Gış geliyor arabaşılar başlaayor…

Adnan Özkafa

Çokdandır Gonyalıca yazmaayoruz, bazı Gonyalılar da sitem idiyor, “Ne dii yazman, sen de yazmasan bu işler yog olup gidecek” diyollar. Hatda sağossunnar bööle gasde köşesi değil, kitap isdeyenner filan da var. Ne diyelim, bir yazdık, gün ola harman ola, belki bi daha yazarız. Kitap tabi açcık daa oğraşmak isder ama alın size Gonyalıca bir gış yazısı:

Gonya’da adettir, Cumhoriyet Bayramı’ndan soğna zopalar gurulur, Hıdırellez’de de galdırılır. Gerçi günden güne zopalı evlerin sayısı azalıyor, hatda gara düzen isli-paslı galoriferler bile galmadı, şimdi tertemiz doğalgazlar filan yakmaya başladık. Amma hala esgi mahallelerde zopa yakan evler var. Bu zopalı ev sakinneri bu mevsimlerde velesbidin arkasına bi desde zopa borusu bağlayıp, dümenine de telinen iki gova sarkıdarak eve götürüp zopayı gurunca, guzinenin içine de 1-2 kilo patetisi atdımı ya ondan iyisi yok.

Öteğenner zopacılar içinde esgi bir ehbabnan hasbihal itdik, adam seneden seneye işlerin geriye gitdiğinden acızlandı. “Mangal, semaver, ıvır-zıvır satarak eve ekmek parasını anca götürüyoruz” diyor. “Meslek mi değişdirsek bilmem” diyi düşünüyollarımış.

Teknoloji, zaman her şiyi değişdiriyor. Önce kitapcılık iyi bi meslekdi, şimdi internet çıkdı, kitapcılık öldü diyollar. Bir gırtasiyeci ehbabım da “Biz esgiden çerez gibi telefon fihrisdi satardık, şimdi cep telefonu çıkdı, hafızaya gaydidiyor, kimse fihrisdin yüzüne bile bakmaayor” diyor.

Tabi telefon hafızası çıkdı, bizim hafızalar da gümledi. Esgiden insannar eşin, dosdun en az 20-30 telefonunu ezbere bilirdi, şimdi kimse gardaşının, çocuğunun telefonunu ezbere bilmeeyor.

Neyse lafı uzatmayalım da biz şu gış hikayesine dönelim.

Tabi gış gelirken saatler filan da geri alınınca gündüzlerin hiç dadı-duzu galmadı. Daa öğlen namazının selamını virmeden hemen arkasından ikindin, onun da ardından ağşam olup erkenden hava gararıvırıyor temam. O yaz günü İramazan orucu dutup ta, tee 8, 8 buçuğa gadar açlıktan sündüğümüz günler geride galdı. Şimdi tam oruş dutacak vakıt. Ne açlık duyan, ne de susuzluk.

Bu arada gündüzler bööle gısalırkan geceler de iice datlanmaya başladı. Yimeğini yisen, ağşamı, yassıyı gılsan, her işi bitirsen daha saat 7 oluyor. 12’de 1’de yatannar üçun önünde goca bi yıl var sanki. Eee naapmak ilazım? Garim Gonyamızın adetlerini ihya itmek ilazım.

Emmi-dayı, baldız-bacanak, eş-dos, hısım-akrabayı çağıracan; önce goyu bi sohbet muhabbet, ardından da arabaşı, peşmani, yatgeberlik, ince gaavaltı, genevir helvası… küfdünden ne goparsa ikram idecen.

Esgiden bir evde tavık bişdi mi mahalleyi türüm türüm koku alırdı. Şimdi arabaşılar da naylonun içine ıhdırılmış, fenni yimnen şişirilmiş tavık etinden yapılıyor. Ne koku var, ne tütü…

Erenner ne dimişler: “Arabaşı olursa hindiden, gelirim ikindiden. Arabaşı olursa davşandan, gelirim ağşamdan. Arabaşı olursa horazdan gelirim birazdan. Arabaşı olursa gazdan, gelirim tee yazdan. Arabaşı olursa boyundan, kakar gelirim oyundan. Arabaşı olursa tavıkdan, hiç gelemem soğukdan…”

Sizin şööle didiğinizi duyar gibiyim: “Valla sen arabaşıyı yap da; isder tavık olsun, isder davşan, biz hiç iki-bir itmez, seğirdir geliriz vesselam!”

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.