Gayrımilli Rezalet!

.
* İyi olduğunuz için herkesin size adil davranmasını beklemek, vejetaryen olduğunuz için boğanın saldırmayacağını düşünmeye benzer. (Dennis Wholey)

Futbola ilişkin yazmak pek adetim değildir. Ancak gün geliyor ki; futbol toplumun ana gündem maddelerinden biri haline geliyor, ilgimiz fazlasıyla bu alana yöneliyor…
Terör, deprem gibi acı olayların ardından milletçe sporda başarı ile moral buluruz diye umutlanmıştık. Ne yazık ki Hırvatistan’a evinde 3-0 mağlup olan A Milli Takımımız, hepimizi hayal kırıklığına uğrattı. Hırvatistan karşısında ortaya konulan perişan futbol, hepimizi mağlubiyetten daha fazla üzdü. Neticeyi ülkemiz basını gibi yabancı basın da ‘rezalet’ olarak nitelemiş. Hollanda gazetelerinden birinin değerlendirmesi şöyle: “Hiddink ve Türkler için rezillik. Hiddink dönmek için rövanşı bekliyor.”
2008 yılında Fatih Terim yönetiminde Avrupa Futbol Şampiyonası finalinde fırtınalar estiren Milli Takım ile bugünkü Milli Takım arasında en ufak bir benzerlik yok. O dönemde forma giyen futbolcuların çoğu Cuma akşamı kadroda yer alıyordu. Ancak sanki oyuncular, ayakları tutulmuş, beyinleri vücutlarına hükmetmiyor gibi oynuyordu. Kısacası; üç yıl öncesine göre Milli Takım ruhunu kaybetmiş gibiydi…
‘Türk’ denildiğinde dünya coğrafyasında insanımızın güçlü ve mücadeleci karakter yapısı akla gelir. Onun için Avrupa’da ‘Türk gibi güçlü’ benzetmesi sıkça yapılır. 3-0 hezimetten daha üzücü olanı, Milli Takım futbolcularımızın Cuma akşamı Türkiye’nin formasını taşımaktan uzak oluşu, ‘Türk futbolcusu gibi’ mücadele edememesidir. İşin garip tarafı eski bir Osmanlı tebası olan Hırvatların, ‘Türk gibi’ mücadele ortaya koyabilmesiydi…
Cuma akşamı maçı izlerken, özgüven erozyonunun en yoğun olduğu dönemde alınan 8-0’lı, 5-0 sıfırlı hezimet sonuçlar aklımıza geldi ister istemez. Skor o dönemki kadar farklı olmasa da oyun yapısının pek fazla farkı yoktu. Türkiye’nin her alanda kat ettiği mesafe ortada iken, ne oldu da bu noktaya geldik, bu duruma düştük?
Bu sorunun en önemli cevabı sanırım şu; biz duygularıyla yaşayan, hareket eden bir milletiz. Batı milletlerinin soğukkanlı davranış karakteristiği bizde yok. Duygusallığımız bizim en önemli motivasyon aracımız. Futbolcuların duygularına hitap edemeyen, onların kalbine giremeyen, anlayacağı dilden konuşamayan bir teknik adam yönlendirmekten, mücadele azmi aşılamayı başaramıyor ve ortaya bu netice çıkıyor.
Milli Takım’ın başında olduğu dönemde Fatih Terim’in maaşını diline dolayanlar, Hiddink’in maaşı konusunda geç uyandı. Terim yıllık 1,2 milyon Euro alıyordu. Hiddink ise 3,75 milyon Euro. Futbol Federasyonu’nun ölçüsüzlüğünü bu durum bile ortaya koyuyor. Milletin paralarıyla biriken kaynağı heba etmek kimileri için çok kolay. Ancak şu çelişkiye atıfta bulunmak üzerimize vazifedir; Fatih Terim olumlu-olumsuz yönleriyle bu milletin evladıdır. Milli Takım’a büyük başarılar yaşatmıştır. Milli Takım’ı hezimete sürükleyen Hiddink, bu milletin yetiştirdiği en önemli teknik adamdan 3 kat fazla maaş alıyorsa, üstüne üstlük bir de 25 milyon Euroluk tazminat hakkına sahipse futbol yönetimi anlamında da, milletimizin değerlerine bakışımız manasında da sorgulamamız gereken çok şey vardır…
