehirde duyuldu. Kralın kulağına kadar gitti. Kral tüccarı çağırıp, işin aslını öğrenmek istedi. Müslüman tüccardan olayı dinledi ve hangi dinden olduğunu sordu. Tüccar ben Müslümanım, bizim dinimizde kul hakkı çok önemlidir. Dinimiz, kul hakkına riayet etmeyi emreder. Kral, İslam hakkında daha başka bilgiler aldı ve halkıyla beraber Müslüman oldu. Bugün Endonezya 250 milyon nüfusuyla büyük bir İslam ülkesi.
Bu olay bize şunu anlatıyor; İslam, sözden ziyade uygulamalarla daha etkili oluyor.
Hz. Ömer (ra) Efendimiz; “İslam’ı halinizle, yaşayışınızla tebliğ edin.” buyurdular. Halife iken yayınladığı genelgeleri, aile ve yakınlarına tatbik ederdi. Sahabe sordu. Halimizle, İslam’ı nasıl tebliğ edeceğiz? Cevap; “İslam’ı güzel yaşayacaksınız, bu halinizle sizi sevenler, İslam’ı sevecekler.”
Günümüzün esnafı, tüccarı, sanayicisi, fakiri ve zengini herkes bu usule uymalıdır. Huzur ve rahat istiyorsak, iyi Müslüman olmak gerekir.
GÖZ VE GÖNÜL TOKLUĞU KİŞİYE NASIL İZZET VERİR?
Osman Nuri Topbaş (ks) Üstadımız anlatıyor; “Aziz Mahmud Hüdayi vakfından bir anne ve oğluna yardım ediyorduk. Kadının çocuğu felçli idi. Bir gün anne geldi, teşekkür etti ve dedi ki, oğlum öldü. Sizin verdiğiniz parayla, cenazesini kaldırdım. Kendi başıma kaldım. Kendi kendime yeterim. Bize verdiğiniz parayı, başka birine verin.”
Bu olay, bize vakıflarımızın yaptığı hizmetlerin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Ayrıca az da olsa yardım alanların tok gözlülüğünü gösterir. Osmanlı medeniyetimizde, sadaka taşları vardı. Konya’da da hâlen mevcut. (Hacı Fettah Cami, Kıble karşısı) yardım etmek isteyen, oraya parayı bırakır. İhtiyaç sahibi olan da, ihtiyaç kadarını alırdı. Veren el, alan el belli olmazdı. Bizler bu konuda ecdadımızla ne kadar övünsek azdır. Övünmek yetmez. Onlar gibi vakıflar, dernekler ve sadaka sandıkları kurmalıyız. Osmanlıda fakir vardı fakat dilenci yoktu.
YİNE İBRETLİK BİR OLAY
Osman Nuri Topbaş (ks) Üstadımız devamla anlatıyor; “ Aziz Mahmud Hüdayi vakfımızdan, eşi hasta Hollandalı bir aileye yardım ediyorduk. Vakfa bir gün, bir mektup geldi. Artık beyimin borçlarını ödedim. Onu kul hakkından kurtardım. Kendi emeğimle geçinebiliyorum. Bize yaptığınız yardımı kesin ve başka ihtiyaç sahiplerine verin. “
Bu tür olayları, ne kadar özlemişiz. Okurken, yazarken ne kadar sevindiğimizi tarif edemem. Olayda, eşine sadık bir hanım, aynı zamanda diğerkâm. Benim ihtiyacım bitti. O yardımı başka bir kardeşim alsın.
Allah (cc) bu tür vakıflarımızın sayısını artırsın. Âmin. Sizlere acizane tavsiyem, çevrenizde bulunan vakıf ve hayır dernekleriyle ilgilenin. Bedenen veya mâlen yardımcı olun. İnşallah.
Hoşça kalın. Allah’a (cc) emanet olun.