Körler Ülkesi

Körler Ülkesi

H. G. Wells, Körler Ülkesi ve Diğer Karanlık Öyküler üzerine

Bazı atasözleri bilgi değil, vaat taşır. "Körler ülkesinde tek gözlü adam kraldır" sözü de öyle. Erasmus'un derlediği bu Latince deyiş, farkın kendiliğinden iktidara dönüşeceğini söyler: Bir duyu fazlanız varsa, taht sizindir. Wells 1904'te bu vaadi ciddiye alır, alıp bir vadinin içine kapatır ve ne olacağını izler. Çıkan sonuç, deyişin tersidir.

Elimizdeki derleme, İthaki Yayınları'nın Karanlık Kitaplık serisinden, Doğa Özışık çevirisiyle 2020'de yayımlandı. Özgün adı The Country of the Blind and Other Stories olan kitap, Wells'in 1894–1909 arasında yazdığı öykülerden bir seçki sunuyor. Korkutmayı beceremeyen hayaletler, uzaktan kendi bedenini seyreden ruhlar, duvardaki kapılar... Hepsinin ortak damarı aynı: Eşiği geçip başkalarının doğrulayamadığı bir şey gören adamın hikâyesi. Kitabın en olgun metni olan "Körler Ülkesi" sona bırakılmış; iyi bir editoryal karar, çünkü diğer öyküler onu okurken anlam kazanıyor.

Vadinin kendi doğrusu

Öykünün kahramanı olan Nunez, And Dağları'nda bir tırmanış sırasında düşer ve dış dünyadan on beş kuşaktır kopuk bir yaşam süren insanların bulunduğu vadiye varır. Vadideki herkes kördür; körlük buraya kuşaklar önce bir hastalıkla gelmiş, sonra normal hâline dönüşmüştür. Bu insanlar eksik değildir. Dokunarak, işiterek, kokuyu ve havanın ısısını okuyarak kusursuz işleyen bir düzen kurmuşlardır. Serin saatlerde çalışır, sıcakta uyurlar. Dilleri görmeye dair kelimelerden arınmıştır. Kozmolojileri tamamdır: Dünya bu vadidir, üstünde kayadan bir tavan vardır, ötesi yoktur. Töreleri, örfleri hep kendilerinden önceki yine kendileri gibi kör olan atalarının anlattıklarına göre şekillemiş, inanç sistemlerini de buna göre düzenlemişlerdir. Kulakları metrelerce ötede atan kalp seslerini işitmekte, burunları da en az bir köpeğin koku alma duyusu kadar keskin haldedir.

Nunez kaza eseri uğradığı bu vadiye girerken cebinde o atasözüyle girer. Kendini kral sanır. Oysa vadi onu bir kral olarak değil, gözlerinin üstündeki tuhaf çukurlar yüzünden aklı karışmış, yeni oluşmuş, henüz eğitilmemiş yabani bir yaratık olarak karşılar. Anlattığı her şey — ufuk, renk, yıldız, mesafe — onların dilinde karşılıksızdır. Bilgisi vardır ama o bilgiyi taşıyacak ortak bir kelime yoktur. Ve öykü en karanlık hamlesini sona saklar: Vadinin hekimleri sorunu teşhis eder. Adamın beynini bozan şey gözleridir. Tedavi bellidir: Gözler alınacaktır. Sevdiği kadınla evlenmesinin, o topluluğa ait olmasının bedeli budur.

Peki, sahiden kral olur mu?

Olmaz, olamaz. Wells'in bize gösterdiği üç sebep var.

Birincisi, bir üstünlük ancak doğrulanabildiği yerde üstünlüktür. Kimsenin sınayamadığı bir yeteneğin adı yetenek değil, arızadır. Nunez'in gözü ona vadide hiçbir güç vermez; çünkü gücü üreten şey duyunun kendisi değil, o duyunun karşılığının bulunduğu ortak zemindir. Zemin yoksa, sahip olunan fazlalık kusura dönüşür.

İkincisi, kapalı sistemler sapmayı öğrenmez, tedavi eder. Vadinin tepkisi öfke bile değildir; şefkatli bir tıbbi ilgidir. Zaten en ürkütücü tarafı da budur. Sizi susturmak isteyen bir düşman değil, iyiliğinizi isteyen bir hekimdir.

Üçüncüsü ve burası bence bizim de payımıza düşen kısım; Nunez de masum değildir. O, vadiye öğretmeye değil, hükmetmeye gelir. Bir kez olsun sabırla tercüme etmeyi denemez; anlaşılmayınca bağırır, bağırınca da deli sayılır. Hakikati elinde tutmak yetmiyor. Hakikat, sabırla ve karşı tarafın diliyle çevrilmediği sürece otorite üretmiyor. Wells'in asıl acı ilacı burada: Görmek insanı haklı yapar, güçlü yapmaz.

Vadi büyüdü: Bugün burada görmek

Wells'in vadisi uzak bir ülkenin alegorisi değil; kapalı her bilgi ortamının tarifi aynı zamanda. Ve o tarifi bugün Türkiye'de rakamlarla okumak mümkün.

