Gelenek veya modern yaşantılar arasında

Halim Selvi

Dünyada nerede yaşanırsa yaşansın ve hangi zaman diliminde olursa olsun bazı insanlar geleneğin tutkunudurlar. Sahih bir dinî geleneğe bağlı yaşamanın tarihin akıp giden rüzgârından etkilenmemek olduğunu düşünürler. Maddi dünyada gerçek yaşantının ‘maddeyi aradan çıkarmakla’ mümkün olabileceğini düşünürler. Buraya kadar güzel desek de bireyin adeta tarihin dışında yaşayan veya en azından yaşamak isteyen yönü ne kadar doğrudur? Ne kadar imkânlıdır?

**

Geleneksel bir toplumda yaşamayı tercih etmek ne kadar -dindarlık içinde- masumdur?

Kalbin başka, ama aklın başka türlü söylüyorsa iş değişiyor. Hele okumadan zahitlik olur mu? Aslında ham sofuluk, kaba sofuluk insanın cahil kalınca sığındığı bir psikolojik durum görüntüsü veriyor. Elbette bu yaklaşımı sen anlamazsın diyerek karşı çıkanlar da olabilir. Ya da bazılarınca maddeden uzaklaşmayı ‘insani’ sayıp yüceltenler de olacaktır. Bu durum dışardan bakıldığında şekle hitap etmekle kalsaydı anlarım. O zaman çobanlar çoktan bu işi başarmışlardır! Ne var ki kalp canlıdır, iman canlıdır ve bu kalbin canlılığı ilme, inanç bilgisine bağlıdır. Mesele bu konumlarda olan insanlardan herhangi birini eleştirmek değil; makul bir inanış için doğruyu araştırmak, bulmak.

Gelenek veya modern yaşantılar arasında sıkışıp kalan bireyler aslında aynı tutsaklığı yaşıyorlar.

**

Nasıl olduğunu biraz açmak istiyorum: İkisi de psikolojik bir vaka! Bunun yansımalarını bireyde gözlemleyebiliriz. Gelenek ve modern kalıplar özelde ‘beden’le ilgilidir diye düşünüyorum. Modernlik bir nevi insanın, bedenin dışa açılması, yenilik adına, değişim adına şekilden şekle girme davranışlarıyla süslüdür. Doymak bilmez; daha daha diye insanı seküler bir yaşantıya dönüştürür. Moda, makyaj, tutku… Birey de bu değişimi bedenine kadar hisseder. Bunların tam tersine Gelenek düşüncesi bir içe kapanış, içe dönme sürecidir. Bedenini bürürken ileri gider fikriyatını da bürür. Zühd yaşam yerine ham sofuluk, kaba sofuluk diyebileceğimiz bir içe kapanma, kendini kısıtlama süreci başlar. İlim ve bilgi yerine dışardan yükleme telkinlerle hayatını idame eder. Artık bir saatin durması gibi o zaman diliminde durmuş kalmıştır…

**

 

Nasıl ve ne kadar mümkün? Her türlü yeniliğe hazır ve değişmeye açık özellikler, dinin temel ve asıllarında revizeye gitmek olmamalıdır. Teknik ve teknolojide gelişim fikriyatımızı erozyona uğratmasın. Modern kelimesi, hiç de ‘modern’ değil. Çünkü her yeni dönem kendi içinde moderndir. Modernlik her zaman geçmişini inkâr eder ve geçmişinden kopar(ır). Bu konuştuklarımız bir akım olabilir. Bu akımlara kutsal anlam yüklemek, bunlara yaşantıda başat rol vermek kutsal anlam yüklemek değil midir? Modernlik (geleneksel karşıtlığı) ya da salt geleneksellik (gelenek tutsaklığı) bu işin tamamen maddi dünyadan kopamaması bilakis dünyaya ait olmasıdır. Bir şeyden kopmak zıddına kaçmakla değil; asıl ile buluşmakla, kavuşmakla mümkündür.

**

Peygamberimizin yaşadığı İslam’dır asıl olan. Sahabenin peygamberimizi model alması, onun önderliğinde bir yaşam sürmeye çalışmasıdır. Örnek olarak bizim alacağımız yaşantı da özenti de bu olmalı. Mesele modern ya da geleneksel olabilmek değil, milletçe dindar olabilmektir. Çünkü ferdi olarak yanılabiliriz. Dini yaşantı ve kuralları yanlış yorumlayarak ibadet ve düşüncede aşırılığa kaçan yanlış yoldadır. Din adına hayatını mistik kalıplara bürüyen kimse de doğruya uzaktır. Son söz; dini şekle indirgeyip dindarlığı ruhsuz bırakmayalım.

 

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.