HAYAT VE ÖTESİ
Dünya fani. Kuranı Kerimin ifadesiyle oyun ve eğlenceden ibaret. Kuranı Kerim bütün ayetleriyle mucizedir. Kuranın bu Ayetlerinin geliş izahı ve uygulamaları da Peygamberlerle bizlere iletilmiştir. İnsan dünyada ya sağdır Ya hastadır ya da ömrü tamamlamıştır ahiret yolculuğuna çıkmıştır. Her gün binlerce insan doğar. Binlercesi ölür hatta biz onları cenaze namazlarını kılar tabutlarda omuzumuzda taşır kabre koyar üzerine toprak örteriz. Halbuki unuturuz ki bir gün birileri de bizim cenaze namazımızı kılacak tabutta omuzlarında taşıyacak kabirde üzerimize toprak örtülecektir. Heyhat ne çabuk unutuyoruz. Kabristandan çıkmadan ölümü unutuyoruz. Dünyaya dalıyoruz. Bir türlü dünya ahiret dengesini tutturamıyoruz.
Hz. İlyas (as) Peygamberdir. Tefsirlerimizde onunla ilgili şöyle bir olay anlatılır: Azrail (as) (ölüm meleği) onun yanına geldi. İlyas (as) onu görünce ürperdi korktu. Azrail niye korkuyorsun diye sebebini sordu. “Hayır korkmuyorum. Ancak dünyada Rabbime kulluk yapıyordum. Bundan da büyük zevk alıyordum. Bana verilenleri de milletime tebliğ ediyordum şimdi kabre konunca bunlardan mahrum olacağım.” Cevap böyle idi şimdi Allah aşkına dikkatle sabırla cesaretle bu olayı düşünelim. Peygamber bile Azrail’i görünce ürperiyor. Rabbine kulluk yapmanın güzelliğini anlatıyor. Müslümanların ibadetlerinden zevk alacağını anlatıyor. Yani hayatın belirli bir sınırı olduğunu anlatmak ister. Biz şimdi düşününce ölüm, kabir, mahşer, hesap, mizan, sırat, cehennem, cennet bunları bir hakikat olarak biliyoruz. Ancak yazan da okuyan da gereği gibi korkmuyor. Hazırlık yapmıyor. Ahiret hesabından Peygamberlerin korktuğu yerde bizlerin hali nice olur.
Hz. Nuh Peygamberimize 250 yaşında Peygamberlik verildi. Kuranı Kerim ifadesiyle 950 yıl yaşadı. (Bin yıldan eksi elli yıl)) Cebrail (as) kendisine sordu. Ya Resulullah sen Ulül’azm Peygambersin. Senden sonrakilere örnek olmak üzere dünyayı bir tarif et. O da şöyle cevap verdi “Dünya şuna benziyor. Büyük bir saray yapmışlar. İki kapı koymuşlar. Birinden girdik. Birinden çıkıyoruz.”
Bizdeki ‘dünya iki kapılı bir handır’ sözü buradan gelmiş olsa gerek. Bu dünyaya gelen ölmek üzere gelmiştir. Dünyaya geldiği günde ömründen bir gün tükenmiştir. Saatlerin akrep yelkovanına bakın. Durmadan ilerliyor. Takvim yapraklarından her gün bir yaprak düşüyor. Yani dünya arkamızda. Yönümüz ahirete dönük süratle gidiyoruz.
Farkında mıyız bilmem. Ömür hızlı çabuk geçiyor. Bir de bakmışız ki hastayız. İbadetlerimizi layıkıyla yapamıyoruz. Yemeden içmeden kesilmişiz. Artık dünya ile alakamız saatlere dakikalara kalmış.
Sonuç telefonlarda atılan bir mesaj. Camilerde verilen bir sela ile ölüm haberi. Bu yazıyı yazdıkça nefsimiz durmadan itiraz ediyor. Şeytan kanımızda devamlı dolaşıyor. Hal bu. Seçim bize ve size ait. Allah hepimize son nefeste iman ihlas versin. Gideceğimiz yeri görmeden vefat etmeyelim. Âmin.
Hoşça kalın. Allah’a (cc) emanet olun.