Halife Harun Reşîd ve Behlül Dânâ!

.
Abbasî halîfelerinin beşincisi Harun Reşîd, miladî takvime göre 809’da bugün Bağdat’ta vefat etmişti. Âdil bir hükümdar olan Harun Reşîd, Muhammed Mehdî’nin oğlu, Cafer Mensur’un torunu idi. Kardeşi Musa Hâdî vefat edince halîfe olmuş, Ereğli’ye kadar olan yerleri alarak Abbasî devleti topraklarına dâhil etmişti. 9 defa hac edip, Mekke ve Medine halkına birçok ihsanlarda bulundu, âdil kararları yüzünden çok sevildi. İlim ve sanat sahiplerine değer verirdi. Kabri Tûs şehrindedir.
Bu münasebetle halk arasında adı Harun Reşîd ile birlikte anılan meczûb görünüşlü, Allah aşkının sarhoşu velî bir zât olan Behlül Dânâ’dan bahsetmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Asıl adı Ebû Vüheyb bin Ömer Sayrafî olan Behlül Dânâ, aynı dönemde yaşadığı için Harun Reşîd’in kardeşi olarak bilinir, ancak bunun doğru olmadığı kaydedilir. Kûfe şehrinde dünyaya gelen ve 805’de vefat eden Belül Dânâ, hikmetli sözleriyle meşhurdu ve Halife Harun Reşîd’e nasihatlar ederdi. Eymen bin Nâbil, Amr bin Dînâr ve Asım bin Ebî’n Necid’den hadis-i şerif öğrenen Behlül Dânâ ile bir toplantıda buluşan halife, “Çok zamandır seninle görüşmek istiyordum” deyince, Behlül, “Ben böyle bir arzu duymadım” karşılığını verir. Buna rağmen Harun Reşîd, kendisinden nasihat isteyince, şunları söyler:
“Ne nasihati istiyorsun? Bir şu oturduğun saraya, bir de kabirlere bak. Bunlardan ibret almayan, nelerden alır. Hâlin ne olacak, ey mü’minlerin emiri. Yarın Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden sual olunacaksın. Orada bulunanlar sana bakıp gülecekler. Perişan hâlin orada meydana çıkacak. Başka nasihatı ne yapacaksın”
Harun Reşîd’in onun nasihatlarından çok istifade ettiği kaydedilir. Abdullah bin Mihrân anlatır: “Harun Reşid hacca gitti. Dönüşünde bir müddet Kûfe’de istirahat etti. Sonra yola çıkacağı zaman herkes kendisini yolcu etmek için sokağa dökülmüş, Behlül’de çıkmıştı. Çocuklar onunla eğleniyorlardı. O sırada halifenin kafilesi gözüktü, çocuklar Behlül’ü bırakarak kafilenin gelişini seyretmeye koyuldu. Harun Reşîd bindiği devenin üzerinde görününce Behlül Dânâ yüksek sesle ‘Ey Harun’ diye seslendi. Halife de ‘Buyur Behlül, ne istiyorsun’ dedi. Behlül; ‘Ey mü’minlerin emiri. Eymen bin Nâil, Kudame bin Abdülâmir’den bize şöyle haber vererek; Ben Resûl-i Ekrem’i Arafattan dönüşte görmüştüm. Kızıl bir deveye binmişti. Yanında kimse dövülmediği gibi, kimse de kovulmazdı. Yol verin diyen münâdileri de yoktu. Sen de buna riâyet eyle. Bilmiş ol ki; tevâzu ile yolculuk etmen, kibir ile seyahatinden hayırlıdır’ dedi” Bunun üzerine Harun Reşîd ağlayıp; “Ey Behlül, biraz daha anlat” deyince Behlül “Memleketin bir köşesinde bir mazlum zulme uğrasa sen de memleketin diğer köşesinde bile olsan, Allah bunun hesabını senden soracak. Allah, ‘Şüphesiz ki iyiler na’im Cennetindedir, kötüler ise Cehennemdedir’ buyuruyor. Ahirette, Cennet veya Cehennemden başka gidilecek üçüncü bir yer yoktur. O hâlde buna göre hazırlığını yap” dedi.
Bir defasında da Harun Reşîd, “Amellerimiz hakkında ne dersiniz” diye sorup, Behlül Dânâ, “Allahü teâlâ’dan korkarak ve emirlerine uygun olarak yapılan amel makbûldür” buyurunca halife Harun, “Peygamber efendimizle, akraba olarak yakınlığımız hakkında ne dersin” dedi. Behlül, “Peygamber efendimize akrabalıktan ziyade, bildirdiği hükümlere bağlılıkta yakın olmak mühimdir” cevabını verdi. Harun Reşîd, “Peygamber efendimizin şefaatine kavuşabilecek miyiz?” diye sordu. Behlül de “Onu Allahü teâlâ bilir” buyurdu. Halife Harun “Nasıl yaşayalım?” dedi. Behlül, “Allah’tan kork, her hâlinde Muhammed aleyhiss elâmın sünnetine tâbî ol. Bu durumda en kârlı yolu seçmiş olursun” dedi. Harun Reşîd “Para borcun varsa onu ödeyeyim” dedi. Behlül “Kûfe’de birçok ilim sahipleri vardır. Borç ile borcun ödenmeyeceğinde ittifak etmişlerdir” dedi. Halife “Bâri ihtiyacını temin edelim” deyince, Behlül Dânâ, “Allahü teâlâ senin Rabbin olduğu gibi, benim de Rabbim’dir. Seni hatırlayıp beni unutması muhaldir” buyurdu.
Behlül Dânâ’nın “Her koyun kendi bacağından asılır” sözünü duymayan yoktur. Yazımızı, bu hikmetli söz ile bitirelim. Doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar bir gün Harun Reşîd’e giderek “Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı ver? Bizi kendi hâlimize bıraksın” diyerek, “Her koyun kendi bacağından asılır” gibi sözleri sebebiyle şikâyette bulundular. Bunun üzerine Harun Reşîd, Behlül Dânâ’yı çağırtıp, halkın talebini bildirdi. Behlül sesini çıkarmayıp, ayrılarak birkaç koyun keserek, mahallenin köşe başlarına bacaklarından astı. Halk “Deliden başka ne beklenir, zâten işleri hep böyle” diyerek güldü. Birkaç gün sonra koyunlar sıcaktan kokmaya ve halk rahatsız olmaya başlayınca kokudan durulmaz hâle geldi. Aynı kişiler Harun Reşîd’e gidip, durumu anlatınca Harun Reşîd, Behlül’ü çağırtarak sorunca Dânâ, “Ben bir şey yapmadım, her koyunu kendi bacağından astığımı insanlara gösterdim, fakat bir kötünün herkese zararı olduğunu herhalde anladılar” diye cevap verdi.
Şu şiir, duası makbul bir zat olan Behlül Dânâ’ya aittir: Hırsı bırak da, yorulma/Geçimde tamaha kapılma/ Niçin malı cem edersin/Kime topladın bilemezsin/Rızık v aktiyle ayrıldı/Su-i zan faydasız kaldı/Her hırs sahibi fakirdir/Her kanaatkâr da zengindir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri