Güleriz Ağlanacak Halimize

Nevzat Laleli
Nereye gidiyoruz yazı serisi

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy, İstiklal marşının bir yerinde milletimizi tarif ederken; “Hakkıdır, Hakk’a tapan…” olarak ifade etmektedir. Bu kelimelerle TBMM’ne gelen İstiklal marşımız, bütün milletvekillerinin ittifakıyla kanunlaşmış ve İstiklal marşı mecliste iki kere okunmuş ve ayakta alkışlanmıştır.
Hakk’a tapmak, her şeyi yoktan var eden ve koruyup gözeten, yarattığı canlılara (insan, hayvan, bitki) rızıklarını veren ve bir süre sonra da bunların ruhlarını alarak kendine döndürecek olan tek Allah’a inanmak ve onun emirlerine boyun eğmek demektir.
Hakkın bir önemli tarifi de insanların dünya ve ahiret mutluluğuna erebilmeleri için insanların Allah’ın koyduğu kuralları korumaları demektir. Çünkü yaratıcımız hiçbir kuluna zenginliğinden, makamından, şöhretinden ve asaletinden dolayı bir imtiyaz vermemiş, hepsini aynı ölçüde bir tutmuştur.
İnsanların Allah’a karşı, kendi aralarında birbirlerine karşı uyması gereken kuralları belirleyen ve bunu hak kitabı Kur’an-ı Kerim ile bizlere bildiren, gönderdiği Peygamberi ile de önümüze örnek koyarak mutluluğumuzu sağlamak istemiştir.
Rahmet-i İlahi, hakkı tutanlarla tutmayanların belirlenmesi, hakkı tutanlara büyük ecir ve sevapların verilmesi için batıl (mutlak yanlış) içinde olanların da bulunmasını dilemiş, dünya hayatımız içerisinde kimin kime destek olduğunu tespitini yapmış, yapmaya da devam etmektedir.
BATILIN HAK SAYDIĞI SEBEPLER
Batıl cephesinde olanlar, kuvveti, asaleti, çıkarı (menfaati), makamı, şöhreti hak sebebi saymışlar, “Biz de bunlar vardır. Öyleyse bizim her istediğimizi yapmaya da hakkımız vardır” demişlerdir. Dedikleri yapabilmek için de ordular kurmuşlar, silahlar icat etmişler, işgaller yapmışlar, bütün insanlığı kendilerine esir etmek için çalışmışlardır.
Biz, bin yıl Hakk’a tapmış, hakkı tutmuş ve hakkı korumuş bir millet olarak gelmişizdir. Sadece kendi mutluluğumuz için değil tüm insanlığın mutluluğunu temin etmek için düşman taarruzlarına karşı korunmak ve hakkı hâkim kılmak için kuvvetten ancak anlayan batıllar karşısına ordular kurmuş, harplar yapmış bu uğurda mallar, canlar vermişizdir.
“Onların yaşamayı sevdiğinden daha çok ölümü seven askerlerle…” savaşan atalarımız, düşman ordularını her seferinde püskürtmüş, “öldürülmüş ama esir olmamıştır”
Tarih boyunca yapılan 19 Haçlı seferleri (ki zamanımızda ABD eski Başkanı George Bush’un 11. Eylül olayları münasebetiyle yaptığı konuşmasında 20. si yapıldığı söylenmiştir) Haçlı seferlerini akamete uğratmışlardır.
Batılılar bize Sevr anlaşmasını imzalatmaya kalkışmışlar, ülkemizi kendi aralarında bölüşmüşler, o zaman ki başkentimiz İstanbul’u işgal etmişler ne yapmış ne etmişlerse bizi ortadan kaldırmaya muvaffak olamamışlardır.
YENİ STRATEJİLER ÜRETMİŞLER
20. asra girerken taktik değiştiren Batılılar, şimdilerde bizi içimizdeki ajanları ve özellikle işbirlikçileri ile sırtımızı yere vurmaya çalışmaktadırlar.
Yıllarca bize “Batılılaşağız, Garplılaşacağız” şarkıları söyletmişler, ihtiyacımız olan makine ve ekipmanları, otomobilleri dışarıdan ithal ettirmişlerdir. Bu arada bize ciddi bir sanayi kurdurmayan Batılılar, bizi montaj sanayi ile gazoz ve kola fabrikaları ile oyalamışlar, ellerine geçirdikleri propaganda vasıtalarıyla çocuklarımızın ve gençlerimizin ahlakını bozmaya çalışmışlardır.
Gençlerimize çalışmadan kumardan kazanmanın yollarını, köşe dönücülüğü, hortumculuğu öğretmişler böylece ülkemizde bir büyük kaos’un oluşmasını sağlamışlardır.
İnsanımızı kendi problem ve meselelerini düşündürtmemek için büyük çabalar sarf etmişler, stadyumlara doldurdukları yüz binleri, TV ekranında milyonları toplayarak “İspanya diktatörü General Franko’nun dediği gibi” gibi “gençlerimizi yüz binlik beşiklerde sallayarak” avutmuşlardır.
Söylediklerimin doğruluğunu merak ediyorsanız ve Batılıların ve onların işbirlikçilerinin aldıkları neticeyi görmek istiyorsanız açın günlük gazeteleri, seyredin TV haberlerini, milletimizin birbirini nasıl boğazladığını, soyduğunu, tecavüz ettiğini vicdanınız sızlayarak görün.
NELERLE KARŞILAŞIYORUZ
Üç aylık bebeğini bile öldürebilen bir babayı seyredin.
Annesini doğrayan kız evladını görün. Babasını serveti için vuran oğlu duyun.
Karısını aldatan kocayı, kocasını aldatan karıyı okuyun.
Aksaray’da yalnız yaşayan 45 yaşında ki bir hanımızı, “Biz sizinle bayramlaşmaya geldik” diyerek tecavüz eden 15 ve 14 yaşlarındaki üç çocuğun bu cesaret ve cüreti nereden aldıklarını düşünün.
Betonundan çimentosundan çalarak yaptığı apartmanın en küçük bir sarsıntıda yıkılıp içinde oturanları nasıl yol ettiğini (Konya Elmas Apartmanı gibi) okuyun.
Dünya standartlarında ancak yüzde 10 civarında olması gerekirken ülkemizde yüzde 60’a varan (Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın ifadesi ile) “Kürtajla (keserek) doğum” da gelininiz ve kızınızın halini acı acı seyredin.
Kapkaç terörünü, hırsızlıkları, soygunları hissedin. Bir gün de bana çıkabilir mi diye endişe edin.
Bütün bu sosyal yangının yanı sıra evine çoluk çocuğuna ekmek götüremeyen yakıcı işsizliği, pahalılığı, geçim sıkıntısının acılarını duyun.
Ülkemizin ve milletimiz birbirini severek kucaklamak yerine, dış düşmanlara ihtiyaç kalmadan birbirine kin ve nefret duyarak savaşmakta oldukları fark edin.
Ve bu ahlak tahribatına “bedel ödeyemeyiz” diyerek seyirci kalan bir iktidar, ülkenin ve milletin acil önlemler alınması gereken “ahlak tahribatıyla ilgili acil önlemler alınması” gerekirken iktidarıyla, muhalefetiyle birbirleriyle her an ve her konuda kavga eden mebusları (milletvekillerini) düşünün.
Evet. Ne diyorsunuz, ülkemizin ve insanımızın bu manzarası karşısında...
Ne dersiniz, halk olarak elimize dört senede bir geçen fırsatı kullanırken “Ahlak ve maneviyat her şeyin başıdır” diyenleri iktidara getirmeli değil miyiz?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.