ÜMMÜ HANİ (RA) PEYGAMBERİMİZE (SAV) GELDİ NE İSTEDİ
Ümmü Hani (ra) Peygamberimizin (sav) amcası Ebu Talibin kızıdır. Peygamberimize (sav) gelerek, Ya Resul Allah, ben ihtiyarladım ve zayıfladım. Bana oturarak yapabileceğim bir ibadet tavsiye edebilir misin diye sordu. Peygamber Efendimiz de (sav) ;”Günde 100 defa Sübhanallah, 100 defa Elhamdülillah, 100 defa da Lâ İlâhe İllallah söyle.” (İbni Mace - Ahmed B. Hanbel Müsned )
Ümmü Hani (ra) validemize öğretilen bu zikir, bütün ümmete şamildir. Zikrin ifâsı son derece mühimdir. Yapılan hata, kusur ve günaha yapılacak ilk iş, pişman olarak tövbe etmek. Arkasından kalben af istemek, istiğfar etmektir.
Zikir, Rabbimize yakınlığın en mühim vasıtasıdır. Ali İmran 135. Ayette Rabbimiz, razı olduğu kullarını şöyle meth etmektedir. Mealen;” Onlar bir kötülük yaptıkları veya kendilerine zulüm ettikleri (Günah işledikleri) zaman, Allah’ı (cc) hatırlayıp, günahlarından dolayı hemen tövbe ve istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan (cc) başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, işledikleri günahlarda bile bile ısrar etmezler.”
Bu Ayeti Kerime birçok mana ifade etmekle beraber özetle, Allah’ın (cc) razı olduğu kulların özellikleri: 1- Günah işleyen hemen tövbe ve istiğfar eder 2- Tövbe ve istiğfar ancak Allah’a (cc) yapılır. O’ndan başka tövbe edilecek yoktur. 3- Müslümanlar günahta ısrar etmezler. Müslümanların burada yapacağı iş, ayetin gösterdiği istikamette hareket etmektir. Kurtuluş ancak buradadır.
ÖMER NASUHİ BİLMEN HOCAMIZI (ALLAH (CC) ONA RAHMET ETSİN) BU VESİLE İLE ANALIM
Ömer Nasuhi Bilmen son Osmanlı Ehli Sünnet alimlerimizden biridir. İlmi şahsiyeti, yazdığı eserleri ile bize ışık tuttu. Fıkıh ve Akaide ait eserler yazdı. Yazdığı bu eserler, en sağlam eserlerden olup, her Müslümanın evinde bulunmalı. Ailemize okutmalıyız. Bırakın romanları, hikayeleri okumayı, okutmayı. Az olan ömrü en iyi olanlarla değerlendirelim. Ömür o kadar uzun değil. Rabbimiz, mahşerde roman ve hikayeleri sormaz ama Kuran ve Sünneti izah eden kitapları ve yazarlarını sorar. Bizden acizane hatırlatmak. Beynimizi, boş hayal ürünü şeylerle doldurmak yerine, hakikatle doldurun.
Mahşerde şöyle bir sualle karşılaşmamız kaçınılmaz. Ey kulum, sana Kitap ve Peygamber gönderdim. O sana uygulamalı öğretti, anlattı. O’nun yolunda giden alimler de gönderdim. Onlar da Kitap ve Sünneti izah sadedinde, senin dilinde eserler yazdılar. Onları okudun mu? Ömer Nasuhi Bilmen kim? Yazdığı eserler ne? Sakın bilmem veya hatırlayamadım deme.
Ömer Nasuhi Bilmen Hz.lerinin Sure-i Fetih tefsiri ve İstanbul’un tarihçesi adlı eserinde, İstanbul’un fethini haber veren Hadisi Şerif için Nebevi mucize demektedir. Ramuz-ul Ehadiste yer alan (Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevî Hz.lerinin yazdığı eser) şu Hadisi naklediyor. Peygamber (sav) buyurdular;” Rabbimiz, mümin kullarına romanın merkezi İstanbul’u tesbih ve tekbirlerle fethini nasip buyurmadıkça, kıyamet kopmayacaktır. Bu fetih er geç Müslümanlara nasip olacaktır.”
Bu müjde, Peygamberimizin (sav) ümmetine verdiği müjdelerden sadece biri. İstanbul’un nimetlerinden faydalanıp, Fatih ve onun inancına asi olanlara yazıklar olsun. Nankörlüğün bu derecesine yuh demek, az ama şimdilik bu kadar yeter.
Atamız Sultan Fatih’in bir hatırasını zikredelim: Fatih, Edirne’de sarayında. Sabahlara kadar İstanbul’un fethi için planlar hazırlamakta. Sarayın tam karşısında, bir medrese var. Medresede bir odanın ışıkları, sabaha kadar yanıyor. Fatih, veziri Çandarlı’yı çağırıp, soruyor. Medresede uyumayan kim? Cevap, bir talebe. Fatih, Allah Allah bu mollada benim gibi fetih mi planı hazırlıyor? Söyleyin, gündüzleri çalışsın, geceleri uyusun.
Hoşça kalın. Allah’a (cc) emanet olun.