Harpte Bile Bu Kadar İnsan Ölmez!

.
Türk Ordusu 20 Temmuz 1974’te barışı sağlamak amacıyla çıkarma yaptığı Kıbrıs’ta toplam 462 vatan evlâdı can verdi. PKK ile 25 yılı aşkın süredir yapılan mücadelede ise 30 bini aşkın insanımızı kaybettik. Buna karşılık sâdece 8 bini geçen yıl olmak üzere aynı süre içerisinde trafik kazalarında ölenlerin sayısının 130 bin kişiyi aştığı açıklandı. Yâni terör belâsında yılda ortalama 1200 şehit verirken, trafik terörü her yıl ortalama 5200 can almış oluyor. Bu nedenle yazının başlığına “Bu kadar insan harpte ölmez” cümlesini koymayı uygun gördüm. Yalnız can kaybı mı? Kazalarda 25 yılda 1.5 milyon kişi yaralanırken, bunların bir kısmı sakat kalmış. Bir yıllık maddî hasarın da 13-14 milyar doları bulduğu bildiriliyor.

Alınan bütün önlemlere ve caydırıcı olacağı ümit edilen para cezalarının fayda etmediği, her yıl can ve mal kaybının giderek arttığı, can kaybına yol açan kazaların da büyük çoğunluğunun şehir dışı ve şehirlerarası yollarda meydana geldiği görülüyor. Kazalarda yüzde 95’lik oranla sebep olarak insan unsuru, özellikle de alkollü olarak araç kullananlar ön plana çıkıyor. Ekranlara yansıyan görüntüler, içki içerek direksiyon başına geçip, aşırı hız yapanların hâlini en iyi şekilde yansıtıyor. Kimisi aracın içinde sıkışıp kalıyor, kimisi direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı şeride geçip, kendi hayatını hiçe saydığı yetmezmiş gibi, başkalarının hayatıyla da oynuyor. Artık, eskisi gibi bozuk yollar, ya da mekanik arızalar başlıca sebep değil. Çünkü, bölünmüş ve çok düzgün yollarda araç kullanmak daha kolay oluyor. Ancak, yolların sürat limitinin önemli ölçüde aşılmasına yol açtığını da dikkate almak ve bu arada trafiğe çıkan araç sayısının her yıl artmasını da hesaba katmak gerekiyor.

Her yıl 2 defa Ramazan ve Kurban Bayramlarında uzun tatillerden istifade ile şehirlerarası yollarda seyrüsefer yoğunluğunun ve kazaların anormal şekilde arttığı, bunun sonucu olarak çok sayıda can kaybı olduğu da bir gerçek. Bilindiği gibi, bazı yıllar 9 günlük tatilde 200 civarında insan hayatını kaybediyor. Tabii, böylesine çok sayıda insanın ölmesine Avrupa’da rastlanmıyor. Bizde ise emniyet kemerini takmak bile gereksiz kabul edilirken, araç kullanma konusunda yeterli eğitimi almayışımız bir defa daha kendisini gösteriyor. Kabul etmek gerekir ki, gerek para, gerek hapis cezaları kazaların azalması için yeterli olmuyor. Bakıyorsunuz, ayakta duracak hâli kalmayan birisi kaza yapıyor, buna rağmen alkol kontrolü yapmak isteyen polise kafa tutarak, ağzına geleni söylüyor. Bir başkasının da ehliyeti olmadığı meydana çıkıyor, fakat ne yazık ki polisin uğradığı hakaret yanına kâr kalıyor. “Ben filâncanın yakınıyım, bunun hesabını sorarım” diyenler de eksik olmadığı hâlde kameralar olaya çevrildiği için başlarına gelebilecekleri düşünen polisler suçluyu minibüse bindirmekte güçlük çekiyor, çünkü bir gün sonrasından emin olmayabiliyorlar.

Tek şeritli şehirlerarası yollardaki kazaların birçoğunun hatalı sollama sebebiyle meydana geldiğini görülüyor. Bu yüzden araçların kafa kafaya çarpışması sonucu ölümlü sonuç yaşanması kaçınılmaz oluyor. Şehir içinde ise fren patlaması, yayaların dikkat etmeden karşıya geçmek istemesi, ya da hız yapılması başlıca kaza sebebi. Bu da hem sürücü, hem de yayaların daha dikkatli hareket etmelerini gerektiriyor. Şehir içinde hız limitine uyulmaması ve kazalarda azalma olmayışı karşısında insanın aklına Mobesa kameralarının önemli bir etkisinin olmadığı sorusunu getiriyor. Sonucu tespit etmek için trafik akışının yoğun olduğu birkaç yerde gözlem yapılmasının yararlı olacağını düşünüyorum. Bu arada, Anıt-Zafer arasındaki güzergâhta yolun sağında araç park edilmişken, ikinci bir araç sırası oluşması yüzünden belediye otobüslerinin geçmekte zorluk çekmesine nasıl engel olunamadığına hayret etmemek mümkün değil.

Otomobil kullanarak Avrupa’ya birkaç defa seyahat yaparak, Edirne’den çıktıktan sonra Bulgaristan, Yugoslavya, İtalya, Almanya, Avusturya, Liechtenstein, İsviçre ve Romanya’da şehirlerin dışında ve içinde trafik akışında hiçbir olumsuzluğa rastlamadım. Şehirlerarası yollarda bile sürücülerin kendi şeritleri içerisinde seyredip, karşıdan araç gelmediği hâlde kesinlikle karşı şeride geçmediklerini, ya da hatalı sollama yapmadıklarını gördüm. Trafik kusuruna asla müsâmaha edilmiyor, hafif bile olsa aşınmış lâstiklerle yola devam etmenize izin verilmediği gibi, Mobesa kontrolüne yansıyan hatalı sollamalarda yol boş ve gece yarısı bile olsa cezayı kesiyorlar. Bizde de trafik hatalarında uygulanan kurallar gerçek anlamda caydırıcı olsa, meselâ alkollü araç kullanma hâlinde ilkinde bir hafta araç kullanmaktan menedilse, ikincisinde 1 hafta, üçüncüsünde 1 ay hapis cezası verilse, ölüme sebebiyet verilmesi hâlinde yıllarca, sakat bırakma hâlinde daha az hapis cezası verilmesi daha caydırıcı ve sürücüler daha dikkatli olacağı için kazalarda azalma olacağını sanıyorum.

Bu kadar can ve mal kaybına yazık değil mi? İnsanlar canlarını sokakta bulmadı. Caddelerde fink atan, sorumsuzca sürat yapan ve içkili olarak direksiyona geçenlere birileri haddini bildirmesi lâzım. Bu ülkede de kimse meydanı böylesine boş bulmaması gerekir!

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri