Şu ana kadar bildiğim ve öğrendiğim her şeyden, yeni bir formül üretmeliyim. Hayatın formülünü. Şartlar yeterince olgunlaştı bunun için artık. Vakti geldi. Elimde yeterince malzemem ve birikmişim mevcut. Yeni olan hiçbir şeyi istemiyorum şu anda. Yer yok. Malzeme kotası, ağzına kadar dolu çünkü. Bulmalıyım artık. E bir zahmet...
Fakat yapamıyorum. Anbean birikenlere; olaylara, anlara ve kişilere bakıp donakalıyorum sadece. Dut yemiş bülbül misali donakalıyorum adeta. Binlerce sayıya ve sözcüğe bakınca... Formülü bulamazsam, bir yerden sonra, hepsi birer yük oluyor omuzlarıma. Malzemeleri kullanarak bir tarife ulaşmadan, o formülü bulamadıktan sonra o binlerce sözcük de sayı da manasız kaliyor.
Anılardan ve öğrenilenlerden bir anlam devşirmeli oysa...
Zira bu yük, gücümü aşmaya ve adımlarımı sendeletip sırtımı kamburlaştırmaya başladı enikonu.
Devşirilmesi gereken o anlamın yoksunluğu ve formülüze edilmesi gereken o denklemin eksikliği, ilmek ilmek büyüyen bir düğüme dönüşüyor, her yeni gün. Bu yüzden yeni olan hiçbir şeye ya da kimseye yer yok şu an. Yer kalmadı. Yeni bir diziyi izlemeye başlamak bile fazla gözü karaca olurdu, öyle diyeyim... Durum, o biçim. Dolmuşum.
Bunca insanın, doğrunun ve yanlışın, dinlenilmiş binlerce şarkının ve duyulmuş onbinlerce sözün, çıkarımın ve eklentinin yolu aynı yere çıkıyor ve orada hepsi birleşip bütünleşiyor olmalı. Bir yer olmalı yani; bir diyar. Bütün cevapların, 'aslında' olanların, iç yüzlerin ve batınların apaçık, öyle ayan beyan arz-ı endam ederek, artık hiç saklanıp gizlenmediği bir yer.
Tabii o diyara ulaşmak için, biletin üzerinde işte o formülün yazıyor olması gerekli. Öyle bir bilet gerek. Biletsiz almazlar ki.
İyi de ne zaman, nerede ve dahası nasıl, evet nasıl bulacağım o formülü ben?
Dirsekleri çürüterek iyice bir kafa mı yormalı, istiareye niyetlenip bir rüyaya mı dalmalı? Tabii ikinci seçenek çok daha mantıklı gelse de ben o kalbi temizlerden miyim ki, öyle bir malum ve hasıl olma haline ram olayım?
Her orta kirlilik ve orta temizlik seviyesindeki bir insan gibi belki de fazla üzerine düşmemeliyim o arayışın. O formül arayışının... Ki o üzerine düşülmeyen her isteğin, kendiliğinden oluvermesi anına şahit tutulurum böylece belki. Hani Çift Yarık Deneyi'ndeki o hesap. Bildiniz, değil mi? Gözlemcilikten vazgeçince olayların seyrinin değişmesi, işte.
Formül, beni bulsun o halde! Tam onu bulma fikrini unuttuğumda, aniden karşıma çıkıversin öylece. Hayatın Formülü değil mi bu zaten? Eh, hayatın sürprizi gibi bir anda karşılasın beni, o zaman. Ben bulamadım çünkü, ne yapayım?
Ve o biletle gideyim artık o diyara. Cevapların, anlamların ve 'aslında'ların diyarına. Omuzumdaki yüklerin her birinin birer kanata dönüşüp beni havalandıracağı ve böylece kazanacağım o kuşbakışı görüş hüneriyle, büyük resmi göreceğim o diyara bir gidip geleyim de yeni dizileri izlemeye başlayayım sonra.