Halkın içinde olmalı

1989-99 yılları arasında Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Halil Ürün, iyi bir yönetim için başkanların sahaya inmesi gerektiğini söyledi

“BELEDİYE MAKAMDAN İDARE EDİLMEZ”

Makam koltuğuna oturup gelen dosyaları imzalamakla belediyecilik yapılamayacağını söyleyen Doç. Dr. Halil Ürün, “Belediyede bizzat halkın içine girilir. Halkla diyalog içinde olmalı, sahaya inmelidir. Halkın, bizzat yüzleştiği her türlü icraatta halkın arasında olmak şarttır. Halk sizi televizyon ekranlarından, gazetelerden görebilir ama önemli olan halkın içinde olmak, omuz omuza olmak, kucaklamaktır” diye konuştu.

 

“TRAMVAY NALÇACI’DA YERALTINA İNMELİ”

Toplu ulaşımdaki sorunlara da değinen Doç. Dr. Halil Ürün, toplu ulaşımda bir türlü yenilenemeyen ve halkın ihtiyaçlarına cevap vermeyen tramvayla ilgili olarak, “Tramvayın artık özellikle Nalçacı kısmının yeraltına inmesi lazım. Raylı sistemde ve ulaşımda uluslararası normlara göre projeler hayata geçirilmeli. Nalçacıda yolcu kapasitesi 10 binin üzerinde. Ulaşımın düzenli olması için tramvay yeraltına inmeli” dedi.

1989-1999 döneminde Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı görevinde bulunan ve daha sonra yerel yönetimlerdeki başarısı ile diğer şehirlere de örnek olan, 2002-2007 yılları arasında milletvekilliği görevinde bulunan Doç. Dr. Halil Ürün’le yaşadıkları ve günümüz siyaseti üzerine konuştuk. Halil Ürün, siyaseti istemediğini ancak dönemin şartlarının kendisini her geçen gün siyasetin içine ittiğini söyledi

Halil Ürün kimdir?

-1947 Yunak doğumlu. İlk ve orta tahsilini Yunak’ta yaptı. Liseyi parasız olarak Adana’da okudu. O yaşta liseye kendi başına gidip başvuruda bulundu. Orayı bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazandı. İnşaat Fakültesi’nden 1969 yılında mezun oldu. Aynı yıl Karayolları 3. Bölge Müdürlüğü’nde göreve başladı, 2 yıl kadar burada görevde kaldı. Öğretim üyeliği dönemi Trabzon’da başladı. Orada aralıklı olarak 11 yıl kaldı. 1 yıl süreyle yurtdışında kaldı. Çevre dalında doktora yaptı. 1982 yılında YÖK kanunu uygulaması kapsamında üniversite ile ilişkisi kesildi.

*YÖK kanununa uygun olmayan sizde ne vardı? Neden üniversite ile ilişiğiniz kesildi? Bu doğrultuda siyasete ilk girişiniz nasıl oldu?

- Görüşümüzden kaynaklandı. Sol bir idare vardı işbaşında. Bir geçici maddeye istinaden 23 kişinin ilişkisi kesildi haksız yere. Statü değişikliği oldu, asistanlar araştırma görevlisi, doktora asistanları Yrd. Doç. oldu. Bizim de kadromuz geldi ama masa başında bir geçici madde işlettiler, bu madde ‘şu tarihe kadar kadroya atanmayanların kurumları ile ilişkisi kesilir’ deniliyordu. Haksız bir uygulamaydı, İdare Mahkemesi’ne başvurdum, haklı çıktım. Ama o sıralarda Selçuk Üniversitesi’nde görev yapmaya başlamıştım. 1982’den 1989 yılına kadar öğretim görevlisi olarak bulundum. Haftanın yedi günü yedi gece talebelerle sohbetim vardı. Hakyol Vakfı, Milli Gençlik Vakfı, İslami Değerleri Tanıtma Vakfı’nda görev aldım. Siyasetle de ilişiğimiz oldu. O dönemde Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, 1969’da Milli Nizam Partisi’nin kuruluş süreci ve Erbakan Hoca’nın bağımsız aday olması sürecinde pasif faaliyetlerde bulundum 1988’e kadar. Siyasetin peşinden koşmadım ama siyasetin içindeydim. Talep üzerine siyasette yer aldım. Yani bir yerlere geleyim diye siyasetle uğraşmadım.

