Hala anlayamadım!

.
Herkes Ak Partisi'nin listelerinin şifresini çözmeye çalışıyor.
Ve elbette CHP, MHP ve BDP'nin ne yapmaya çalıştığı, SP ve Has Parti'nin seçimlerden hangi sonuçlarla çıkacağını merak ediyor.
Önceki gün Ankara'da hızlı bir tur yaptık.
Ak Partisi çevrelerinden arkadaşlar, bürokratlar, SP'nin müstakbel genel başkan adayı arkadaşımız, MHP'ye yakın arkadaşlarımız ile sivil toplum örgütleri, sendika yöneticileri ile değerlendirmelerimiz oldu.
Aslında prensip olarak, bu dönem aday listeleri üzerinde bir değerlendirme yapmamayı daha uygun bulmuştuk. Ne var ki kamuoyunun merakı, bizim merakımız neyin olup bittiğine dair arayışı ve anlama ihtiyacını da beraberinde getiriyor.
Gelin, Ankara'daki muhataplarımızın yerine göre birbiri ile çelişen, yerine göre birbirini tamamlayan, yerine göre de siyasal tercihlere göre farklılaşan değerlendirmeleri paylaşalım. Bu paylaşımda, kanaatleri olduğunca size aktarmaya çalışacağız ve yorumu size bırakacağız.
Yaklaşımlardan biri şöyle;
Tayyip Bey her ilde bir abi belirledi. Yeni adayları yoğun koymasının nedeni, bu abiler yolu ile grubu tam kontrol altına almak ve 20 kişilik gruplar ve inisiyatifler oluşturmamak. Örneğin farklı bir cumhurbaşkanı adayı teklifinin mümkün kılmamak. Bu nedenle aynı ilden ve farklı ilden de olsa çok sayıda akraba, yakın dost-arkadaş listeye girmiş oldu.
Diğer bir yaklaşım ise listelere oluşabilecek ya da oluşan tepkiyi azaltıcı yönde. O da şöyle;
Türk siyasi hayatında görülmemiş bir durum yaşanıyor. Ak Partisi üçüncü defa iktidara doğru yöneliyor. Tayyip Bey karizmasının zirvesinde. Bundan bir adım sonrası ise zirveden aşağı doğru iniş. Bu kontrollü bir iniş olabileceği gibi bir düşüş şeklinde de gerçekleşebilir. Tayyip Bey üçüncü dönemden sonra olmayacağını ilan ederek, karizması sonrası şahsı üzeninde oluşabilecek tepkiyi soğuruyor, baraj-set oluşturmadan tepkiyi absorbe ediyor.
Diğer bir yaklaşım da şöyle;
One minute'ten sonra tou minute, tri minute gelecek. Minute'ler üst üste birikecek. Böylece Türkiye'de bir Saddam oluşturulacak ve sonra Türkiye'nin üzerine çullanılacak. Bunun zemini hazırlanıyor.
Listelerdeki çalkantıyı anlamaya çalışan yorumlardan biri de şöyle;
Ak Partisi üçüncü döneminde Türkiye'nin temel sorunlarını geçiştirme lüksüne sahip değil. Devletin ceberrutluğu ile milletin hayatı arasındaki uyumsuzluğu giderecek, Güneydoğu'yu çözecek adımlar bekleniyor. Ancak, bu noktada yeterli enerjiyi bir başka ifade ile cesareti göremeyen Parti üst yönetimi, tek başına iktidarı mümkün kılacak, ancak anayasayı değiştirme çoğunlğuna ulaşmayan bir Ak Parti'yi hedeflediği için tepki çekme pahasına böylesi listeler hazırladı.
Bir diğer yorum ise görece duygusal;
Tayyip Bey, ihtiyacı olmadığı halde güç gösterisine girmiş listeler vesilesi ile. Konya, Bursa, Şanlıurfa gibi kadim şehirlerin listeleri ile kökten oynamış. Bakanları oradan oraya savurmuş. Bu bir güç gösterisi anlamına geliyor. Örneğin, İzmir'de Ertuğrul Günay ile çözüm bulmak mümkün değil. Zira İzmir'in birinci halkası Anadolu ile kaynaşması mümkün olmayan yapıya sahip. Bu halkanın Ak Partisi'ne oy vermesi imkanı yok. İkinci halka ise Konya başta olmak üzere Anadolu'dan göçen, sol kökene dayalı ancak durum değerlendirmesi içinde olan kesim. Son kesim ise göç dalgasının doğurduğu yer yer gettolaşmanın olduğu kesim. Bunlardan ikinci ve üçüncüsüne Ak Partisi ulaşabilir-di! Ancak CHP'nin kendi dururken, niye “dönmüş bir solcuya” ya oy vereyim değerlendirmesi yapacak bu iki halka. Oysa onlara, Milli Görüş kökenli adaylarla gidilse çok daha iyi sonuç alınabilirdi.
Daha derinlikli bir akışına sahip görüş sahibi dostumuz ise şöyle diyor;
Erbakan Hocamız'ın cenazesi günü İngiltere'de bir toplantı yapıldı. O toplantıda Kemal Kılıçdaroğlu, Ali Babacan veya Egemen Bağış ve DTP'liler vardı. Bu toplantıdan sonraki gelişmelere baktığımızda, CHP'nin dindar bazı adaylar gösterdiği, DTP'nin de benzer bir hamle yaptığına, Başbakan Erdoğan'ın ise Erbil’i de kapsayan ziyaretini görüyoruz. Daha ileri değerlendirmeleri, 1914-2014 tarihlerini, İsmet İnönü'nün Lozan sonrası değerlendirmelerini hatırlatarak yapıyor dostumuz. Ancak, şu an, şu satırlarda bu kadarını kafi görüyoruz.
Bir diğer dostumuz da şu noktalara işaret ediyor;
İbrahim Tatlıses ve benzerini pek çok ilde görebileceğiniz, çağrıldığı halde aday gösterilmeyen kişiler var. Bunu anlamaya çalışıyoruz. Ancak zorlanıyoruz. Ak Partisi, MHP tabanı ve DTP tabanını da etkileyecek kimi manevralar yaptı zamanında. Ancak aynı kıvraklık şimdi yapılacak mı kuşkuluyuz. Örneğin, Kürşat Tüzmen, 'Atatürk Doğu, Güneydoğu'da demografik bir hat çizdi. Göçlerle bu hat eridi, gelin ekonomik bir hatla konuya yaklaşalım' dedi, dinlenmedi. Önümüzdeki dönem DTP, 70'li yıllarda MSP'nin Meclis'te yaptığını yapmaya çalışacak. Bir taraftan güçlü hatiplerle Meclise gelmeye çalışırken, bir taraftan da dini unsurları olan kişileri sahaya ve kürsüye sürmeye çalışacak. Ak Partisi'ni kendi ıstılahı ile vurmaya çalışacak. Bu duruma ilişkin Ak Partisi'nin çözümü ne olacak?
Görüşler bu kadarla da sınırlı değil.
Bir pencereden baktığınızda, dar alanda kısa paslaşmalar görülebiliyor, bir pencereden baktığınızda ise; Türkiye'nin hemen her seçiminde dramatik bir şekilde ifade edilen ve doğru olan 'her zamankinden daha önemli bir seçim' ile karşı karşıya olduğunuzu görüyorsunuz.
Kalın sağlıcakla…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri