Gonyanın ​​​​​​​İramazanı

Gazetemizin Ramazan Söyleşilerine konuk olan Adnan Özkafa ile  farklı bir Röportaj gerçekleştirdik.  Fark nedir derseniz, cevap şöyle: Adnan Hocam hem bir ilâhiyatçı, yani hoca, hem de hâlis muhlis bir Konyalı. Daha doğrusu “Gonyalı”

İlahiyatçı eğitimci yazar Adnan Özkafa Konya şivesi ile Konya’da yaşanan eski ramazanları anlattı. Özkafa, “Bizim Gonya’da İrecep ayına “İlk namaz”, Şaban ayına da “Orta namaz” diller. Üç aylar girip de çoluk çocuk şivrilik, fener alayı peşinde seğirdirken, gadınnar şırlan yağında bişi yapıp yukanın arasında gonu gomşuya dağıdırkan hısım akrabâ arasında da ayrı bi telâşe başlar. Ahâli bir ay boyunca birbirine bayram gibi ziyârete gider” dedi

GONYA’DA RAMAZAN’A “RAMAZAN” DEYİL, “İRAMAZAN” DİNİR

**Hocam “Ramazan ve Konya” sizde ne gibi bir çağrışım yapıyor?

-“Allah âdın zikridelim evvelâ, Vâcib oldur cümle işde her gula.”Nedir bu? Mevlid-i şerîfi yazan Sülüman Çelebi her işe başlarkana Allah’ın adını anmak vâcib dimiş. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz“Besmelesiz işden hayır gelmez” buyurmuş. Rabbı Teâlâ da kitâbımıza besmeleynen başlamış. Öölese biz de başda bi gözel Bismillah diyip söze başlayalım. Bi kere Gonya’da Ramazan’a “Ramazan” deyil, “İramazan” dinir. Hani vakdı zamânında Ulu’rmaklı Fadimaba İramazan öncesi bi ilimon bulmuş, onu altın kesesini emânet ider gibi oğluna virirkene ne dimiş? “Oolum İrecep, şu ilimonu al, irafa goy, İramazan geliyor, ilâhana sararsak ilâzım olur.” Tabi hepbimizin mâlumu İramazan ombir ayın sultânı. Eee bir melmekata sultan, pâtişah gelse nası garşılanır? Yir yirinden oynar, bi sürü hazırlık, tantana yapılır. Mâdem İramazan da sultan ise onu da sultan gibi garşılayıp, sultan gibi oğurlamak ilâzım.

 GONYA’DAİRAMAZAN GARŞILAMASI ÜÇAYLARNAN BERÂBER BAŞLAR

**Ramazan nasıl karşılanır peki, oradan başlayalım.

-Bi kere Gonya’da İramazan garşılaması ööle üş-beş gün önceden deyil, tee üçaylarnan berâber başlar. Hani “Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa’bân, ve belliğnâ Ramazân” diyip düvâ iderek üçaylara girerkene İramazan’ın kölgesi de üsdümüze düşer. Gârim evler, çarşılar, bazarlar, câmiler, havlu, hayat, mutfak, tandır, örtme, ahar, kümes… ne varsa hepbisi bi elden geçer. Hocam; evi, câmiyi, çarşıyı, pazarı anladık ta kümesin, aharın ne alâkası var Ramazan’la? Sabır Said’im, sabır. Zaten “İramazan sabır dimek” dee mi? Bak iyi diğne de ağnadıvırıyım sana:  Bizim Gonya’da İrecep ayına “İlk namaz”, Şaban ayına da “Orta namaz” diller. Üç aylar girip de çoluk çocuk şivrilik, fener alayı peşinde seğirdirken, gadınnar şırlan yağında bişi yapıp yukanın arasında gonu gomşuya dağıdırkan hısım akrabâ arasında da ayrı bi telâşe başlar. Ahâli bir ay boyunca birbirine bayram gibi ziyârete gider. Bayramda “Bayramın mubârek ossun” dinir, bu üç ayların girişinde yapılan ziyâretlerde de “Namazın mübarek olsun” diyi millet birbirini “namazlar.” Bu “namazlamak” tâbirini de Gonya’dan başga bi yirde ne duyabilin, ne de görebilin. Tabi şimdi bunnar yogoldu, “Namaz diyi gitmeler”i ağnıyacak adamlar bile galmadı nerdeyse. Şivrilikde çoluk çocuğa“şak çerez-guru üzüm” dağıdılırkana bu ziyâretlerde hısım akrabâ birbirine biraz daa gıymatlı guruyimişler goyar, ağır misafir muâmelesi yapardı. Haa, laf dağallandı, gelelim şimdi senin suâline: İramazan gelmeden evde bi hayvan boğazlanır, gıymalar gavrulur, gavurmalar çölmeğe basılır, sucuk-basdırmalar tavan arasına asılır, şebitler açılır, erişdeler kesilir, ireçeller-bekmezler-dahannar hazırlanır. Mübarek gün oruc ağza ağır gelecek naadar iş varsa bağ-bahca, ahar-kümes, ocak-tandır elden geçirilir, duvarlar cilâlenir, “yapma”lar yani senin ağnıyacağın tezek didiğimiz yakacaklar derâmetlenir. Sütler sağılır, gaymaklar, yağlar, piynirler yapılır. Bakır siniler, tencereler galaycıya virilip galaylanır… Hattâ bak ne diyecem? Şimdi kiyat-kürek çoğaldı, belki bir evde 3-5, 8-10 tene Gur’ân var amma okuyan yok. Ezeli bööle bolluk yoğudu. Bir evde en fazla 1-2 Gur’ân olur, o da okuna okuna esgir, cildi, gapağı dağılır, onnar da ciltciye virilip İramazan hatimleri, mukâbele üçun hazır idilirdi. Ev-barkda bööle hazırlık, datlı telâşe sürerkene bi bakmıssın mahalle camisinin apörlesinden hoca îlân ider, mahallenin müsâid olan gadınnarı caminin halılarını çırpmaya gider, siler süpürü, aşşâyı yokarıyı terâviye hazırlardı.

İRAMAZAN SULTAN GİBİ GARŞILANIR

**Hocam Ramazan’ın sadece karşılaması ile neredeyse sayfamız dolacak. İsterseniz Ramazan gelince ne yapılır biraz oraya doğru gelsek. İftar, sahur, teravih, davetler, mukabele, hayır-hasenat… daha çok konuşacağımız mevzu var.

-Dooru sööleeyon. Amma ne didik? İramazan “Sultan” ya hazar, uzun lafın gısası İramazan bööle sultan gibi garşılanır işde. Şimdi gelelim senin didiklerine. İfdar dâvetleri başlı başına bi desdan. Benim çocukluk yıllarımda (60’lı-70’li yıllarda) şimdiki gibi uteller, lokantalar ne gezer. Herkes birbirini evine dâvet ider, bi gözel ağırlardı. Hısım akraba genişse 30 İramazan’ın otuzu da dâvetinen geçerdi. Hiç mübâlağa itmeeyom, bak benim dede sülâlesi bööle geniş bir âile. Emmiler, dayılar, diizeler, halalar, dünür, bacanak, diyzoğlu, dayoğlu, emmoğlu, haloğlu, gavım-gardaş… dirken ombeş gün misâfir çağrılır, ombeş gün de misâfirliğe gidilirdi. Zavallılar dokuz daş oynar gibi takvimde boş gün bulmak üçun akınan garayı seçeridi.