*1989 yılında Büyükşehir olan Konya’nın seçimle gelen ilk belediye başkanı oldunuz. 10 yıllık bir belediye başkanlığına kadar giden süreç nasıl başladı?

- Belediye başkanlığı için benden adaylık talebinde bulunuldu. Ben de biraz direndim, ‘Hocam ben üniversiteyi seviyorum, üniversitede kalayım’ dedim. Ama hocam da ‘hayır aday olacaksın’ deyince kırmadım. Dört arkadaş göreve geldik 1989 yılında yüzde 40 gibi bir oranla. İkinci dönemde yine söyledim, benim yerimde daha ehil birini biliyorsanız o geçsin ben ona çalışıyım dedim. Ama yine başkan adayı seçtiler. Yine yüzde 50-60’ı buldum. 1999 yılında yapılan ankette yüzde 60’ları gösteriyordu. Biz tabi yine adaydık, adaylığımız bir çok yerde konuşuluyordu. Aday olarak benim gösterileceğim söyleniyordu, basına bu şekilde yansıtılmıştı. Ama 1999 yılında bizim dönemimiz bitti. Üniversiteye dönmek istedim yasal olarak dönme imkanım olduğu halde siyasi nedenlerden dolayı üniversiteye alınmadım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde iki yıl süreyle danışmanlık yaptım İSKİ’de. Yenilikçi hareketin artık ortaya çıktığı, diğer kanatta ben siyaset yapamaz konuma geldim. Tamamen kapılar kapandı. Buradan da bir davet geldi. Nihayeti o da aynı ekolden geliyordu ve değerlerimle örtüştü, hayır demedim. Fazilet’in ilk olağan kongresinde Abdullah Bey ve Recai Bey’in aday olarak çıktığı kongrede yenilikçi hareketi Anadolu’da en çok tanıtanlardan biri ben oldum. Ya ben konuştum ya Abdullah bey, ya da Bülent bey. Vekil olmadığım halde MKYK listesinde dördüncü sırada yer aldım. Bize rica ederlerdi biz de gezerdik. Onunla yetinilmedi, Abdullah Bey konuşmasını yaparken, o kongrede sağında Bülent Bey, solunda ise ben vardım. Bugün bakanlık yapan milletvekilleri oradaydı ama vekil sıfatım olmadığı halde beni çağırdılar. Türkiye seçmeni bizim de yenilikçi harekette yer aldığımızı gördü.

Neticede ilk genel seçimlerde Konya’da 16 milletvekili adayları içinde ilk sırada yer aldım. AKP’nin kurucular kurulu içerisinde halen yer alıyorum. 3 yıl genel başkan yardımcılığı yaptım. Bir talihsiz yaşadık, basına yansıdı. Bundan sonra benim siyasi kariyerim inişe geçti. Bir sonraki seçimde adaylığım da olmadı. Şu anda emekli bir milletvekili olarak hayatını sürdüren, çoğunlukla da Ankara’da ikamet eden, sağlığı yerinde olan bir insanım.

* Neler yapıyorsunuz? Siyasette ve yerel yönetimlerde iyi bir tecrübeniz var. Hem yerel yönetimden ve hem de siyaset açısından tecrübelerinizden faydalanmak isteyen oluyor mu?

- Zaman zaman davetler aldım. Şu söylediklerim belki biraz sitemli olacak ama söylemek zorundayım, ben iki konuda sıkıntı çektim. Benden istifade edilmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü çok farklılıklar yaşadım. Konya başarısını bu farklılıklara bağlıyorum ben. Halkla ve personelle olan ciddi diyaloga bağlıyorum. Bir aile gibiydik personelimizle. Veda edeceğimde yeni aday olmuş gibi bir sevgi çemberinde yer aldım ve uğurlandım. 10 yıl boyunca hiçbirisi ile kötü bir anımız olmadı, bu başarıya onlar hep ortak oldu. Onların sayesinde Konya örnek konuma geldi. Diyebilirim ki Milli Görüş hareketinin Türkiye genelinde iktidar olması Konya örneğinden doğmuştur. Bu örnekleri kendi çalışmalarına aktarmak isteyenler oldu ama bizden çok fazla istifade edilmedi. Az önce sitemli konuşacağım demiştim, vefasızlık ve hasetlik gibi siyasetin virüsleri nedeniyle bizden yararlanılmadı. Şimdi bakın siyasilerin hiçbirisi vefa sözcüğünü ağzına alamıyor. İktidar görmüş olan ve halen iktidarda olanı da dahil buna. Çünkü vefa noktasında genellikle sınıfta kaldık. Çevresinde kendilerine sahip çıkan, kendilerinin yolunu açan bu imkanların doğmasını sağlayan kişileri bir anda unutuveriyorlar. Ve iktidar sarhoşluğu içerisinde sadece başka diğer beklentilerin içerisinde kendilerini buluyorlar. Hasetlik de çok kötü bir hastalık, sizin başarınızı kıskanan, çekemeyen, sizin çalışmalarınızda iyi bir yürüyüş içerisinde olduğunuzu hazmedemeyen kişiler. Bunların da sayısı ciddi manada fazla. Siyaset yaptığım kurumlarda bunu yaşadım ben.

*10 yıla yakın bir belediyecilik tecrübeniz var. Milli Görüş belediyeciliğin temeli niteliğindeydi bu. Türkiye genelinde halen millet nezdinde bu belediyecilik görüşünün devam etmesinin püf noktası neydi? Şimdiki belediye başkanlarını analiz ederseniz neler söylersiniz, fark nedir?

-Belediye makamdan idare edilmez, yani oturup makam koltuğuna gelen dosyaları imzalamakla belediyecilik yapılmaz. Belediyede bizzat halkın içine girilir, halkla diyalog içinde olmalı, sahaya inmelidir. Halkın, bizzat yüzleştiği her türlü icraatta halkın arasında olmak şarttır. Ekrandan görünebilirsiniz ama onun faydası olmaz, yazılı metinlerin de fazla faydası olmaz. Ama bizzat halkla yüzleşerek, halkla beraber, omuz omuz, kucaklayarak, elini tutarak, gözünün içine bakarak bu işleri yürütürseniz bu şekilde köklü olur, tesiri yüksek olur. Bunu aşmak mümkün değildir. Bir de tabi, bunu yaptığınız zaman güven oluşturursunuz. Bu güven ortamına başarı için mutlaka ihtiyaç var. Halkın güveni şarttır. Şimdi bakınız, bir somut örnek vermek istiyorum. Ben ikinci dönemimde seçim olmuş bitmiş, makam arabasına bindim, korumamla birlikte Kayalıpark’a gittim. Basına hiç haber vermedim. Korumaya dedim ki sen uzakta dur biraz. Halk, koruma çemberinde olan bir yöneticiyi çok da fazla benimsemez. Yani halk der ki, seni ben koruyum, benim korumam altında ol. Halk, kendi koruması altında gördüğü yöneticiye sahip çıkar. Kimseyi sizin yanınıza yaklaştırmayan insanlarla gezdiğiniz zaman insanlar bu tablodan hoşlanmaz. Belki bunu size açıklamaz ama kendi iç dünyasında bundan hoşlanmadığını yüz ifadelerinden görürsünüz. Ben de bu düşünceyle halkın arasına katılıverdim. Çıkrıkçılar içerisine girdim. Orada dar bir yol var, sokak gibi. Ama kalabalık bir insan kitlesine sahip, insan transferinin çok olduğu yer. Şimdi işportacılar mallarını pazarlar ya, ben de kaldırıma çıktım Konya Büyükşehir Belediye Başkanı olarak. Halka seslendim, gelin gelin diye. Mikrofon yok, tesisat yok olduğu gibi. Uzaktan birisi soruyor, ya kim bu. Belli ki misafir, kim bu diye soran. Yanındaki de Konyalı. O da diyor ki bu bizim başkanımız ama niye çağırıyor ben de bilmiyorum diyor. Bir dakika içerisinde yüz kişi toplandı. Mini bir miting oldu adeta. Ali Bey, size meselenin can damarını anlatıyorum, bu insanların teveccüh etmelerinin ana sebebini anlatıyorum. Sen maddi hizmet yapabilirsin, yol yaparsın, altyapı yaparsın, çöpü toplarsın, bunlar rutin hizmetler. Bunlarla o insanların gönlü alınmıyor. Farklı bir şeyler yapmalısın. Orada dedim ki ya kiminiz oy verdiniz, kiminiz vermediniz. Ben hepinize teşekkür ediyorum, sizin başkanınızım. Şimdi kalkıp bana ey başkan şu hizmeti getirdin teşekkür ediyorum demenizi beklemiyorum. Benim kafanıza yatmayan, size zararı olan şöyle veya böyle kafanızda soru işareti getiren herhangi bir icraatım varsa lütfen gelin, yakama yapışın ve benden bir hesap sorun’ dedim. Benim oradaki davranışım, çok ciddi olduğumu gösteriyordu. Tabi hepsi şaşırıp kaldılar. Arada mesafe yok direkt hesap soruyorlar. Şimdi ise biz hep mesafe bırakıyoruz, yani o koruma çemberini geçemiyoruz. Bir şey soracaksınız soramıyorsunuz. Orada, bana sorduğunuz hesabı validen, milletvekilinden, bakandan da sorun, sizin sayenizde göreve gelmiş insanlardan hesap sormayı öğrenin çekinmeyin dedim. Uzunca süre birbirilerinin yüzüne baktılar. Birisi dayanamadı, ya git işine başkanım, bizim seninle hesabımız yok, bizim hesabımız Ankara’yla dedi. Sonra ufak tefek, incir çekirdeğini doldurmayan serzenişler oldu. Hepsi ile kucaklaşarak ayrıldım oradan. Aynı şeyi Zafer’de, Muhacir Pazarı’nda, Kadınlar Pazarı’nda Mevlana civarında yaptım.

* Peki Konya için 10 yıllık süreçte yaptığınız en iyi hizmet neydi, göreve devam etseydiniz yapacağınız en iyi hizmet ne olacaktı?

- Konya’da bizim tasarlayıp yapmayı düşündüğümüz bir çok hizmet benden sonra gelen iki arkadaşım tarafından yapıldı. Özellikle trafiği rahatlatmak için yapılan alt ve üst geçitler. Benim dönemimde yapılan en iyi hizmet raylı sistem odu. Yaklaşık 40 kilometre ray döşendi. Bunun tamamını kendi ekibimizle yaptık. Sözleşmede yabancılara yer verildiği halde onlara iş yaptırmadık. Çünkü aylık 30 bin mark alıyorlardı, benim elemanım ayda bin mark almıyordu. Birinci kısmı yabancılar yaptı ama mühendislerimize de sıkı sıkı tembihledim ikinci kısmı siz yapacaksınız diye. Otogar ile Kampüs arasındaki kısmın yapımında oturdum yabancılarla masaya, dedim ki lütfen çekin gidin. Sözleşme hükümleri falan dediler, sözleşmeyi feshedin dedim. Zorladık onları, kabul etmek zorunda kaldılar. İkinci kısım da dört dörtlük yapıldı. Kendi sanayimizde yaptırdığımız ilaveler oldu. Sonuçta dövizi dışarıya yollamadık, ülkeye kazandırdık. Onlar da şaşırdılar o zaman. Yol mesafesi 45 dakika sürüyor, şimdi yapılacak olan bu süreyi kısaltmaktır. Bu da alt ve üst geçitlerle, köprülü kavşaklarla yapılacak bir şeydi. Kısmen bu yapıldı ama yeterli gelmiyor. Daha çok yol yapmayı ben tasarlıyordum. Daha geniş yollar yapılsın istiyordum yeni büyük yapılar olmadan. Bir de estetik hedefim vardı. Şimdi bu dönemde dikkat ediyorum, bu yönde bir çalışma var estetik eksikliği gideriliyor. Benden sonraki iki arkadaşımız da iyi çalışmalar yaptı tebrik ediyorum.

* Bugün toplu ulaşımda önemli bir yükü çekse de tramvaylar hem mevcut yapısı hem de zamanlama açısından sınıfta kalmış durumda. Bunu iyileştirmek için neler yapılabilir?

- Tramvayın artık özellikle Nalçacı kısmının yeraltına inmesi lazım. Raylı sistemde ve ulaşımda uluslararası normlara göre projeleri hayata geçirmede hangi tip toplu taşıma aracı kullanılacağını belirlemede oradan geçecek olan insan sayısını bilmek lazım. Eğer bir saatte toplu taşımayı kullanan insan sayısı 500 kadarsa minibüs, 500 ile bin arasındaysa otobüs, binle 5 bin arasındaysa tramvay, 5 binin üzerine çıkarsa da artık metroyu kullanmak lazım, yeraltına inmek lazım. Büyükşehirlerde yapılan hep bu. Benim kanaatime göre Nalçacı’daki 2 kilometrelik yolda taşıma 10 binin üzerindedir. Artık yerin altına inmek lazım. Bahsettiğim bu kriter göz önünde bulundurularak toplu taşıma yeraltına inmelidir. Yoğunluğa göre bu eksende geliştirmek lazım toplu taşıma araçlarını. Mesela Fetih Caddesi’nde bir tramvay bugün için dahi ekonomik bir çözüm değildir. Bir sabah bir akşam tramvay çalışacaksa ekonomik bir çözüm olmaz. Tramvay, sık aralıklarla çalışmalı ve hakikaten ihtiyaç varsa o ekonomik bir çözümdür.

