YAVUZ SULTAN SELİM HAN’IN ÖLÜM ANINI NEDİMİ HASAN CAN ANLATIYOR
Yavuz’un sırtında ‘şîr-i pençe’ denilen bir çıban çıkmıştı. Çıban kısa zamanda büyüdü. Bir delik halini aldı. Öyle ki Sultanımızın ciğeri görülüyordu. Kendisi mustaripti. Adeta yaralı bir aslan gibiydi. Acziyeti kabullenemiyor, askerlerine taktik ve talimat veriyordu. Yanına yaklaştım, ona kendi halini kast ederek, Hasan Can, bu ne haldir dedi. Ben de fani yolculuğun sonuna geldiğini sezdiğim için, Padişahım Allah’la (cc) beraber olma zamanınız geldi dedim. Sultan yüzüme döndü. Hayretle baktı.
Hasan Hasan, sen beni bu ana kadar kiminle beraber zannedersin? Allah’a (cc) teveccühümüzde bir kusur mu gördün? Bu sözler karşısında, mahcup oldum. Hayır sultanım, maksadım içinde bulunduğunuz durumun, diğer zamanlardan farklı olduğunu beyan için söyledim. Bana döndü, Hasan, Sure-i Yasin oku dedi. Ağlayarak tilavete başladım. Selâm ayetine gelince, ruhunu teslim etti.
Rabbiyle beraber olanların son hali böyle. Olmayanlar son nefeslerinde bu nimete layık olamazlar. Bu yüzdendir ki, güzel bir ölüm için, hayatta Kitap ve Sünnete uymak zaruridir. Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim Han’a ve dedesi Fatih Sultan Mehmed’e rahmetler olsun.
Bize düşen ecdadımızın bu güzel hayat hatıralarını, gençlerimize okutup, öğretmek ve onlardan ders almayı sağlamaktır.
SULTAN II. MURAD VEZİRİ ÇANDARLI’YA NE SÖYLEDİ
Sultan II. Murad, muttaki ve Allah (cc) rızasını gözeten bir padişahtı. Ömrünü cihat ile geçirmişti. Bu uğurda, hiçbir fedakarlıktan çekinmezdi. En büyük kaygısı, mahşer günü Allah’ın (cc) huzuruna günahsız çıkabilmekti. Çocuklarını da evlendirmişti. Bir gün veziri Çandarlı Paşaya, ey Çandarlı, hamdolsun bu dünyada milletimize ve evlatlarımıza karşı vazifelerimi yaptık. Geriye bir şey kaldı. Ahirete iman ile göçebilmek. Bütün derdim ve tasam bu.
Çok değerli sultanımızın bu veciz sözleri, bize şunları hatırlattı.
1-İdarecilerin halkına karşı vazifeleri vardır. Onları yerine getirdikten sonra, asıl hayat olan ahiret 2-Dâim olan ahiret hayatına, iman ile gidebilmek. Allah’ım Sultan II. Murad’a muradını verdin. (Hüsn-ü zan ile yazıyoruz) Bizlere de razı olacağın muratlarımızı ver.
YUSUF B. ESBAD’DAN NASİHATLER
(Tabiinden, Hadis ve Fıkıh alimi m.1810 da vefat etti. Birçok talebe yetiştirdi.)
Bir sohbetinde;” Kardeşlerim, herkesin mutlaka tadacağı ve kimsenin canının kurtaramayacağı ölüm için şimdiden hazırlanın. Çünkü ölüm geldikten sonra, âh etmek ve pişman olmaktan başka bir şey yoktur.”
Kendisine ‘zühd’ nedir diye sordular. Cevap;” Dünyadan uzaklaşmak (dünyayı kalbe sokmamak). Nimet gelince şımarmamak, gelmeyince de üzülmemek.
Tevazu nedir diye sordular. Cevap;” Evinizden çıkınca, karşılaştığını herkesi kendinden üstün bilmek.
Bedbaht olmak nedir diye sordular. Cevap;” 1- İlmi olup, amel yapmayan 2-Ameli olupta, ihlası olmayan 3-Allah (cc) dostlarının sohbetinden uzak olmak. Zira Allah (cc) dostlarını tanımamak en büyük bedbahtlık alametidir.”
Üstadımıza Allah (cc) rahmet etsin. Bize ölümü hatırlattı. Zühd ve tevazuyu tarif etti. Bedbaht olmamak için (üzülmemek için) yol gösterdi. Allah (cc) dostları ile bir olmak, Peygamberimizle (sav) bir olmak ve Allah’la (cc) beraber olmak anlamına gelir. Kim istemez ki.
Hoşça kalın. Allah’a (cc) emanet olun.