İRAMAZN SOFRALARI ÇİNKO TEPSİLERDE KURULUR

**Peki davetlerde ne yenir, ne içilirdi, Konya sofrası nasıldı Hocam?

Anaav işde geldik sorunun hasına. Şimdi mubârek gün milletin ağzı sulanacak amma naapalım, sen sordun ben de sööleeyim: Malum yimeğe çorbaynan başlanır amma İramazan’da bu sıra değişir. Önce bir çinko tepsinin üsdüne güçcük dabaklarnan ifdarlık gelir. Ne var burda? Beyaz piynir, tuluk piyniri, tereyağ, bal, gaymak, ziytin, dahan, bakmez, ireçel, sucuk, basdırma, hurma, susamlı bide, dahannı bide… gârim Allah ne virdiyse. Bak sana bi hatıra ağnadıyım. Bir gün bizim eve yurtda galan talebeleri dâvet itdik. Top atıldı, ifdar tepsisini goyduk önnerine. Garibannar zannitmiş ki sufra bundan ibaret. Bi gözel yumuldular ak piynire, gara ziytine, bayaa bi yidiler. Nerdeyse garınnarı doymuş. Hatda birbirine göz idip “Hadi düvâ idelim, kakalım” dirkene; arkasından ifdarlık tepsisini galdırıp da çorba, bütümet, su böreği, baklava, yaprak sarması, ilâhana, bamya, söz kesen pilav, gavın, garpuz… gelince tabi bu arada salata, yoğurt, hoşaf, turşu, yişillik… onnarı da sayalım. Eee bizim talabeler şaşdı galdı, nerdeyse mide fesâdına oğruyacaklardı, maden suyuynan, sâde gaaveynen tabi 20 rekat da teraviynen gücün gurtardık.

**Bu sıra hep böyle mi Hocam? Konya davetlerinin usûlü âdâbı bu mu?

-Hay atana rahmet. Ben de tam onu diyeceğidim. Gonya dâvetlerinin usôlü, âdâbı budur. Ana madde bu amma teferruatlar, mevsimine göre değişmeler olabilir. Mesela yazın etin altına tomatisli-biberli yirli balcan olur, gışın kişnişli-nohutlu piriş pilavı. Gışın gaysı gurusu hoşafı olursa, yazın tâze fişne hoşafı, efendime sööleyim datlı, bi bakan cevizli baklava olur, bi bakan üsdü bi barnak gaymaklı ekmek gadifi. Gârim küfdünden ne goparsa…

ET OLMAZSA TAVUK OLUR

**Et olmazsa olmaz mı, mesela şimdi et fiyatları, ekonomik sıkıntı da bir hayli fazla?

-Olur tabi et yirine pilav üsdü tavuk da bi nimet amma yirli Gonyalılar ööle tavuğu filan mesmooya gatmazlar,“Tavığınan savdı bizi” diller. Su böreği yirine caara böreği de börek amma onu da börekden saymazlar. Bak sen diyince gine aklıma geldi. Bizim bir ahbaba sormuşlar “Ziyâ âbe, nası gidiyor İramazan davetleri” dimişler. O da “0olum o yağlı gaburgalar, arka butlar filan galmadılen, tavuk yiye yiye köğün kümesini basan tilkiye döndük vallâ!” dimiş. Yani didik ya, her şiyin bi usôlü, âdâbı var. Yimek sırası etiynen, butuynan, böreğiynen, çöreğiynen işde bööle olacak. Bak bi âdâb daha diyim sana, Gonya’da böreklerin hası su böreğidir, onu yimenin de bi aadabı var bilin mi sen onu?

