Numan Kurtulmuş'un "Bize Ömer'ler lazım" minvalinde yaptığı konuşmanın üzerinden ne kadar geçti hatırlıyor musunuz?
Bizim hatırladığımıza göre, Numan Kurtulmuş’un “Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi yeni Ömer’ler arıyoruz” minvalindeki sözünü söylediği tarihten bugüne, yaklaşık 7 yıl geçti.
Bu söz burada şimdilik kaydı ile dursun ve bir hikâyeyle devam edelim:
Eski zamanlarda birinde kendi halinde yaşayan ve işini çok iyi yapan, güttüğü sürüyü en verimli otlaklarda kurda kuşa yem etmeden otlatan çok dürüst ve namuslu bir çoban varmış.
Dürüstlüğü tüm şehirde öylesine yayılmış ki, şehirdeki büyük zenginler çobanı elde edebilmek için cazip teklifler sunmuş ama namuslu çoban aza kanaat etmenin faziletinden dem vurarak teklifleri hep ret etmiş.
Gel zaman git zaman günlerden bir gün padişahın sürüsüne dürüst ve namuslu bir çoban aranır olunca ünü her tarafta bilinir olduğu için padişah vezirini çobana yollamış.
Çoban sürüsünü otlaktan getirirken köyde askerler vezirleri görünce ilk önce aldırış etmemiş ama kalabalığın kendi evinde olduğunu anlayınca korkudan titremeye başlamış.
Eve girdiğinde ise vezirin sarayda iş teklifine işitince rahatlamış.
Doğrusu ret etmek gibi lüksünün olmadığını bildiği için kabul etmiş ve sarayda dürüst ve namuslu olması hasebiyle kısa zam sevilen simalar arasına girmeyi başarmış, hatta dürüstlük ve namusun timsali olmasından dolayı padişahın sohbet halkasına dahi girmiş.
Hayvanları otlatırken bir oğlağın uçurumdan aşağı indiğini görerek takip etmiş ve bir mağaraya giren oğlağı kaybetmemek için hayatı pahasına da olsa oğlağın arkasından mağaraya girmiş.
Girdiği mağarada bulduğu bir altın kâse, bir tepsi ve birde yüzüğü "Mağaranın içi de dışı da padişahımızın mülküdür. " diyerek padişaha teslim etmek için saraya dönünce, parmağındaki yüzüğü vermeyi unutmuş.
Çobanın bu dürüstlük ve ahlaklı tavrı için günlerce ziyafet verilmiş.
Bir süre sonra, padişahın sohbet halkasında otururken parmağındaki yüzüğü ters çevirdiği anda olanlar olmuş ve yanındakilerin "Çoban şimdi yanımızdaydı nereye kayboldu" diye konuştuklarını duyarak bu defa yüzüğü tekrar çevirince ise etrafındakilerin "Çoban sen inmisin, cin misin?" bir görünüp bir kayboluyorsun diyerek telaşlanmalarından yüzükte bir marifet olduğunu anlamış.
Nihayetinde bizim dürüst ve namuslu çoban tılsımlı yüzüğünü bir defa çevirince görünmez iki defa çevirince görünür olduğuna iyiden kanaat getirince o gece sabaha kadar gözüne uyku girmemiş.
Şeytana mağlup olarak dünyanın hazinelerine parmağımdaki bu yüzükle sahip olma düşüncesiyle ertesi sabah sürüyü otlamaya götürmek içinden gelmemiş ve çok geç saatte çıkarmış hayvanları.
Bu gecikmeler birkaç gün içinde padişahın dikkatini çekince de padişah namuslu çobanı hatasından dolayı kalabalık bir topluluk içinde azarlamış.
Azarı yiyen çoban o gün padişaha karşı zapt edilmez bir öfke duyduğu için ertesi gün akşam geç saatte kin ve nefret içinde yüzüğü ters çevirerek görünmez olmuş ve taht odasına padişahın boğazını kesmiş. Padişahın ölümü ile olayların bitmeyeceğine karar vererek bir sonraki gün tılsımlı yüzükle hazineyi kefen parası kalmayıncaya kadar boşaltmış.
Hazineyi doldurmak için her yeni vergi konulduğunda namuslu çoban tılsımlı yüzükle tekrar tekrar hazineyi boşaltarak dünyanın en zengin insanı olmuş.
Zengin olmasına olmuş da bizim namuslu çobanın namussuz olduğu gerçeği insanlar tarafından bir türlü anlaşılamamış.
Bu masalı aktarmamızın nedeni elbette son günlerin en önemli meselesi haline getirilen “Fon Yolsuzluğu”
Fon meselesi ülkeyi o kadar derinden sarstı, o kadar çok insanı mağdur etti ki, Cumhurbaşkanı 24 yıl sonra ilk kez kendi takımından kelle vermek zorunda kaldı ve galiba bu gidişle de kelle vermeye devam edecek gibi görünüyor.
FARKINDA MIYIZ?
Başa dönersek aranan Ömer’lere elbette her zaman ihtiyacımız var.
Bunun için bu hikâyeden sonra kendimize soracağımız soru şu olmalı:
Biz gerçekten aranan Ömer’lerden miyiz?
Yoksa böyle tılsımlı bir yüzüğe sahip olduktan sonra da namuslu ve dürüst kalabilecek miyiz?
Gece yastığa başımızı koyduğumuzda bunu ciddi ciddi düşünmek mecburiyetindeyiz.
Bizler toplum olarak gerçekten dürüst ve namuslu muyuz?
Ya da tılsımlı yüzüğümüz olmadığı için yani hırsızlık yapacak imkân ve görevde olmadığımız için namuslu gibi görünerek hırsızlara kızıp küfrediyoruz.
Yüzük olsa da olmasa da aynı kalırım diyenler çoğunluktalarsa kendileriyle birlikte memleketi de kurtardılar demektir.
Aksini düşünmek bile zulümdür.