Gülzâr (2)

Abdullah Uçar

Bizim edebiyatımızda en çok kullanılan tema gül ve bülbüldür. Tabii ki, burada gülden murat Hz. Peygamber, bülbülden kastedilen de O'nun aşkıyla yanan, O'na kavuşmanın aşkı ve arzusu ile kıvranan ve birçok meşakkatlere katlanan gerçek mü’minlerdir. Bunu Akif merhum şöyle terennüm etmektedir:
Gül devrini görseydim onun bülbülü olurdum
Ya Rab beni evvel getirsen ne olurdun
Yakın tarihimizin değerli Şâiri Cemâl Oğuz Öcal, Hacca gidenlerle şöyle selâm göndermiştir:
Kutlu Hicaz çölüne,
Hakkın solmaz gülüne
Ol mü’minler seline
Bizden selâm götürün
 “Siperden Mektup” yazan Mehmetçik bayrağının rengini hem kanından hem de sevgili Peygamberinden aldığını hatırlatarak; şehit olmasının önemli olmadığını, önemli olanın şanlı bayrağının renginin solmaması olduğunu, gayet duygulu bir şekilde dile getirmektedir:
Allah’a dua et, düşman tırpanı
Devlet ağacını yolmasın, anne,
Altında dökülsün oğlunun kanı
Bayrağın gül rengi solmasın, anne
Bir gönül erinin gül hayranlarına, gönül dostlarına selâm gönderişi de ne kadar duygu yüklüdür:
Yâr-i sâdık bilir halden
Aşk dersini alır gülden
Hiç riyasız tâ gönülden
Sevenlere selâm olsun
Eşrefoğlu Rûmî öyle bir aşk ve mana deryasına dalmış, öyle bir aşk sarhoşu olmuş ki, gül, bülbül, bağ, bağbân her şeyi bir birine karıştırmış, bu mana sarhoşluğu ile her şeyin kendinde olduğunu, bu hoşgörü ve muhabbet bağında her dinden, her dilden, her ırktan… İnsanların olduğunu söylemektedir:
Eşrefoğlu al haberi
Bahçe biziz, gül bizdedir
Biz de Mevlânın kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir
Güle kendisini fazlasıyla kaptıran, ona vuslat için çabalarken maktül düşen veya kafeslere mahkûm olan bülbüller gibi, gülün aşkıyla yanan, aşk sarhoşu olan ve kendisini anlamayan avam’a derisini yüzdüren Seyyid Nesîmî’nin şu okuyanı mest eden gül şiirine bakalım:
Bugün ben şâhımı gördüm,
Çeşmi cemâli güldür gül,
Oturmuş postun üstüne,
Postu destârı güldür gül.
          Gül olanın aslı güldür,
          Peygamber’in nesli güldür,
          Sağ oturan erenlerin,
          Bezmi visâli güldür gül.
Kurusu gül yaşı güldür,
Toprağı gül taşı güldür,
Girdim şâh’ın bahçesine,
Cümlesi aşı güldür gül.
          Asmasında gül dalları,
          Kovanında gül balları,
          Ağacında gül halleri,
          Servi çınarı güldür gül.
Gülden terazi yaparlar,
Gül ile gülü tartarlar,
Gül alırlar gül satarlar
Çarşı pazarı güldür gül.
          Gel ha, gel ha gül Nesîmî,
          Geldi yine gül mevsimi,
          Bu feryat bülbül sesi mi?
          Sesi feryadı güldür gül.
Stuttgart Üniverstesi nebatat Enstitüsü doçentlerinden Dr. Kurt, gül kokusunun tansiyonu düzenlediğini, stresi asgariye indirdiğini, ömrü uzattığını ispat etmiştir. (1) Ecdadımızın hastalara gül ve çiçek götürmesindeki, taşa, toprağa, mermere, kâğıda kısacası her yere çiçek motifleri işlemesindeki hikmet de böylece ortaya çıkmış oluyor.
Sümbül Sinan Hazretleri müritlerinden, sonradan Merkez Efendi diye şöhret bulacak olanı çok severmiş, ötekiler de bunu kıskanır, sebebini bir türlü bilemezlermiş. Bir gün müritlerinden çiçek getirmelerini istemiş. Herkes değişik çiçekleri koparıp gelmiş, Merkez Efendi solmuş bir çiçekle gelip: “hepsi Allah’ı zikrediyorlardı. Onları koparmaya kıyamadım, bu solmuşu getirdim” deyince Sünbül Sinan: “İşte ben bunun için bunu çok seviyorum” demiş. (2)
Çiçekler koparmak için değil, koklamak ve yerinde sevilmek, tefekkür ve tezekkür edilmek içindir. Mevlid Kandiliniz mübarek olsun, aziz okurlarım.
--------------
1- A. Ragıp Akyavaş, “Asitane-ll”, TDV Yay. Ankra 2000, c. 2, s. 190.
2- Nezihe Araz, “Anadolu Erenleri”, Özgür Yayınları, İst. 2000, s. 68.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.