Reuters Enstitüsü'nün Haziran 2026'da yayımlanan Dijital Haber Raporu'na göre Türkiye'de habere genel güven bir yılda 5 puan düşerek yüzde 28'e geriledi; küresel ortalama yüzde 37 ve Türkiye 48 ülke arasında 36. sırada. Haberden bazen ya da sık sık kaçındığını söyleyenlerin oranı yüzde 60. Bu oran Türkiye'yi haberden kaçınmanın en yüksek olduğu dört ülkeden biri yapıyor. Kendini habere "çok ilgili" tanımlayanların oranı 2021'den bu yana yüzde 59'dan yaklaşık yüzde 46'ya inmiş, pasif kullanıcıların payı yüzde 16'dan yüzde 25'e çıkmış. Rapor bu tabloyu bireysel tercihlerden çok medya sahipliğindeki yoğunlaşmaya, daralan reklam gelirlerine ve artan düzenleyici baskıya bağlıyor.

Bu yazıyı okurken aynı zamanda kendinize sorun; eskisi gibi keyif alarak ya da merak duyarak haber okuyabiliyor musunuz? Kendi adıma konuşacak olursam, daralıyorum, sıkılıyorum, çoğu zaman hızlı hızlı geçiştiriyorum...

Öyküdeki üç mekanizma, aynı sırayla burada da işliyor.

Birincisi: Ortak zemin çözülüyor. Aynı raporun marka güveni tablosunda güvenin yayın kalitesine göre değil, bloklara göre dağıldığı görülüyor. Bir kesimin en güvendiği kanal, diğer kesimin en güvenmediği kanal. Bu, vadinin tersi gibi durur ama aynı şeydir: Tek bir kapalı vadi yerine, birbirine kapalı birkaç vadi. Böyle bir yerde bilgi, bilgi olarak dolaşmaz; hangi vadiden geldiğinizin işareti olarak dolaşır.

İkincisi: Sapma tartışılmıyor, teşhis ediliyor. "Algı operasyonu", "provokatör", "satılmış", "maşa"... Bu etiketlerin ortak işlevi tektir: Söylenene bakmadan söyleyeni geçersiz kılmak. Vadinin hekimleri de tam olarak bunu yapıyordu, üstelik kötü niyetle değil, adamı iyileştirdiklerine içtenlikle inanarak. Bugün bu refleks tek bir mahallenin tekelinde değil; her mahalle kendi göz çıkarma ameliyatını "temizlik" sayıyor. Kutuplaşma araştırmalarının yıllardır ölçtüğü şey de bu: Karşı tarafın yanlış olduğu değil, dinlenmeye değmeyeceği kanaati.

Üçüncüsü: Körlük artık bulaşıcı değil, gönüllü. Wells'in vadisinde körlük kuşaklar önce bir hastalıkla gelmişti. Yüzde 60'lık haberden kaçınma oranı ise bir hastalığın değil, bir tercihin sonucu. Yorulmuş, kırk sekiz saatte bir hatta gün içerisinde bile birkaç kez değişen gündemin altında doğrulama imkânı kalmamış, bakmanın maliyetini taşımaktan vazgeçmiş bir kalabalıkla karşı karşıyayız. Hatta o kalabalık biziz. En sessiz manipülasyon biçimi de budur zaten: İnsanları yanlış bilgiye ikna etmeniz gerekmez, bakmaktan yorulmaları yeter. Susturulmuş bir toplum değil, ilgisini geri çekmiş bir toplumu yönetmek çok daha kolaydır.

Buna yeni bir katman daha ekleniyor. Aynı rapora göre haber almak için yapay zekâ sohbet botlarını kullananların oranı bir yılda 6 puan artarak yüzde 14'e çıkmış. Görme işini devretmenin en konforlu hâli.

Ve madalyonun bir diğer tarafı: Nunez o vadiye öğretmeye değil, hükmetmeye gitmişti. Asıl hatası buydu. Gazetecinin, akademisyenin, köşe yazarının "ben gördüm, siz görmüyorsunuz" tonu da aynı hatanın tekrarıdır. Anlaşılmamayı sürekli karşı tarafın körlüğüne yazan gören göz, bir süre sonra kendi ameliyatını kendi hazırlar.

Kitaba dair son birkaç not

Kitapta yer alan bazı öyküler kulüp sohbetiyle açılan, uzun girizgâhlı metinlerden oluşuyor. Dolayısıyla bu da bugünün okuruna yavaş gelebilir. Buna karşılık "Körler Ülkesi" tek başına kitabın bütün maliyetini karşılamaya yetiyor.

Bununla birlikte, ilk bölümlerdeki tuhaflıklar, son öyküdeki alegorinin zeminini kuruyor. Kitabın kapağında belirtildiği gibi karanlık öyküleri görünce okur biraz korku bekliyor ama öyle değil. Wells burada ürkütmüyor, huzursuz ediyor. Uyum baskısı, normalin kim tarafından tanımlandığı ve azınlık bilgisinin akıbeti üzerine çalışanlar için "Körler Ülkesi" bir vaka metni değerinde. Oldukça faydalı çıkarımlar elde etmek mümkün.

Kitabın kapağında da yer alan sorunun cevabıyla yazımızı noktalayalım:

‘’Körler ülkesinde tek gözlü adam kral olmaz, hasta olur; çünkü neyin ‘görmek’ sayılacağına gören değil, çoğunluk karar verir.’’

Tekrar görüşünceye dek hoş ve esen kalın...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri