Göçmen sorununa kalıcı çözüm şart!

Avukat Mulla Canpolat, “Artık Türkiye'de yaşayanlar iç savaş bitse bile geri dönmeyecektir. Bu soruna artık kalıcı bir çözüm getirilmeli” dedi

RÖPORTAJ: MEHMET AKİF SÜTÇÜ

1951 Cenevre Sözleşmesi'ne göre  Doğu'dan ve Ortadoğu'dan Türkiye'ye göç eden insanların mülteci olarak gözükmediğini belirten Avukat Mulla Canpolat, “Artık Türkiye'de yaşayanlar iç savaş bitse bile geri dönmeyecektir. Bu soruna artık kalıcı bir çözüm getirilmeli” dedi 

TÜRKİYE MÜLTECİ STATÜSÜ VERMİYOR

İnsan Hakları Derneği Konya Şubesi Yönetim kurulu Üyesi ve Dernek Mülteci Komisyonu Sorumlusu Avukat Mulla Canpolat, son zamanlarda patlak veren mülteci göçü hakkında gazetemize röportaj verdi. Mülteci ve sığınmacı arasındaki farkın hala anlaşılamadığını kaydeden Canpolat, 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne göre Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin sığınmacı olduğunu söyledi.

TÜRKİYE'DE GELECEK GÖREMİYORLAR

Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin sığınmacı olarak yaşadığı için Türk Vatandaşı'na göre aynı haklara sahip olmadığını ifade eden Canpolat, “Türkiye'de gelecek göremeyen sığınmacılar Avrupa'ya göç ediyor. Bu da birçok sorunu beraberinde getiriyor. Normalde 3 yıl bir ülkede yaşayan göçmen mülteci olarak gözüküyor ama Türkiye'de sözleşmeden dolayı bu olmuyor. Türkiye'de Batı'dan gelenler mülteci konumunda oluyor” dedi.

 

*Suriye'de devam eden iç savaşla birlikte diğer ülkelere göç arttı. Türkiye'de köprü konumunda bunu nasıl açıklarsınız?

-Göçün artmasıyla birlikte kamplar yetersiz kalmaya başladı ve insanlar farklı şehirlere göç etmeye başladı. Sayıda fazla olunca insanlar farkla arayışlara girmeye başladı. Sadece insan ticareti değil problem; fuhuş, kumar, dilencilik ve ucuz iş gücü sorunları var. Bütün bu sorunlar göç ile birlikte daha da artmaya başladı. Benim düşüncem ise sığınmacılar Türkiye'den umudunu kesti. Yerleşik bir hayata geçemeyeceğini, iş olanaklarının sınırlı olduğunu anladı. Özellikle de çocuklarına gelecek hazırlayamayacakları kaygısı oluştu. Böylece Avrupa'ya göç etmeye başladılar.

*Mülteci ve sığınmacı ayrımı hala yapılamıyor. Bu sorun nasıl çözülebilir?

-Sadece Türkiye'nin atacağı adımla çözülebilecek bir problem değil. Bu uluslararası bir problem. İleri, çağdaş dediğimiz devletlerin Türkiye ile birlikte hareket ederek bu soruna çözüm bulması gerekiyor. 

*Birçok Avrupa ülkesi mültecileri kabul etmiyor. Mülteciler dünyanın gözü önünde göç sırasında hayatı kaybediyor. Neden net bir yaptırım uygulanamıyor?

-1951 Cenevre Sözleşmesi gereği dünyada mültecilerle ilgili bir mevzuat oluştu. Bu çerçevede Cenevre Sözleşmesi'ni imzalayan ülkeler ortaya çıkabilecek bir sorunlarda mültecileri kabul etmekte ortak bir karara vardılar. Bu kapsamda mültecilere mülteci statüsü verdikten sonra örnek veriyorum bir ülkede 3 yıl yaşadıktan sonra ülkede yaşayan vatandaş ile aynı haklara sahip oluyor. Sanki o ülkenin vatandaşıymış gibi her türlü haklara sahip oluyor. Avrupa ülkeleri de bu kaygıyla hareket ederek bu insanın istihdamını, barınma ve sosyal hayatını kaldıramayacağını düşünerek böyle bir yola çıktı. Kesinlikle insanı değildir. 1951 Cenevre Sözleşmesi bugünün koşullarını ne kadar kapsayabilmektedir? Bu sözleşme günümüzün mülteci sorunlarına ne kadar karşılık veriyor. Bunu tartışmalıyız. Benim kendi görüşüm bu konuda hiçbir şekilde kapı kapanmamalıdır. El birliği ile sorunların çözümüne kaynak aranması gerekmektedir.

*İç savaş 4 yıldır var ama neden Avrupa son dönemde ön palana çıkmaya başladı?

