Gazeteyi Okuyanlar ve Gazeteye Bakanlar

.
Dünyayı idare eden güçlerden birisinin, belki de en önemlisinin medya olduğunu tartışmasız kabul ediyoruz. Kabul etmesek ne yapacağız ki, nasıl olsa medya kendisini bize zorla kabul ettiriyor.
Bu gücü kabul etsek de etmesek de dünyada olup bitenleri medya sayesinde takip ediyor ve öğrenebiliyoruz. Eskiden; “Aman yavaş konuşun, ne olur olmaz, yerin kulağı var, duyulur.” derlerdi. Ya şimdi; medya yerin kulağı oldu. Demek ki vaktiyle yerin kulağı var diyenler, yıllar öncesinden bu günlere işaret ediyorlarmış.
Yerin kulağı haline gelen medyanın bu hizmeti veya bu yüzü, faydalı ve olumlu. Olumlu olmayan, hattâ yıkıcı, bölücü ve zararlı olan tarafını da görmek ve göstermek gerekir.
Medya denilince öncelikle akla; haber ve habercilik gelir. Elbette medya, yalnızca haber ve habercilikten ibâret değildir. Ayrıca köşe yazarları, düşünürler, yorumcular, ressamlar, karikatüristler ve muhabirler medyanın önemli bir yanını teşkil ederler.
Eskiden (40-50 sene önce) ulusal gazetelerde bu kadar köşe yazarı yoktu. Günlük gazetelerde yazı yazan fıkra yazanlarını sıralasak, bu günkü yalnızca bir gazetede yazanlar kadar etmezlerdi. O yıllarda Murat Sertoğlu gibi yazarların pehlivan tefrikaları, Fikret Otyam'ın Anadolu ve Güneydoğu Anadolu ile ilgili röportajları ve Dünya denizlerini dolaşan Türk denizcisi Sadun Boran’ın maceraları... ilgi çeken yazı türleri idi.
Televizyonlarda seyircileri usandıracak şekilde siyasi yorumlar yapılmaz ve ha bire reklâm konmazdı. Belgeseller, Türk halk ve sanat müziği konserleri, spor karşılaşmaları, dünyadan enteresan olaylar beğeni ile takip edilen yayın türleri idi. Şaklabanlığa ve erotizme yer veren şov programları bu kadar yoktu, olsa da fazla ilgi görmezdi. Şimdi ilgi görüyor, parayla kiraladıkları seyirciler ve şakşakçılar sayesinde.
Bugünkü kadar ulusal plânda günlük gazete ve televizyon kanalı yoktu. Ortalık daha sakin ve güvenli, insanlar dana huzurlu idi; geleceklerinden endişe etmiyorlar ve korkmuyorlardı. Yine ulusal plânda günlük gazete sayısı onu geçmezdi. Gazeteler bu sayıda iken televizyon kanalları yeni yeni kurulmaya başlamıştı. Televizyon kanalları çoğalıp beyaz ekran renklenince gazeteler de hemen televizyonlaştı, müstehcenlik ve magazin haberleri ön plâna çıkmaya başladı.
Medya dünyasında işler kısa zamanda öylesine tersine döndü ki; göze ve kulağa, zevke ve neşeye hitap eden yayın organlarında nefâset ve nezâket, insana saygı kalmadı. Saygı, sevgi, fikir ve estetik kayboldu. Bunların yerini sahte ve soğuk gülücükler, riyakâr davranışlar, vücudu alabildiğine teşhir, okuyucuyu ve seyirciyi hedefe ulaşmada malzeme olarak görme hali alıp başını gitti.
Böyle yapanlara da bir şey söylemeye hakkımız yok. Böylesine açılıp saçıldıkça, (vay heyvan vay) sözcükleri... havada uçuştukça adamların reytinkleri yükseldi.
Eskiden günlük gazete çıkaranlar hizmet amaçlı oldukları için gazetenin getirdiği maddî külfet sebebiyle fabrikalarını bile satmayı göze alırlardı ve bazen de satarlardı. Şimdiki gazete patronları ile televizyon sahipleri, değil fabrika satmak fabrikalarına fabrika, villalarına villa, yatlarına yat ilâve ediyorlar. İçlerinde müstakil ada satın alanlar bile var.
Eskiden günlük gazete sahipleri hizmet ehli ve gazeteci olarak tanınır, her yerde ve her mahfilde itibar görürlerdi. Şimdiki günlük gazete sahipleri (Anadolu basınını kastetmiyorum) gazetecilikten daha çok holdinkçi ve devlet ihalelerini yakından takip edip kotaran kimse olarak tanınıyorlar. O sebeple medyanın önemli ayakları olan gazeteler ekleriyle birlikte ve televizyon kanalları şovlarıyla birlikte kısa zamanda para basan ve gerekirse kara parayı aklayan birer ticarethaneye dönüşüyorlar.
Medya, okuyucu ve seyirciyi müşteri olarak görüyor. Okuyucu ve seyircilerinin değil, müşterilerinin istek ve düşüncelerini dikkate alıyor. Gazete ve televizyonlara canlı bağlantılarla müşteriler şekil ve yön veriyorlar. Tirajı yüksek olan ve çok satan gazeteler okuyucularının değil müşterilerinin tavsiyelerine uyuyorlar ve seviyelerine iniyorlar. Onların kültür seviyelerini yükseltmek, bilgi ve görgüleri artırmak ve dünyayı tanımalarına yardımcı olmak gibi bir gayretleri ve hamleleri olmuyor. Daha doğrusu işleri tıkırında olduğu için böyle şeylere ihtiyaç duymuyorlar.
Batı ülkelerinde kültür birikimi ve seviyesi gazete okuyanların sayısı ile ölçülüyor. Genel nüfus içerisinde gazete okuyanların sayısı fazla ise, o ülkenin kültür seviyesinin yüksek ve dolu olduğu anlamına geliyor. Biz de ise bunun aksi. Gazete satın alan, okuyan değil, çoğaldıkça kültür seviyesi düşüyor. Çünkü biz, gazeteyi okumak için değil, bakmak için alıyoruz. Zaten gazeteyi çıkaranlar da okusunlar diye değil, baksınlar diye çıkarıyorlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri