Harcayabiliyorsam Varım

Süleyman Küçük

Toplum içinde ne kadar takip ediliyorsam, o kadar beğeniliyorum ve o kadar varım gibi bir anlayış hâkim olunca, insanlar beğenebilmek için gerektiğinden fazla hatta tamamen gereksiz harcamalar ve davranışlar yapmak zorunda kalmaktadırlar.

Çünkü beğenilebilmek için, olduğundan farklı görünmeyi göze almak gerekmekte, farklı görünebilmek için de yeni yeni harcamalar yapmış olmak bir zorunluluk halini almaktadır.

Bir zamanlar insanlar “Düşünüyorum, öyleyse varım” ifadesini öne çıkarırlarken şimdilerde “beğenilmek için daha harcarım, çünkü beğeniliyorsam varım” gibi garip bir ruh hali içine düşürüldüler.

İnsanların kendilerini beğendirebilmeleri için ilk akıllarına gelen şey mahalle hatta semt değiştirmek, güvenlikli, sitelerde oturmak oldu.

Güvenlikli sitede oturunca da, ev eşyalarını ve arabalarını değiştirmek zorunlu oldu.

Ev ve araba değiştirilince, sıra çocukların okullarını servisli ve yemekli olan okullarla değiştirmeye geldi.

Bu da yetmedi, oturdukları sitelerdeki kendilerinden daha az gelir sahibi olan insanları “yüksek aidatı ödeyemiyorsan çık başka binada otur” diyerek küçümsemeye başladılar.

Elbette herkes böyle değil veya eskiden biz böyle değildik diyenler olacaktır.

Ama maalesef bu hale geldik veya getirildik.

Çünkü kapitalist ekonomi hayatımızın her anını işgal etti.

Dolayısıyla aldığımız tüm kararları artık kendimiz için değil beğenilmek ve öne çıkabilmek için alır olduk.

Yeni evimizin hangi semtte ve güvenliğinin nasıl sağlanacağını arkadaşlarımız belirler oldu.

Çocuklarımızın hangi özel okulda okuyacağını da yeni çevremiz belirledi.

Değiştirmekte tereddüt etmeyeceğimiz işimizi, hatta eşimizi bile seçerken konulacak kriterleri maliyet analizleri yapan dostlarımız(!) belirliyor artık.

Arada bir de olsa iç çekerek hatırladığımız eski günlerimizde bizi biz yapan tüm insani değerler ve duyguları terk etmekte hiç tereddüt bile etmedik.

Serbest piyasa ekonomisinin acımasızlığıyla karşılaştığımız günden beridir evlerimizde sevdiklerimiz ve yakınlarımıza merhametli davransak bile işyerlerinde, maksimum kar elde etmeyi sağlayabilmek için çalışanlarımıza acımasız davranma zorunda kalmaya başladık.

Vahşi kapitalizmin tüm insanları kazançlarından fazla borç altına sokmayı bir marifetmiş gibi kabul ettirmesiyle birlikte köle yirmi birinci yüzyılda borç maalesef ödenemeyecek miktarlara ulaştı.

Borcu borçla kapatmayı teşvik eden küresel bankacılık sistemi ve Londra tefecileri insanların en dik başlı yöneticilerini bile ehlileştirmeyi başardı, ehlileştirmeyi ret edenleri ise askeri ve siyasi entrikalarla iş başından uzaklaştırdılar.

BU ekonomik dayatmalarla insanlar en başta ifade ettiğimiz şekilde “toplum içinde Beğeniliyorsam varım” düşüncesiyle fiziksel görünüşlerindeki eksiklikleri maddi zenginlikleri ile elde etmek istedikleri şatafatlı hayatla kapatabileceklerini zannettiler.

Kendimiz olmak için pek fazla zamanımız yoksa bile fazladan bir kişinin beğenisini daha alabilmek ve ötekileri de için etkilemek uğruna maddiyatınızı boşa harcamaya yoğunlaştık ve bu kötü gidişe nasıl dur diyebilirizi hiç gündemimize bile almadık.

Aslında insanlar arasındaki kişisel beğenimiz yerine dünya milletleri arasında ülke olarak beğenimizi artırmak için yapacaklarımız daha kolaydı ama bu yolu seçmedik veya seçme imkânı elimizden alındı.

Hâlbuki kişisel varlığımız artırmak yerine ülkemizin ve milletimizin varlığını artırmak ve yükseltmek gibi bir yolu seçmiş olsak sonunda daha bereketli ve bolluk içinde bir hayatı elde eder ve daha insani duyguları kazanmış daha cömert insanlardan oluşan bir toplum oluşturabilirdik.

Fırsat kaçtı mı derseniz, kaçmadı ama bu yolun geri dönüşü son derece güç olur deriz.

Çünkü bu saatten sonra toplum yerine kişisel odaklı bir hayatı seçen pek çok kişinin küresel ekonomik anlayışın oluşturduğu yıkıcı vahşi kapitalist rekabetin sona erdirilip yerine fedakârlığı, yardımseverliği, paylaşımcılığı koyabilecek bir toplum oluşturulacağına inandırılması pek mümkün görünmüyor.

Başka insanların benimle ilgili düşündüklerinden bana ne, ülkem ve milletimin kazancı benim kazandıklarımdan daha önemli diyeceklerin kaldığına inanmak istiyoruz.

FARKINDA MIYIZ?

Küresel vahşi kapitalist sistemin bütün işleyişi kişilerin ve toplumların çok uluslu reklam şirketleri ve medya eliyle tüketim üzerine kurgulanmıştır.

Toplumların refah seviyesi ise, mutluluğun daha fazla tüketim artışı ile elde edileceği düşüncesiyle özdeşleştirilmiştir.

Gerçekte kim olduğumuzdan daha çok kim olmamız gerektiğini düşündüğümüzde, her gün daha fazla tüketmeyi teşvik eden yüzlerce reklama maruz kalmaktan kurtulduk demektir.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.