Hakikatlerin Şairi M. Âkif Ersoy

Ahmet Güldağ
Başlığa Eşsiz, Üstat, Büyük Şair vb. gibi kelimeler yerine Şiirlerinde aslında hakikatleri belirterek kâh hicvetme, kâh yükseltme anlatımını şiir içinde oluşumundan dolayı hakikatleri sunması ile “Hakikatlerin şairi” demenin de yerinde olacağını düşündüm.
Yaşam tarz ve düsturu bile şairliği eşsiz olan Rahmet ile anacağımız Mehmet Âkif Ersoy…
Rahmanına kavuştuğu 27 Kânûni- Evvel (Aralık) 1936 gününden bu günlere göre 73. Yıl geçmiş olmakta.
Büyük vatan şairini daha çok, başka ve daha bir güzel yazılım olamayacak olan İstiklâl Marşı’nın yıldönümlerinde anılar belirtir diğer hakikat şiirleri üzerinde de şöyle bir geçiveririz.
Anma, belirli ve kendilerini Elit görenler bu yıldönümünde öylesine anarken Moskova’yı kendisine Kâbe gibi göreni ise her fırsatta ön planda tutar, görkemli anılar yapar, yükselten söylev ve yazımlarını eksik etmezler.
Bunda sadece elitler değil malum ve kartel de denilen Medyanın görüntülü, yazımlı olanlarda aynı yolda
Ekranlarda ölüm yıldönümünde anımlar görebilmekte miyiz acaba?
Ya Moskova sevgisi içinde olanı? Bırakın doğum ölüm yılını akıllarına estikçe anı yaparlar vatan sevgisi(!) ile donatmakta yarışırlar.
Aslında biraz da maneviyat karşıtlıklarını bu şekilde ortaya koyan ve kendilerini Elit görenlere nazire olarak…
Anadolu bağrında yetişen ve maneviyat kadar vatanını da düşünen çoğunluk ölüm yıldönümlerinde de anı düzenlerler.
Eşsiz şairimizi, Rahmet ve Nur içinde yatması duası ile anarken sizlere yaşam içinde ki oluşumları da sunmak isterim.
***
Aslı Buhara’lı olup Anadolu’ya gelen ailenin Tokat da doğan kızları Emine Şerif Hanımefendinin ilk eşinin vefatı sonrası, Arnavutluk'un İpek kasabasının Şuşisa köyünde doğup eğitim için İstanbul’a gelip Fatih Medresesi müderrisi olan İpekli Mehmed Tahir Hoca Efendi ile evlilik neticesi 1873 yılı İstanbul Sarıgüzel semtinde Mehmet Âkif dünyaya gözlerini açmış.
Babasının, ismine atıf olarak yetiştirmek istediği Âkif, altı ayda hafız olmuş ve l4 Aralık l893 yılında 750 kuruşluk bir maaşla memuriyet hayatına başlamış.
Görevi icabı Rumeli ve Anadolu’nun değişik yerlerini dolaşmış l898 yılında İstanbul’da İsmet Hanım’la evlenmiş, 38 yıl devam eden bu beraberlikten beş çocuğu olmuşsa da iki olgunu genç yaşlarında kaybetmiş, üç kızından biri Ömer Rıza Doğru diğerleri de Muhittin ve Ahmet İhsan beyle evlenmişler.
Mehmed Âkif’in memurluk hayatı on seneden fazla sürer. Bir ara Üniversite’de edebiyat dersleri de veren Âkif, daha sonra buradan ayrılmış ve Halkalı’daki öğretmenliğine dönmüştür. Burada vazife görürken müdürüne yapılan bir haksızlığı protesto için istifa etmiş.
l914 yılında ilk olarak Mısır’a gitmiş, oradan da Hicaz’a geçerek hac eda etmiş. Kısa süren bu seyahati sonrası görevli olarak Berlin’e gönderilen Âkif, oradan da Necid’e gelmiş.
I. Dünya savaşında uğradığımız acı mağlubiyet ve l918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, aziz milletimizi ve pek tabii olarak da büyük şairi derinden yaralar. Ezelden beridir hür yaşamış, esaret nedir bilmemiş Türk milletinin bu kahredici şartlar karşısında eli kolu bağlanmış bir duruma düşmesi, vatanın parçalanmasını seyretmek zorunda kalışı, onun yaratılışına ve vatanperverlik duygularına da ters düşmüştür.
Anadolu’da kurtuluş mücadelesi meşalesinin ateşlenmesiyle Âkif de heyecanlanmış, sanki yeniden canlanmıştır. İlkönce koştuğu, millî mücadelenin mânâ ve önemi üzerinde durduğu yer Balıkesir’dir.
Orada yaptığı konuşmalarda ve verdiği vaazlarda halkı millî mücadeleye katılmaya çağırarak, vatan müdafaasının ve cihadın önemini anlatmaya çalışır.
Daha sonra Kastamonu’da hizmetlerde bulunur ve millî heyecanın şahlanmasında büyük emeği geçer. l920 yılının Mayıs ayında Ankara’ya gelen Âkif, oradan görevli olarak Konya’ya gelir ve millî mücadele konusunda aydınlatıcı konuşmalar yaptıktan sonra tekrar Kastamonu’ya gider.
Bir süre sonra Ankara’ya döner ve Tâceddin Dergâhı’na yerleşir. Burdur milletvekili sıfatıyla mecliste bulunan Âkif, meclisin süresini tamamlayıp dağılmasını müteakiben de İstanbul’a geçer.
Bu arada Millî Marş'a duyulan ihtiyaç 1920 yılında Erkân-ı Harbiye Reisliği tarafından Maarif Vekâletine müracaat edilerek millî azim ve imanı besleyecek bir marşın yazılması ordu adına teklif edilir.
Serveti Fünun’da şiirleri yayınlanan Şair Âkif’e de teklif edilirse de niyet etmemekle beraber arkadaşının ısrarı üzerine şiir yazar ve bu işleme konulur.
***
TBMM'nin 26 Şubat 1921 tarihli toplantısında Millî Marş konusu ele alınır ve 1 Mart 1921 günü Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlık ettiği oturumda, Hasan Basri Bey'in bir takriri üzerine gelen yedi şiirin okunmasına Âkif'’in şiiri ile başlanır.
Daha ilk mısra büyük bir alkış tufanı ile karşılanırken, Şiirin her mısraı yoğun alkış sağnağına tutulur.
Nafia Vekili İsmail Fâzıl Paşa'nın isteği kabul edilerek şiir dört defa ve her defası da büyük heyecan ve alkışlar arasında diğer altı şiirin okunmasından, meclis kararı ile vazgeçilerek oy birliği ile kabul edilir.
Ve 12 Mart 1921 tarihli oturumda bu şiirin Millî Marş olarak kabulü oylandı ve kabul edilir
Şiir için verilen zamanın 500 lira ödülünü, soğukta paltosuz gezen şair kabul etmeyip hayır kurumuna verilmesini ister.
***
Ne yazık ve gariptir ki silah kullanarak vatanımızdan söküp attığımız düvel milletlerin silahsız olarak geri dönüşünü belirleyen hareketler neticesi ülkemiz amaçlarına uymadığını görmekteyiz...
Nitekim asıl açmaz nokta olmakta idi. Dindar bir hayat yaşamı içinde olan ve şiirlerinde de bunu ifade etmeye çalışan bir düşünce adamı, aksiyoneri ve şairi olan Âkif.’in ya değişmesi ya da değişime ayak uydurması gerekiyordu.
Ama hayatında ki sessiz yaşamı içinde etliyle-sütlüye karışmayan-karıştırılmayan bir biçare olarak suskunluk içinde direniyordu.
Konuşmamaya diren göstermesine rağmen Milletin şairi yok sayılıyordu. İlgisizlik, vefasızlık la karşılaşıyordu.
Bazı şair olamayıp da şair diye adlandırılan Elit şairlerce istenmemesi ve hakarete varan söylevleri karşısında vatanından ayrılıp 1923 yılında Prens Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a yerleşir,
Orada itibar da görür ama yinede vatan hasreti içindedir.
Bunu Mısırda yazdığı mısraları ile belirtir.
***
Mevzun düşürür saçmayı bir saçma adam var
Manzum sayıklar gibi manzume sayıklar
Zannım mütekaid şuaradan olacak ki
Hiçbir yenilik yok herifin her şeyi eski
Hâlâ ne sakaldan geçebilmiş ne bıyıktan;
Âsârı da memnun görünüyor köhne kılıktan
Hicrî, kamerî ayları ezber sayar ammâ
Yirminci asır zihnine sığmaz ne muamma
Ma’mure-i dünyayı dolaşsa da yer er
Son son, “Hadi sen kumda biraz oyna” demişler
***
Bu şiiri rahatça bugünün olayları içine bile alabiliriz!
Türkiye’ye dönse de hastalanır. Hastalığı sırası ve defnedilirken başkalarına gösterilen Devlet ilgisi maalesef mafiş olur.
Olur, ama gençlik ve halk eller üstünde tekbirlerle rahmanına yolcu eder.
Ruhu Şâd olsun…
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.