Müslümanların son zamanlarda kaybettikleri çok sayıda özellikten bir olarak “Gayreti Dinîye” konusunu tekrar hatırlara getirmek istiyoruz.
Malum gayreti diniye diye Müslümanların Dinlerini ve dinde aziz, mukaddes saydıkları mefhumları korumalarına ve yabancı gördükleri kişilerin el uzatmalarına, göz dikmelerini görmeye ve tahammül edememe duygusuna denir.
Tarih boyunca Müslüman erkelerde olduğu gibi Müslüman hanımlarda da gördüğümüz bu gayretin son zamanlarda bizzat Müslümanlar eliyle aşındırılmaya başladığı hatta bilerek terk edildiği artık saklanamaz bir gerçek olarak ortada durmaktadır.
Kadir Gecesi'nde İstanbul'da Fatih Camii'nde bir grup Müslüman Hanımın kadınların bulunduğu balkondan erkeklere üzerinde “Mescid-i Aksa Müslümanların namusudur, sahip çıkın” notu yer alan başörtüsü fırlatılmasında görmüştük bu gayreti.
Eylem, Mescid-i Aksa’ nın 17 gündür kapalı olmasına dikkat çekmek için yapılmış olmasına rağmen sonradan Mescid-i Aksa’ nın tamamen kapatılmasında neredeyse hiç ses çıkmaması garip bir tezat oldu.
Gayret adına söz konusu edilebilirse son 3 aydır İran’a yapılan ahlaksız ve kirli savaş tartışmaları üzerine etkisiz ve cılız birkaç tavırla ortaya çıktığını gördüğümüz gayret de diğerleri gibi unutulmaya terk edilmiş duruma getirilmiş durumdadır.
Hz. Peygamberimizin(sav) döneminde Medine ‘de Müslümanlar ile yahudiler arasında yaşanan gerginlikler sürerken alışveriş için Benî Kaynuka çarşısına giden Müslüman bir hanımın tacize uğraması ve çıkan olayda karşılıklı kan dökülmüştü.
Hz. Peygamberimiz(sav), hicretten yirmi ay sonra şevval ayının ortasında Benî Kaynuka mahallesini kuşattı ve on beş gün sonra da yani içinde bulunduğumuz Zilkade ayının ilk günlerinde kalelerini teslim almasıyla yaşanan hamiyet tarih boyu devam edegelmiştir.
Tarihte pek çok defa yaşanan ”Hamiyeti Diniye” ile sevinmek ve övünmek Müslümanların hakkı olduğu gibi gerektiğinde bu hamiyeti göstermeleri de vazifeleridir.
Ama gelin görün ki 1960'ların başı itibariyle Türkiye'de teşkil edilmeye çalışılan modern İslamcı fikre sahip olanların çoğunun belli bir itikadi davete sahip olmadığı açığa çıktığı için ”Hamiyeti Diniye” lerinin kendilerinden beklenildiği ölçüde olmadığı da ortaya çıkmıştır.
Bakmayın siz bir takım Müslüman gençlerin kendilerine buldukları radikal bir zeminde kendilerini selefi olarak tanımlayanların da, mealci olanların da ve hatta şii İran'a sempati duyanların da ayrı ayrı veya birlikte olarak hem Tahavi akaidini okuduklarına.
Ya da Tahavi akaidini Nesefi akaidi ile birlikte okumalarını da önemsemek mümkün değil.
Hatta Nureddin es Sabuni'nin Maturidiyye'sinin aynı grupların farklı şehirlerdeki oluşturdukları ders halkaları içerisinde ders olarak okutulmasını da ciddiye almak mümkün değil.
Diğer taraftan gençlik dönemi içerisinde böyle şeylerin olduğu dönemler olmuştur demekte mümkün değildir.
Gerektiğinde yani İslam’ın zaruratı diniyesini korumak gerektiğinde batıla set çekmesini bilmeyen Müslümanın nezaketi, Müslümanlar arasına sokulan nifaktan başka bir şey olmaz.
Çünkü “Gayreti Diniye” ve öfkesi Allah(cc) için olmayan bir Müslümanın olamayacağı düşüncesiyle yetişen Müslümanların batıl karşısında gösterdikleri acizlik neticesinde Cenabı Allah'ın(cc) tarihteki örneklerde olduğu gibi gazaplanarak imanlarını kalplerinden sökmeyeceğinin bir garantisi yoktur.
Müslümanlar bilir ve inanırlar ki; Cenabı Allah'ın(cc) yücelttiğini alçaltacak, alçalttığını yüceltecek yoktur.
Zalimlerin ve batıl düşüncelilerin Cenabı Allah'ın(cc) yücelttiği, Hz. Peygamberimizin(sav) emrettiği ev Ashabı Güzin Efendilerimizin(ra) canları pahasına yaşattığı “Zaruratı Diniye” yi önemsizleştirmek ve değersiz göstermek kimsenin haddi değildir.
Çünkü inancımızda işlerin başı da sonu da Cenabı Allah'a(cc) aittir.
FARKINDA MIYIZ?
Son günlerde İran bahanesiyle adına Türkiye İslamcılığı denilen düşünceye mensup olanların özellikle mezhebi konularda itikadi bir rahatsızlık duymamasıyla ilgili olarak yaşanan sessizlik sonucunda İran'ın 1979 da olduğu gibi allanıp pullanıp küresel anlamda İslami düşünce ve yapılara örnek olarak gösterildiğini görmekteyiz.
Bu gidişle Müslümanların vahdeti için mezhep perspektifini ikinci plana atma fazileti göstermenin tümüyle bir şii illüzyon olduğu bir süre daha fark edilemeyecektir.
Zira "ümmetin siyasi birliği" ni sağlama adına hiçbir itikadi vurgunun olmadığı, sadece birliğe davetin temele konulduğu ve bu konudaki en marjinal meselelere dahi tepki geliştirilmemesi ve sessiz kalınması istenen vasat bir ortam inşa edildiğinde zaruratı diniyeler yüceltilerek gerekli mevkilerine iade olunmuş olmayacaktır.
Böyle bir sonuçta ise aslında itikadi olarak şiilik ile çok fazla farklılığı olan Türkiye İslamcılığı ‘nın Maturidi Ehli Sünnet düşüncesine düşen sadece hayal kırıklığı olacaktır.