Para meselesi bir yana; ortaya konulan perişan futbol kadar bizi rezil eden bir başka şey daha var. O da Milli Takım formasını taşıyan futbolcuların çirkin tavırları. Seyircinin yaptığı elbette kabul edilemez. Ama Milli Takım formasını taşıyan futbolcuların 3 gol yedikten sonra dönüp seyirciye ve federasyon yönetimine galiz küfürler sallamaya hiçbir şekilde hakkı yoktur. Kaldı ki bu tavırlar, söz konusu futbolcuların ilk vukuatları da değildir. Bu nedenle küfürbaz futbolcuların Milli Takım’dan bileti kesilmeli; Milli Takım formasını taşıyabilecek ahlâk ve anlayışta oyuncular kadroya alınmalıdır. Her şeyden önce güzel ahlâk lazım bize… Küfür eden futbolcular ve ikinci maça gitmemek için yok yere sarı kart gören futbolcuların durumu ister istemez; ‘bunların neresi milli’ sorusunu akla getiriyor.
Milli Takım hocasıyla olduğu kadar, oyuncularının tavırlarıyla da gayrımilli hale gelmiş de haberimiz yok. Böyle gayrımilli bir yapının hezimetle sonuçlanması kaçınılmazdı…
**
HIZLI TRENLE İLGİLİ BİRKAÇ NOT…
Bayram öncesinde Hızlı Tren’le seyahat etme fırsatı buldum. Her şeyden önce Hızlı Tren’le yolculuk yapmak, son derece keyifli. Emeği geçenleri kutlarken, gördüğümüz aksaklıkları ve bazı tespitleri maddeler halinde aktarmayı borç biliyorum.
 1- Bilet gişeleri Hızlı Tren’in hızının gerisinde kalıyor. Ancak hem Ankara, hem de Konya İstasyonu’na yerleştirilen kredi kartı ile bilet alma imkanı sağlayan ‘biletmatikler’ çok iyi çözüm. Ben de biletimi buradan aldım; yolculara da işi kolaylaştıran bu sistemi tavsiye ederim.
2- 1 saat 15 dakikaya aşamalı olarak düşmesi beklenen Hızlı Tren’le yolculuğumuz yaklaşık 2 saate yaklaştı. Evimizin bulunduğu bölge göz önüne alındığında zaman açısından otobüs yolculuğu ile neredeyse farkı kalmıyor. Bu nedenle trenin hızını kesen eksiklikler en kısa zamanda giderilerek, 1 saat 15 dakika hedefi gerçekleştirilmelidir.
3- Hızlı Tren’in hızını şehir giriş çıkışları kesiyor. Bu bölgeler için gerekli tedbirler alınmalı.
4- Tren sefer sayısı ihtiyaca cevap vermiyor. Sefer sayısının artırılması artık bir zaruret haline geliyor.
5- Trenin geliş-gidiş saatinde oluşan trafik yoğunluğu nedeniyle, Konya İstasyonu’nun çevresi tıkanıyor. Bu bölgede her geçen gün trafik içinden çıkılmaz hale geliyor. Bölge için hızlı çözümler üretmek gerek.
6- Konya için bu noktada en önemli ihtiyaçlardan birisi de yeni Hızlı Tren İstasyonu’nun inşasıdır. Dışişleri Bakanı ve Konya Milletvekili Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun bu konudaki girişimi tam isabet olmuştur. Aksi halde, tren seferlerindeki artış ile birlikte mevcut İstasyon çevresinde ulaşım, içinden çıkılmaz hale gelecektir.
7- Hızlı Tren ikramlar açısından otobüs firmalarının yanına bile yaklaşamıyor. İkram önemli değil ama toplumu özellikle de çocuklarımızı korumak adına trende alkollü içki tüketimine artık bir çözüm bulmanın zamanı gelmiştir…
8- Konya-Eskişehir Hızlı Tren seferlerinin başlaması için de aslında tren setleri dışında bir eksik yok. Her iki şehir için sağlayacağı katma değer hesaba katılarak, Konya-Eskişehir seferleri için daha fazla zaman kaybedilmemelidir…

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri