Hakikate Tükürmek

Abdullah Uçar
İnsan bazı şeyleri yaşadıkça daha iyi anlıyor. Tecrübe denilen her halde bu olsa gerek. Ferit Kam merhumun şu şiirini de ben günümüzde daha iyi anlamaya başladım:
Garabetin bu da bir nev'idir ki insanlar
Hakikati bulayım der de, başka yolda yürür
Tesadüf eylese bir yerde ez kaza bir gün
Hakikat onlara, onlar hakikate tükürür
Memleketimizde yıllardır süren bir kavga, bir kıtal, dilim söylemeye varmıyor ama bir iç savaş sürüp gitmekte. On binlerce masum insan can vermede, kan akmada, huzur ve güven ortamı yok olmada, memleketimize ve milletimize harcanması gereken milyar dolarlar heba olup gitmede. Niçin? Kürt davası veya Kürtlerin haklarının alınması için.
Son zamanlarda Ergenekon yapılanmasını, yeniçerilere rahmet okutturacak davranışları, Aziz Vatanda olup bitenleri, bizleri kimlerin idare ettiğini, her kazma vurulan yerden silahların veya sahibi belli olmayan kemiklerin fışkırmasını, tahmini sayıları on binlerle ifade edilen faili meçhulleri… Gördükçe Kürt kardeşlerimizin haklı taleplerinin olduğunu da idrak ediyoruz.
Ama anlamadığımız; bunları ortaya çıkaran, bu olumsuzlukların müsebbibi olan dinozorları mahkeme önüne getiren, bize insan olduğumuzu hissettiren, vatan çapında ve dünya kamuoyu önünde güven ortamı oluşturmaya çalışan, Batının bütün yanlı ve taraflı tutumuna rağmen demokratikleşme çabalarını sürdüren ve özellikle Kürt kardeşlerimize istedikleri hak ve özgürlükleri vermek için anayasa hazırlayıp onlara uzatan elleri ısırmak ve bunu yapanların, baştaki şiirde olduğu gibi yüzlerine tükürmek, yani hakikate tükürmek neyin nesi?
Hal böyle olunca, bir ikinci şık akla geliyor ki; bu adamların derdi hak ve hukuk aramak değil, kavga çıkarmak, kıtal yapmak, vatanı bölmek ve vampirler misali kandan beslenmek. Başkalarının uşağı ve maşası olmak. Ezeli ve ebedi düşmanlarımızın tetikçiliğini yapmak. Bazı akılsız ve saf gençlerin kanları üzerine krallıklar kurup zevki sefa sürmek. Bugün PKK’nın yaptığı maalesef bu.
“Atalarımız küçük sular tez bulanır” demişler. Osmanlı büyük devlet iken, hatta yıkılmaya yüz tuttuğu son zamanlarında bile namı, şanı, şerefi ve şöhreti vardı. Vatandaşları şimdiki ABD vatandaşları gibi gittikleri her yerde itibarlı idi. Ama Osmanlının mirası üzerine Balkanlarda, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da onlarca devlet kuruldu. Fakat şöyle bir tefekkür edelim, Osmanlı buralardan çekileli tam bir asır oldu, acaba bir gün huzur buldular mı? Şöyle iyi bir düşünelim, tetkik edelim. Bugün bu gerçeği bu bölge halkından akl-ı selim olanlarda itiraf ediyorlar ve “Osmanlı gitti, huzur bitti” diyorlar. Sırp muhalefet lideri Vuk Draskoviç, hükümetine yalvarıyor ve “bize Osmanlının verdiği kadar hak ve özgürlük verin yeter” diyor ve bunu yaptığı mitinglerde pankart olarak taşıtıyor. Allah muhafaza Anavatandan bir ayrılık söz konusu olsa, Güneydoğu halkının söyleyeceği de bundan farklı olmayacaktır. Hatalar yapılmıştır, bu bir gerçektir, ama bunların çözümü ve çaresi bazıların dediği gibi tefrika ve ayrılık ta değildir. Makalemizi tarihi bir anekdotla bitirelim:
Dışişleri eski bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil, Cezayir'i resmi ziyaretinde Devlet Başkanı Bumedyen'in teklifi ile %25’i Türk olan Telemsan'a da uğrar ve şu olayla karşılaşır: Kendisi anlatıyor: "Genç bir vali bizi karşıladı. Belediyeye gittik. Yüksek bir yerde oturuyoruz. Bir ara vali kulağıma eğilerek şöyle dedi. "Öldü zannettiğim ne kadar insan varsa, hepsini burada görüyorum. Bunların içinde benim kayınpederim de var. İki buçuk senedir sokağa çıkmıyordu" dedi. Dipte oturan yaşlıca bir zat, salonun ortasına kadar ilerledi. Karşımızda heykel gibi durdu. Basit bir Türkçe ile "Vezir Hazretleri. Siz nerdesiniz. İki yüz elli senedir sizi bekliyoruz"(1) dedi.
---------
(1-) Bekir Aydın'ın Röportajı, Türkiye Gazetesi, 25. 06. 1989.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.