SU BÖREĞİ ELLE YİNİR

**Hocam bizim bildiğimiz bıçakla kesip çatalı batırıp yiyeceksin. Ama sizin diyeceğiniz başka ise bilmem?

-Ohoo, hay gardaşım, çatalınan filan su böreği mi yinir yaav Allâşgına? Bak beni iyi diğne, Gonya’da su böreğini hem bişirmenin, hem de yimenin ayrı ayrı âdâbı var.Evelâ ööle ağzı burnu eğilmiş yallı yullu aliminyon tepsi değil, çarşıdan alınmış hazır yukalar da değil, evde 6 köy yumurtasıynan 12 beze açıp, haşılayıpbol içinen yini galaylı seeğsen santim çapındakı bakır siniye döşeyecen, odun eteşinde gözeelce bişirip bütüm etin ardına dutacağınan dutup ıçcağıynan sufraya goyacan. Siniyi şööle bi yaylandırıp sapasağlam yirleşdirecen. Ondan soğnacıma bana galırsa yini başdan bi besmele daha çekilse değer haa. Sininin kenarındaki ilk sıra guru, içi az olabilir, ikinci sıradan başlayıp üş barmağınnan bi sağdan sola, bi soldan sağa, bi yokardan aşşâ bulmaca çözer gibi kare kare ilerliyecen. 5-10 dakga soğna bi bakmıssın bi taraf haritadakı Sinop Burnu gibi sünmüş, bi taraf İsgenderon Körfezi gibi içine çekilmiş, bakır sinideki yusyuvarlak börekgüçcük çocukların elindeki yap-boz gartonuna dönmüş. Eee, yiter gârim daha arkada bi sürü sırasını bekleyen yimek var. Ev saabı cüllülüğün davşanı havalandırdığı gibi su böreği sinisini galdırıp datlıyı getiri. Şimdi o utellerde, lokantalarda toplu ifdarlarda nâpıyollar? Ak göğnekli, epelek gravatlı kibar garsonnar bir ellerinde melamin börek dabağı, öbür ellerinde maşa gısdırgaç, sana bi sürü bekledikden soğna törennen bi fasla su böreği goyuyor. Al sana börek! Yaav o bir fasla soğumuş, lık hamır börek benim dişimin govuğuna yitmez. Garnım da doymaz, gözüm de doymaz. Hele bi de senin didiğin gibi çatalınan pıçağınan taama eziyet idip yimeye kakarsan, vallaha ben o böreği yimeeyim daha iyi. Adım da börek yidi olmaz.

**Hocam bu yemek faslı da bir hayli uzuna benziyor. İsterseniz yemekten sonraya geçelim

-Sen bilin, dâ yini yini ısınıyorduk amma ööle ossun baalım. Yimek bitince uzunca bi iltifat ve düvâ faslı var. Misafirler “Pek zâmet itmissiniz, pek de gözel olmuş, senin yimekler kimseninkine uymaz, emmimin yingemin canına deysin, Allah ziyâd itsin.”dirkene, ev saabı da “Ana’ ne zaameti, hiç yimediniz de, olduğu gibi geri götürdük, afiyet ossun, şifâ ossun, yah, raametli yidirmeyi içirmeyi pek severdi, o da olsa naadar iyi olurdu, gusoora bakman gaari…”diyip bi düzine kelam ider. Ondan soğna sade gaaveler içilip, ağşam namazı da cemmatinen gılındımı ya, güçcük gelinner, gızlar hariç herkes maalenin camisine teraviye gider, ev saabı da bi irahat nefes alır.

TERAVİH RAMAZININ EN BÜYÜK NİMETLERİNDENDİR

**Teravih deyince hocam, bu konuda “Sünnet mi, bid’at mi, 20 rekat mı, 8 de olur mu” gibisinden bir takım tartışmalar var, bu konuda ne dersiniz?

-Bunnara dinecek en iyi laf raametli Erbakan Hoca’nın “Hadi ordan!”sözü. Bir alay hadis inkarcısı, sünnet-peygamber tanımaz zırp çıkdı miydana çıkıp cahil cahil anca gafa bulandırıyor. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz gılmış, gıldırmış, Hazreti Omar Efendimiz’den bu yana bilcümle müslümanlar asırlardan beri gılmışlar, gelmişler. Şimdi dört gendini bilmez, bi de dillerine Allah’ın Kitabı Gur’ânı dolayarak “Yog efendim Gur’an’da var mı, bimem ne” diyerek mide bulandırıyor. Ülen arkadaş mâdem Gur’ân’a uyacaaz, Allah orda en az 20-30 âyetde “Peygambere itaat idin” dimeeyor mu? Biz hem Allah’ın sözüne, hem Efendimizin sünnetine uyarak terâviyi gılarız. Terâvisiz İramazan’ın dadı mı olur? Ahâli zaten câmiden, cemaatden soğumuş, gadın-erkek, çoluk-çölmek yılda bir câmi, cemaat görüyor, bi de bunnar çıkmış hem de Allah’ın Kitabını gullanarak, milleti Allah’ın evinden uzaklaşdırıyollar. Hadi ordan, Hadi ordan! Haa bi de didiğin gibi “20 rekatşart mı, 8 olsa olmaz mı?” diyenner var. Onnara gine ben Gonyalıca cevap viriyim: Vallâ siz bööle vıtdırıvızzık neydii belirsiz yimeklernen garnınızı doyurusanız size 8 rekat bile çok, hiç gılman, goyuvurun. Amma şu benim ağnatdığım ve çoğunu da ağnadamadığım Gonya yimeklerini yir, zıp diyince garnınızı doyurusanız, o zaman “terâvi 20 deyil de keşgem 40 rekat olsaydı” dirsiniz. Çünkü anca eridirsiniz bu yimekleri. Rabbı Teâlâ helalinden gözel gözel nimetler virmiş, onnarı hazmitmenin yolunu da gösdermiş. Bakın söz buraya gelmişkene mubârek gün Hacıviyiszâde Hocamızı da analım. Bazı yimeği seven, çok yiyen insannar gelip Hocaefendi’ye sormuşlar. Hocam “Dayanamaayoruz, bazen çok yiyoruz, günah olur mu?” dimişler. Merhum da “Helâlinden yiyorsanız beis yok, yin babam yin, aslan gibi yin amma aslan gibi de çalışın, yidiğinizin hakgını virin” dimiş.

İRAMAZAN AYI BÜYÜK BİR NİMET

**Peki Hocam biraz da Kadir Gecesi ve Bayramdan bahsedip noktalasak?

-Biz çocuğukana raametli nenem“Liylayi Gadir günü gurtlar guşlar oruş dutar” dir, biz de daa akıl bâliğ olmadan o gün altı yidi yaşında oruca başlardık. Hiç unutmam, bir Gadir Gecesi günü baçcedeki guşların öteberi yidiğini görünce nenemim o lafı aklıma gelip “Ülen bu guşlar oruş dutmamış bu mubârek gün, yoğsam gâvur guşu mu bunnar?”dimişdim.

Tabi böğün yılın en mübârek, en gıymatlı günü, en böyük gecesi. Kitâbımızın nâzil olduğu, bin aydan hayırlı bir gece. Bütün melâikenin yire indiği, içlerinde Cebrail de olmak üzere aramızda dolaşdığı bir gece. Düşünebiliyon mu bugün belki Beşyol Gavşağında, Musalla’nın galdırımında, belki Fenni Fırının orda, belki Aletdinin etirafında, türb’önünde, Gapı Camisinin şadırvanında Cebrail dolaşıyor. Belki bizim evin etirafında, hatda evin içinde, bizim misafir odasında, mutfakda Cebrail var!Bu hayal deyil, tavatır deyil, Allah ööle diyor. Her taraf melek dolu. Öölese böğün her adımımızı ona göre atmalı, ona göre yaşamalıyız. Hani bir nenni var: “Ağlama yavrım ağlama Üş gün galdı bayrama.”Ee Gadir gecesinden soğna bayrama 3 gün galıyor. Bir aylık sabır, gulluk, itaat sonunda Cenâb-ı Mevlâ’nın müslümannara maddî-mânevi bayram itdireceği gün. Amelenin yevmiyesini, memurun mayışını alacağı gün gibi. Oruçlu kimse için gözel gözel sevinç zamanları var:  İfdar vakdı sufranın başında beklerken geçen zamana baha biçilmez.  Bayrama erişmek, ağzı açılıp nimetlere, eşe dosta gavışmak, aile böyüğünün evinde envai çeşit nevaleynen bayram gaavaltısı yapmak apayrı bi zevk. Hele bi de Rabbına gavışdığı an var ki tabi onu bilmeeyoruz amma ne diyor Allah “Onu bana bırakın” Yani vireceği mükâfata melekleri bile garışdırmaayor, “O iş gulumnan benim aramda özel hesap” diyor. Kim bilir nası bi hesap gârim? Âhir kelâm: Ramazanımız, Gadir Gecemiz, Bayramımız mubârek ossun. Rabbımız gendi gatında, gendi bileceği nimetleri üsdümüzden eğsik itmesin. Rahmetine, mağfiretine gark idivirsin. Cemî cümle hepbimizi cennetine, cemâline gavışdırsın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ramazan Haberleri