Çocuklarımız için en büyük dileğimiz ne?
İyi bir okulda okumaları mı?
İyi bir meslek sahibi olmaları mı?
Yüksek bir üniversite kazanmaları mı?
Yoksa hayata karşı güçlü, kendini bilen, mutlu ve sağlıklı bireyler olmaları mı?
Aslında hepimiz sonuncusunu isteriz. Fakat iş uygulamaya geldiğinde bazen farkında olmadan ilk sıralardakileri tercih ederiz.
Çünkü gelecek kaygısı, anne babaların kararlarını sessizce yönlendiren güçlü bir duyguya dönüştü.
“Ya başarılı olamazsa?”
“Ya iyi bir üniversite kazanamazsa?”
“Ya arkadaşlarından geri kalırsa?”
“Ya gelecekte zorlanırsa?”
Bu sorularla çocuklarımızın bugünü üzerinde, onların geleceğini kurtarma telaşıyla baskı kurabiliyoruz.
Daha çok ders…
Daha fazla kurs…
Daha fazla sınav…
Daha fazla başarı beklentisi…
Peki ya çocukluğunu ne zaman yaşayacak?
Bazen çocuğumuzun geleceği için yaptığımızı düşündüğümüz tercihler, aslında onun bugününü tüketebiliyor.
Çocuğumuzun akademik başarısı elbette önemli. Bir meslek sahibi olması, kendi ayakları üzerinde durabilmesi hepimizin arzusu. Ancak bir çocuğun hayat başarısını yalnızca karnesindeki notlarla, kazandığı okulla ya da mesleğiyle ölçmek ne kadar doğru?
Kendini ifade edemeyen, hata yapmaktan korkan, başarısız olduğunda değersiz hisseden, sürekli başkalarıyla kıyaslanan bir çocuk çok iyi bir okul kazanmış olsa bile gerçekten ne kadar başarılıdır?
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuğumuzun geleceğini mi inşa ediyoruz, yoksa gelecek kaygımızı mı onun omuzlarına yüklüyoruz?
Çocuklarımızın başarılı olmasını isterken onların ruhunu, özgüvenini, merakını, arkadaşlık ilişkilerini, aile bağlarını ve hayata karşı duyduğu sevgiyi gözden kaçırmayalım.
Çünkü çocukluk geri gelmiyor.
Bugün ders çalışmaktan yorulan çocuğumuza “Biraz daha çalış, geleceğin için” derken belki de onun geleceği için en önemli yatırımlardan birini ihmal ediyoruz: sağlıklı bir ruh hali.
Çocuklarımızın sadece başarılı değil, sağlıklı bireyler olmasına ihtiyacımız var.
Kendi kararlarını verebilen, gerektiğinde “hayır” diyebilen, hata yaptığında yeniden başlayabilen, başkalarının beklentileriyle değil kendi değerleriyle yaşayabilen çocuklara…
Unutmayalım; hayat yalnızca bir sınavdan ibaret değil.
Çocuğumuz bugün bir sınavda birkaç soru yanlış yapabilir. Bir yarışmayı kaybedebilir. İstediği okulu kazanamayabilir. Ama bütün bunlar telafi edilebilir.
Asıl zor olan, sürekli “yeterince iyi değilim” duygusuyla büyüyen bir çocuğun kendine yeniden inanmasını sağlamaktır.
Bu nedenle bazen durup çocuklarımıza bakmamız gerekiyor.
Onları gelecekte görmek istediğimiz yere yetiştirmeye çalışırken, bugün oldukları kişiyi gerçekten görebiliyor muyuz?
Belki de çocuklarımız için yapabileceğimiz en büyük iyilik, onların geleceğini garanti altına almaya çalışmak yerine bugünlerini sağlıklı yaşamalarına izin vermektir.
Çünkü sağlıklı bir çocuk, zaten geleceğini kurabilecek güce sahip olacaktır.
Ve belki de iyi bir anne baba olmak; çocuğumuz adına bütün yolu çizmek değil, kendi yolunu bulabileceği kadar güçlü yetişmesini sağlamaktır.
Gelecek elbette önemli.
Ama çocuklarımızın geleceği için, onların bugününü feda etmeyelim.