Benim içimde kalan bir ukte var. dönemimde vakıflarla, cemiyetlerle, derneklerle sık bir araya geldim, onlara ciddi destekler verdim. Kültürel faaliyetlerin daha iyi yürütülmesi açısından geriye baktığımda keşke sivil toplum kuruluşlarına daha çok destek verseydim diyebiliyorum. Çünkü onlar belediyenin yaptığı hizmetlerden çok daha farklı hizmetler sunuyorlar. Onların yolunu açmak gerekiyor. Mesela TYB burada hizmet veriyor. Onlara bu mekanı ben vermiştim. Eski Konya evlerini onarıp sivil toplum kuruluşlarına vermek gibi bir düşüncem vardı. Faaliyetlerini oralarda yürütsünler isterdim. Hayatımızın, bizim anlayışımıza uygun bir şekilde yer almasında onlar yer alır. Mesela bir Su Vakfı vardır, ben onların adını tereddüt etmeden yazıyordum çünkü hizmet yapıyor. İlla belediye yapmış olsun diye görünmesine gerek yok önemli olan hizmetin yapılmış olması. Bu hizmeti büyütmenin derdindeydim ben. Bence yerel yöneticilik budur. Şehrin imkanlarını şehir halkı ile birlikte onların gücünü de katarak şehir lehine seferber etmek gerekir. Asıl olan şehirdeki o gücü o potansiyeli harekete geçirmek gerekir.

Siyaset bir gönül işidir. Gönül almadan oy alınmaz. Gönül almadan o kapalı alana giren insana lehinizde oy kullandıramazsınız. Peki gönül almanın yolu nedir? İşte orada maharetinizi kullanacaksınız. Samimi olmak gerekir. Hasbi olacaksınız, oy alacağınız insanın gözünün içine bakacaksınız, ona değer vereceksiniz. Şimdi hatırlayınca duygulanıyorum. Hac ziyaretleri adı altında biz ziyaretler yapıyorduk, şimdi sistemli bir şekilde yapılmıyor galiba. Bu ziyaretler insanları ziyaret etmek için bir vesile, bir sebepti. İnsanlar, karşısındaki idareciye inanmak ve güvenmek isterler, siz bu güven duygusunu onlarda oluşturacak davranışlarda bulunmalısınız, bu ziyaretler de bunun gereğidir. Karşınızdaki insan kendisine yakın hissetmeli ve size inanmalıdır. Hac ziyaretleri benim yerel yöneticilik ve siyaset hayatımda halkın gönlünü aldığım en önemli enstrüman hac ziyaretleri oldu. Küçük görünebilir size ama öyle değil bu. Ben yılda bir defa hac ziyaretleriyle şehir taraması yapıyordum. Her yıl aşağı yukarı 50 bin kişiye ulaşıyordum. Bu kişilerin ayağına gittim ben, evlerinde ulaştım bunlara bir mitingde değil. Belediyedeki personele nerede ne kadar hacı var hepsini çıkarttırırdım. Adresleri tespit ettirir ve gün içinde araç gidip onların evlerinin yerini tek tek tespit ederdi. Akşam mesai çıkışında mahalle muhtarı, partinin mahalle temsilcisi, belediye meclis üyesi ve belediye başkanı olarak arabaya biner ve ziyaretlere giderdik. Bu aynı zamanda bir siyasi harekettir. Ziyaret edeceğimiz adama da haber vermiyorduk. Sokağın başında inerdik ve sokağı tarardık. Orada kahve varsa kahvenin içindeki insanlarla el sıkışır, hal hatır sorardık. Birinci ağızdan onların dertlerini alırdık. Akşam ve yatsı namazlarında cami cemaatleriyle buluşurduk. Basın yanımızda olmazdı. Bir de gelmişken o mahallede yatalak, hasta var mı, onları da ziyaret edelim derdik. Onları da ziyaret ederdik. Taziyeler varsa onları da ilave ederdik. Düşkün, fakir, fukara varsa onları da ilave edin, artık sayıyı siz düşün. Bir gecede 50 eve girdiğimizi hatırlıyorum. Bu çalışmalar bir aydan fazla sürüyordu. Konya’nın tamamı taranıyordu. Hafta sonu yapılan ziyaretlerle ziyaret edilen ve birebir görüşülen kişi sayısı 100 bine ulaşıyordu. Burada siyaseti konuşmuyorduk, halkın gündemini konuşuyorduk.

