Güzelliği Görmek Ne Güzel

.
Hz. İsa’ya atfedilen bir kıssa. Bizi kendimizle baş başa bırakan, elimizi dilimizi başka adreslerden çeken bir kıssa.
Bir gün günah işleyen bir kadın getiriliyor. Hadi bunu taşlayarak öldürelim diyorlar. Kadın getiriliyor meydana ve herkesin elinde taşlar… Hz. İsa(a.s) bir teklif sunuyor: “İlk taşı günahsız olan atsın, hiç günah işlememiş olan atsın.” Öldürmeye hazır o yığının ellerinden yavaş yavaş taşlar düşüyor ve geriye çekiliyorlar. Nihayetinde kimsenin elinde taş kalmıyor.
Kötülüğe odaklanma, ama o kötülüğe; uzaktaki kötülüğe. Nazarlarımızı kötü olarak uzaklara savurunca kendimizde kendimizden uzaklara savruluyoruz. Hoşluklarımıza ‘ben’ katıyoruz, nahoşluğa da ‘sen’.
“İnsan kendini sıfır bilmeli, hatta sıfır da biraz sertlik var, onu biraz değiştirmek gerek. Arapçadaki gibi noktalı olsun; insan kendini sifir bilmeli.” Ki her gün yenilenebilsin. Her gün güneşin tazeliği gibi ışıl ışıl yeniden başlayabilsin.
Öyle olmasa kendinden kurtulamaz, kendini aşamaz. Ben tamamım, ben her şeyi biliyorum demek cehaletin başladığı noktadır, ilimden okumaktan vazgeçme noktasıdır. Okumaksa hiçbir şey bilmediğimizi hatırlatır bize. Şahsım adına bu durumu yaşadım. Daha lise dönemindeyken; on yedi yaşlarında her şeyi bildiğimi sanırdım. Kimseyi dinleme gereksinimi duymazdım… Sonra okuma aşkına tutuldum, anladım ki hiçbir şey bilmiyorum, okudukça hiç olduğumu anladım. Yazmayı denedim sonra. Okurken ben de ayrıca bir şeyler karalıyordum, sonra okuduklarımla kıyasladığımda bir kez daha ne kadar işe yaramaz olduğumu anlayıp yazdıklarımı yırtıp atıyordum. Eksikliğimi anlayınca bir şeyler koyabildim kalemin ucuna, hiç olduğumu anlayınca hiçliğin kuyusundan insanlığa dair bir şeyler çekebildim azıcık da olsa. 
Okudukça ve kendimizi ‘sifir’ gördükçe ulaşılması zor ufuklara varırız ancak. Ve güzelliği gördükçe. ‘Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır.’ Yine güzel görmeyle alakalı Hz. İsa(a.s) dönemine gidiyoruz. Hz. İsa bir grupla yolda giderken bir köpek leşine rastlıyorlar. Her biri bir şey söylüyor; yüzlerde ve dillerde nefret ve tiksinçlik. Hz. İsa(a.s) diyor ki: “Bakın dişlerine, ne kadar da güzel hem de bembeyaz.”
İşte huzurun özü bu olsa gerek. En çirkinde bile en güzel bir şeyi görmek. Güzeli güzelliği görmek ne güzel!
Çok sakin insanlar vardır. Her şeyi sorun edenler bu tiplere sinir olurlar. Her şeyi sorun edenler en ufak bir meselede daralırlar, katılaşırlar. Kahretsin… Lanet olsun… gibi ifadelerle bilinçaltlarına nefret enjekte ederler. Bu durum psikolojide anlatılırken bilinçaltının aptal olduğunun altını çizer. Ne söylersen onu alır. Hep olumsuz konuşursan, kötü düşünürsen bu durum bilinçaltından yüzüne ve bakışlarına yansır. Netice mutsuz huzursuz bir ömür.
“Yahu bu niye böyle? Yeter artık bıktım!” Kendini aşmış ülke meseleleri gündeminde, başkaları var dilinde. Sakinliğe tahammülü yok, nefret dolu bağırıyor.
Her şeyde vardır mutlak bir hayır diyor sakince birisi. Nefretle bakmayı bıraksan… Kötü bakışlarını kendi hesabınla gözyaşıyla yıkasan. Taşları bıraksan elinden, geri geri çekilip az kendini kendi odanda sorgulasan. Balyoz alıp kalbindeki nefret duvarını yıksan, sevgiye güzelliğe kapı aralasan azcık.
Sakince ve derince tefekküre ayırsan birazcık zamanını. Bak ne güzellikler görünecek o zaman.
İnsanı farklılaştıran çok önemli buudlar olsa gerek; kendimizin yargıcı olmak ve başkalarının güzel yanından istifade etmek. Önce biz çiçek olacağız sonra hani bahar deme hakkımız olsun.
“Ama efendim bir çiçekle bahar olmaz!”
Doğru; “Bir çiçekle bahar olmaz, ama her bahar bir çiçekle başlar.” Çiçek olmalı, bahar ister gelsin ister gelmesin! Kendi bilir!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri