EN BÜYÜK HASTALIK NEDİR TEDAVİSİ NE
Rivayete göre, İsa (as) Peygamberimiz bir gün, teni alacalı ve şakakları çökmüş hasta bir adama rastladı. Adam sanki hastalıklardan habersiz, kendi kendine şöyle deyip şükrediyordu: Ya Rabbi, sana sonsuz hamd-ü senalar olsun ki insanların pek çoğunu müptela kıldığın dertten, beni kurtardın. İsa (as) Peygamberimiz adamın iman derecesini ölçmek üzere şöyle sordu, Ey Allahın kulu, Allah’ın (cc) sana vermediği hangi dert kalmış ki? Hasta şöyle dedi, Ey Ruhullah, en feci hastalık ve bela, kalbin haktan gafil ve mahrum olmasıdır. Şükürler olsun ki ben Allah’la (cc) beraber olmanın zevk ve huzuru içindeyim. Kalbim o kadar Allah’la (cc) beraber ki bu yaralardan ve hastalıklardan adeta haberim bile yok.
Hz. İsa (as) Peygamberimiz ile hasta ümmeti arasında geçen bu konuşma bize çok şeyler anlatmaktadır. Eğer hasta da olsan, kalbi Allah’a (cc) tam manasıyla bağladığımız zaman acı ve ıstıraplar neşe ve huzur kaynağı olur. Unutmayalım ki bela ve musibetlerin en büyüğü, Peygamberlere sonra onun yolunda olanlaradır. Bazen insanlar bela ve musibetlerle o kadar çok imtihan olur ki o kulun üzerinde hiçbir masiyet kalmayıncaya kadar devam eder. Kul, mahşerde amel defterini görünce, birtakım sevaplar vardır. Nereden geldiğini Rabbine sorar. Cevaben kendisine, hastalandın, şükrettin, sabrettin. Onun karşılığında Allah (cc) sana bu sevapları verdi. Buna karşılık Kul der ki keşke dünyada daha çok hastalansaydım. Maddi ve manevi hastalıklara şifa olması dileğiyle, büyük üstadımız Said-i Nursi Hz.lerinin hastalar risalesini okumalarını tavsiye ederiz. Ayrıca sabredenlere Hz. Eyüp (as) Peygamberimizin başından geçen hastalıklar örnektir.
Ahirette Cenabı Hak, dünyadaki hastalıklarına itiraz edenlere Hz. Eyüp (as) Peygamberimizi örnek gösterecektir.
İLMİN MESULİYETİ VAHİY İLE AHENGİ
Büyük Sufi Allah (cc) Dostu Hz. Mevlâna (ra) Mesnevi adlı eserinde şöyle yazdı; ” Gönlü ihya eden ilim saadet verir, insana dost olur. Fakat sadece kuru bilgi ise insana yük olur. İnsan, o vebalin hesabı altında perişan olur. “ Yani ilim, ameli varsa değer kazanır. Yoksa zahirde taklit yahut riyaya dönüşür. İnsana kıymet kazandırmaz. Hatta vebal yükler. İlim, vahiy ile bir ahenk teşkil etmelidir.
Akıl, iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. Maksadının dışında yanlış ve zararlı bir şekilde kullanılmaya müsaittir. Hz. Mevlâna (ra) ve benzeri Allah (cc) dostları, Peygamber Efendimizin (sav) aklına ve ahlakına hayran olmuşlar. Hz. Mevlâna (ra) bu konuda akıl, Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) kurban olsun buyurmuştur. Aklın durduğu yerde, nakil yani vahiy devreye girer. Bunun özeti de Kitap ve Sünnettir.
Gözün bir görme hududu, kulağında bir işitme hududu vardır. Akılda böyledir. Onun da bir anlama hududu vardır. Daha ötesine çapı yetmez.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) HZ. EBU BEKİR (RA) İLE HİCRET YOLUNDA
Cebrail (as) indi. Rabbimizden şu haberi getirdi. Yanına Ebu Bekir’i al, birlikte Medine’ye hicret et. İzin böylece çıkmıştı. Bu şerefli yolculuğa mâni olmak isteyen müşrikler, Peygamberimizi (sav) getirene ödüller vaat ettiler. Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Sıddık (ra) ile Medine’nin zıt yönündeki Sevr dağına doğru ilerlediler. Hz. Ebu Bekir (ra) Peygamberimizin (sav) bazen sağında, bazen solunda, bazen önünde, bazen de arkasında yürüyordu. Peygamberimiz (sav) sordu; ” Niçin böyle yapıyorsun ? “ Ya Resul Allah, sizin hakkınızda endişe ettiğim için. Sevr mağarasına vardılar. Sıddık-ı Ekber, Ya Resul Allah, ben mağarayı temizleyinceye kadar, siz burada bekleyin. Mağaraya girdi. Mağaranın içini temizleyip haşerat deliklerini kapattıktan sonra, Peygamber Efendimizi (sav) buyur etti. (İbni Kesir- El-Bidaye)
Bu kutlu yolculukta Peygamberimize (sav) eşlik etmek şerefine nail olan, Hz. Ebu Bekir (ra) Efendimiz, kendi canından çok, Peygamberimizi (sav) düşünmesi ile, Peygamberimizden (sav) önce mağaraya girip, mağarayı temizlemesi şayanı dikkattir. Şöyle bir an için düşünelim, biz olsaydık ne yapardık? Bugün içinde bulunduğumuz şartlarda, İslam için hangi zahmete katlandık? Düşünmeye değer. Biz burada, hicretten bir sahne anlattık. Hicretin tamamını okumanızı tavsiye ederim. Peygamberimizin (sav) mucizeleri, yolculuk esnasında başına gelenler, Medine’ye yaklaşınca, halkın Peygamberimizi (sav) ayakta karşılaması daha neler neler. Okumadan, o hali yaşamadan mesele anlaşılmaz. Oku, yaşa, bize de dua et.
Hoşça kalın. Allah’a (cc) emanet olun.