Bir başka anımı daha hatırlatıyım size. Meram Dere’de bir eve gideceğiz. Meclis üyem, Başkanım bu adam bizi kabul etmeyebilir buraya gitmeyelim dedi. Nedenini sordum, bu adam çok fanatik Doğru Yol’cu dedi. Ben de madem öyle ilk defa ona gideceğiz, geri çevirebiliyorsa çevirsin dedim. Tabi bizim kültürümüzde misafir kim olursa olsun geri çevrilmez. Avlu kapısından girdik, adam bizi görünce şok oldu. Bize bir ikramda bulundu, izzette bulundu ki sormayın. Geri çevirmek yok, siyaset konuşmak da yok. Adamın gönlünü aldık, çayını, kahvesini, ayranını, zemzemini içtik. Geleneğimiz gereği hiç birini geri çeviremedik. Adam bizi uğurladı, tesadüf üç beş ay sonra da seçim var. Bunu her yıl yaptığımız için bunu halk seçim yatırımı olarak algılamıyor. Sadece seçimden seçime yaparsanız bu seçim yatırımı algılaması oluşturur halkta. Vatandaş, seçim geldi bizi hatırladınız der. Ama bize demedi çünkü biz her sene bu çalışmayı yaptık. Seçim oldu bitti, o meclis üyem beni gördü, ilginç bir şey anlatacağım size dedi. O evine gittiğim Doğru Yol’cu vardı ya, onun oğlu geldi, siz babama ne yaptınız. Babam sizden sonra ne kadar kendisi gibi fanatik Doğru Yol’cu varsa hepsini Refah’a çekti dedi. Ali Bey, iletişimi gelişmiş dünyada, bu gelişmiş iletişim araçlarıyla bu iletişimi sağlayamazsınız. İlla ki yüz yüze görüşeceksiniz. Kemal Kılıçdaroğlu yıllardır CHP’nin en büyük eksiğini gördü ve halka indi.

* Son olarak hep dediniz ki siyasette talep eden değil edilen oldum. Hayalinizde ne olmak vardı, akademisyenlik mi?

- Temelde insanın esas hedefi Allah’a iyi bir kul olmak. Ama maalesef onu tam olarak becerebildiğimizi düşünemiyorum. İnşallah duaların bereketi ile bu engeli aşarız inşallah. Yaptığınız iş, sizin için bir dua kapısı oluyorsa o işi ararsınız. Bu noktada belediye başkanlığı benim için bir dua kapısıydı ve ben bunu arıyorum. Mesela dönemimde 600’ün üzerinde tatlı su çeşmesi yaptık. Bunlar bizim için sürekli dua kaynağı. Diğer taraftan Bosna yardımları da bizim dönemimize denk geldi. Bu bir efsanedir. Bizim organizasyonumuzla oldu bu çalışma ve amacına ulaştı. Konya bu konuda gerçekten olağanüstü yardım çalışması yaptı. Çimento çok büyük bir hayır kapısıydı. Dönemimizde çimento yardımını 6-7 misline çıkardık. Kuran Kursu, cami, okul, fakir fukaraya ev. Adam kaçak yapı yapacak, o dahi geldi istedi çimento, biz de verdik. Vermesek de yapacak ama maksat gönül almak. Seydişehir çevreyolundan Meram’a girerken sol tarafta şehit olan oğlu adına bizim 50 torba çimentomuzla başlayan camiyi yaptı bitirdi. Toplumsal gücün getirisi bunlar Ali Bey. İnsanların gönlünü alarak insanlara her şeyi yapabilirsin. Konya bugün geldiği noktaya kendi gücüyle geldi. Belediyeler, sivil toplum örgütleri çalışmıştır. Kendi imarıyla, ticaretiyle, sanayisiyle Konya örnek bir şehirdir. Bunda da devletin katkısı devede kulaktır. Konya insanı hayır yapmaya zaten yatkın. Kendi imkanları ile ayakta durmaya, başkasına muhtaç olmadan iş yapmaya yatkın. O manada Konya’nın gelişmesi hızlı bir şekilde oldu.

 

Ali ÖZCAN

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Türkiye Haberleri