-Bugün ülkemizde bile işsiz kalan, ya da daha iyi bir hayat standartı yakalamak isteyenler gözünü Avrupa'ya dikiyor. Orada daha çok istihdam var. Hak ve özgürlükler daha fazla olduğu için vatandaşımızın da gözü orada.

Savaş nedeniyle ülkelerinden kaçarak gelmiş insanları düşündüğümüzde onun hayli hayli gözünün burada olması normal. Kapıları açalım bütün Suriye'deki insanları ülkemize alalım anlamına gelmiyor. Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'nin masanın etrafında toplanıp bu işe nasıl bir çözüm üretebiliriz şeklinde fikir yürütmeleri gerekiyor. Tabi Türkiye'nin de mevzuat açısından bir takım sorunları var. Türkiye Cenevre Sözleşmesi'ni çekince ile imzaladı. Bu çekince ise Batı'dan gelen insanları mülteci olarak kabul etmesi, ancak Doğu'dan gelen insanlara mültecilik statüsü verilemeyeceğini belirtmiş oldu. Mültecilik statüsünü verdiğimiz durumda da sözleşmenin kurullarını görmememize neden oluyor. Mültecilik statüsü verilmeyen insanlara bu mevzuatı uygulayamıyorsunuz. Bu da Türkiye'nin birçok haktan yararlanmasını engelliyor. Bu noktada çekincesini kaldırıp, Türkiye bu insanlara o hakları vermesi gerekiyor. Türkiye mülteci olarak gördükten sonra Avrupalı ülkelere baskı kurması gerekiyor. Belki bu noktada çözüm üretilebilir diye düşünüyorum. 

*Türkiye'nin 1951 Cenevre Sözleşmesi'nden çıkması gibi bir durum söz konusu olabilir mi?

-Öyle bir şey şu an için söz konusu değil. Ancak ülkeler bu sözleşmeyi tanımadıklarını belirtebilir. Ancak uluslararası alanda bu söz konusu olamaz. Ülke siyaseti açısından diğer ülkeler ile bağları koparmak anlamına geliyor. Türkiye bu sorunu çözmek adına Nisan 2013'te yeni bir yasal düzenleme yoluna gitti. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nu çıkarttı. Sığınmacıların mülteciler gibi bir takım haklara sahip olması adına bir takım adımlar attı. Yasal düzenleme yapıldı ve geçici koruma yönetmeliğini çıkarttı. İdari bir yapılanmaya gitti. Daha profesyonel bir şekilde bunu çözmeye çalışıyor. Ancak yeterli mi? Yeterli değil. Bu insanlara mültecilik statüsü verilse bile Avrupa'ya yasa  dışı yollarla çıkmaya çalışacaklardır. Biraraya gelerek çözüm üretme yoluna gidilebilir. Çünkü söz konusu olan insan hayatı. İnsanlar yerinden yurdundan olmak istemez. 2-3 yaşındaki çocuklar ile toprağını, evini ve işini terk etmek istemez. Olağan üstü koşullar olduğu için bu noktaya gelmişler. Dolayısıyla o insanların bir kısmı Türkiye'de kalmak isteyecek, bir kısmı Avrupa'ya gitmek isteyecek. Bir kısmı da kendi ülkesine dönmek isteyecek.

*Artan sığınmacı nüfusuna paralel olarak, tampon koruma bölgesi oluşturulması planlanıyor. Bunun etsini nasıl görürüz?

-Türkiye bu savaşın çıktığı ilk zamanlarında açık kapı politikası izledi. Yani herkese kapımız açık demişti. Son zamanlarda ise kapılar kapanmaya başladı. Mülteci sorunu iyice büyüdü ve 2 milyonu aştı. Ülke olarak bunu aşmamız mümkün değil denilerek kapılar kapandı. Hala devam eden bir iç savaş var ve zor durumdalar. Hala göç etmek istiyorlar. O bölgede oluşturulacak bir tampon bölge o sorunu nasıl çözer derseniz ben sağlıklı bir çalışma olacağını düşünmüyorum. Oradaki iç savaş bitmediği sürece tampon bölgedeki insanlarda ne kadar insanı yaşam koşulları içerisinde yaşayacakları belli değil. Çünkü oradaki insanların sağlık, eğitim ve diğer koşulları çok kısıtlı olacak. Orada da kalmak istemeyecekler ve tekrar göç krizi patlak verecektir. İç savaş bitmesi insanların orada tekrar kendi yaşam koşullarına geri dönmesidir. Uluslararası bir takım güçler ve örgütler var. Bu sorun kolay çözülmeyecek ve bu insanları artık ülkemizde kabullenmek zorundayız. Bu insanlar bir noktadan sonra ülkelerine dönmeyecekler. Onlar artık buraya yerleşti ve çocukları burada büyüyor. Onlarca sene belki bu insanlar burada yaşayacak. Burada doğan ve yetişen bir çocuk vatanı olarak burayı kabul edecek. Cenevre Sözleşmesi'nde çekincemiz olmasaydı. Bu insanlar 3 yıldan sonra mülteci olacaklardı. Ancak sığınmacı pozisyonunda oldukları için o haklara sahip değiller. Çıkarılan kanun ile bir takım haklar getirildi. Eğitim, sağlık ve çalışmadan yararlanıyorlar. Göç İdaresi'nden yabancı kimlik kartlarını alarak bu haklardan yararlanabiliyorlar.

*Sığınmacıların ülkelerine dönmeyeceklerini düşündüğümüzde. Bu şekilde Türkiye'de hayatlarını devam ettirebilirler mi?

-Bu mevzuat çerçevesinde olanaksız gözüküyor. Kanunun bir maddesine göre ikamet edip, Türkiye'de yaşamalarına rağmen Türk Vatandaşı olmaları anlamına gelmiyor. Birazcık da mantık yürütüyoruz. Bu insanlar artık geri dönmeyecekler. Yarın iç savaş bitmiş normal koşullar oluşmuş desek bile 2 milyon insanın yüzde 30'u geri dönmeyecektir. Gittikleri ülkede kalacaklardır. Kendileri kalmasa bile çocukları kalacaktır. Çünkü yeni kuşak Suriye'yi tanımayacaktır. Orayı bilmeyeceklerdir. Gözümüzün önünde bir sürü Suriyeli çocuk görüyoruz. Türkçeyi de birçok Türk'ten daha iyi konuşuyorlar. Çocuk işçiler de burada çalışıyor. Eğitim yok ve esnafın yanında çalışarak meslek sahibi oluyor.

*Belli zamanlarda Suriyeliler üzerinden kötü bir propaganda yapıldı. Avukat olarak böyle bir durumla karşı karşıya kaldınız mı?

-Suriyeliler ile yöre halkı arasında yaşanan olaylar var ama bunu çok kapsamlı bir şekilde değerlendiremeyiz. Belli bir kesimde mutlaka bir tepki var. Suriyelilerin ucuz iş gücü oluşturduğu yönünde bir tepki var. Bu nokta çok sıkıntılı. Fuhuş söylentileri var. Yine söylenti bazında söylüyorum. Kuma çok fazla yaygınlaşmış. Suriyeli bayanları ikinci eş olarak alma yaygınlaşmış. Bunlar birçok sorunu beraberinde getiriyor. Benim Konya üzerinde gördüğüm ise en büyük sorun ucuz iş gücü. Konya'da fuhuş ve kuma yok. Konya'da özellikle ucuz iş gücü açısından büyük sıkıntılar var. Bunu bizzat kendi çevremizden görüyoruz. 'Bulurum 2 Suriyeli, çalıştırırım' diyen patronlar var. İşçiler de bundan rahatsız ve hedef olarak da Suriyelileri görüyorlar. Bu insanlar çalışmayacak mı? Elbette çalışıp geçimini sağlayacak. Çalışmazlarsa dilencilik gibi sorunlar çıkar. Suriyelileri de artık kontrol altında tutmak imkansız. Hepsi farkla bir mahalleye yerleşmişler. Hepsi kayıt altında değil. Elbette bunu düşünen bürokratlar vardır. Ucuz iş gücü hem Suriyelileri sömürüyor. Hem de işçinin hakkını alamamasına neden oluyor. Çocuk işçelere de dikkat çekmek istiyorum. Çocukların iş hayatından uzaklaştırılarak, eğitime yönlendirilmesi gerekiyor.

*Sigortasız işçinin çalıştırılması yasak ama Suriyeli işçelere sigorta yapılmıyor. Aynı şekilde çocuklar çalıştırılıyor. Bu iş takibi neden yapılamıyor?

-Sosyal Güvenlik Kurumları buna müdahale edemiyor. Burada çocuk işçi çalıştırılıyor. Müdahale yapalım denemiyor. Ancak bir ihbar ve şikayet edilmesi gerekiyor. Sorunlar çözülmüyor ama kısmen faydası oluyor. SGK'nın karşısında bile Suriyeli çocuklar çalışıyor. Yetişkinlere de sigorta yapılmıyor. Bunu herkes biliyor ama birazcık göz yumuluyor. Bunlar çalışmazsa ne olacak? Böyle de sorun var. Hırsızlık ve dilencilik yapmasın ama burada çalışsın deniliyor. Baskıcı bir uygulama olsa ve bu şekilde olmasa suç oranları bir anda artar. Daha farkla bir yol izlenmeli.

Bir hukukçu olarak değil, insan olarak baktığımda kimse yerinden yurdundan olmak istemez. Yardım etmek durumundayız. Sahip çıkmak gerektiğine inanıyorum. Bu insanları artık kabul etmekteyiz. İnsan tacirlerin eline düşmüş sığınmacıların kurtarılması gerekiyor. En çok mağdur olan çocuklar ve bunun önüne geçilmesini temenni ediyorum.

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Röportaj Haberleri