Filistin Meselesi

Mustafa Balkan

Ortadoğu insanlık tarihinin yazıldığı, ilâhi dinlerin doğuş merkezi, medeniyetlerin beşiği bir bölgedir. Petrolün bulunmasıyla stratejik önemi bir kat daha artan bölge, tarih boyunca din savaşlarına sahne olmuşken, bugün Batı’nın vazgeçilmez enerji kaynağı olan bu madde için yapılan mücadelelerin arenası hâline gelmiştir. Bütün bunların üstüne, 1948’de kurulan İsrail devleti bölgenin kaderine bir hançer gibi saplanmıştır. İsrail devletini 11 dakika sonra ilk tanıyan ülke ABD olmuştu. Fransa ve İngiltere’den önce ikinci tanıyan ülke ise, 1949’da Türkiye oldu.

Osmanlı Devleti’nin çöküşü ile, Ortadoğu sahnesine İngiltere, Fransa ve İtalya gibi emperyalist ülkeler girdi. Ancak, sömürgeciliğin yerini alan post-emperyalizm, görevini efendisine sâdık diktatörlere havale etti. Eski sömürgeci devletlerin zayıflamasıyla bölgenin kaderi bu kez Amerika ve Sovyetler Birliği’nin eline geçti. 1990’larda soğuk savaşın sona ermesiyle Amerika bölgenin tek patronu haline geldi.

Dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmaya koyulan Amerika’nın, Ortadoğu gibi en stratejik bölgeye karşı duyarsız kalması düşünülemezdi. Bugüne kadar sürdürdüğü Ortadoğu ve İslâm ülkeleri politikasını Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirerek geliştirdi. Amerika 2017’de Kudüs’ü, İsrail’in resmî başkenti olarak tanıdığını açıkladı ve Tel Aviv’de bulunan Amerikan büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı.

Diyorlar ki, İsrail’in arkasında Amerika var.

Peki, Amerika’nın arkasında İsrail, dolayısıyla Yahudi lobileri ve küresel çete var.

Bir Açıkhava Hapishanesi olan Filistin/Gazze’de, fosfor bombaları Filistinlilerin üzerine yağarken 1500 ölü ve 5000 yaralının ardından Amerika’nın ilk Yahudi Başkanı Barack Obama, dün Yahudi lobisinin önemli isimlerinden olan bugünkü Amerikan Başkanı Joseph Biden gibi şu sözleri söylemişti: “İsrail’in kendini savunma hakkını destekliyorum!”

Ve uluslararası hukukla dalga geçercesine devam etti: “Kudüs, İsrail’in sonsuza kadar bölünmeyen başkenti olarak kalacak…”

Bu sözler şaşırtıcı değildi. Çünkü Amerika’da başkan olmak İsrail’e bağlılık yemini etmek demekti.

AMERİKA’NIN İLK ‘YAHUDİ’ BAŞKANI

Clinton döneminde Beyaz Saray danışmanı olan, Siyonist düşüncenin ünlü savunucularından Abner Mikvner bir cümleyle Obama’yı şöyle özetleyecekti:

“Barack Obama, Amerika’nın ilk ‘Yahudi’ başkanıdır.”

İsrail lobisinin Amerika’daki yayın organlarından Chicago Jewish News’un 24 Ekim 2008 tarihli haberi bu görüşü doğrulamıştı:

“Obama’yı, Obama yapan Yahudilerdir. Obama’nın geçmişinde hangi taşı kaldırırsanız altından Yahudiler çıkar.”

Obama’yı, Amerika’nın ilk Yahudi başkanı yapan süreç, Harvard hukuk fakültesinde başlamıştı. Martha Minow adındaki hocası onu Demokratik Parti içindeki Siyonistlerle tanıştırmıştı. Son 20 yıldır David Axelrod ve milyarder müteahhit Phillip Klutznick, tüm varlığıyla, Obama’nın arkasında yer almıştı. Obama, 2006’da senatörlük kampanyası sırasında ilk iş olarak İsrail’i ziyaret edecekti.

Obama, sadece bir kez, Filistin-İsrail ilişkileri konusunda “iki devletli” bir çözümden söz etti ve kıyamet koptu. Bir daha bu hatayı tekrarlamayacaktı. Siyonist Yahudilerin tepkilerini yumuşatmak için basın sözcüsü James Crown, şu demeci verdi:

“Obama böylesi bir çözümün gerçekleşebilmesi için Filistin’den o denli imkânsız tavizler istiyor ki, nasıl olsa bu, asla gerçekleşmeyecek bir projedir.” (Banu Avar, Hangi Dünya Düzeni, Remzi Kitabevi- İstanbul-2009)

YAHUDİLER TÜRKLERE İHANET ETTİLER

Filistin (Kenan diyarı) meselesini iyice anlayabilmek için, İsrailoğulları ile ilgili Kur’an-ı Kerim’deki İsra Suresi’ni okumak gerekir:

“Biz, kitapta (Tevrat’ta) İsrâiloğulları’na, “Yeryüzünde muhakkak iki defa fesat (bozgunculuk) çıkaracak, büyük bir kibre kapılarak çok böbürleneceksiniz.” diye hükmettik.” (İsra,4)

“Kendilerine tanınan ikinci fırsatın da sonuna doğru iyice yaklaşmışken görüyoruz ki Rabbin o va’di de gerçekleşti Yine azgınlık, yine kibir, yine insafsızlık ve kan dökücülük!

2500 yıllık sürgün dönemi ve yaşadıkları acılar onlara hiçbir tecrübe katmamıştı. Evet, bir tecrübe edinmişlerdi; kendi başlarına gelen acıları ellerine geçirdikleri mazlumlara tatbik etme tecrübesi!

Yine kendilerinden başka herkesi hayvan, kendilerini Rabbin katından gelmiş efendiler sayarak… Topraklarını işgal ettikleri Filistinlilere asla insan muamelesi yapmadılar. Kendilerine her kim el uzatmışsa ona ihanet etmeyi, içerden vurmayı iş edindiler.

Müslüman halklar içinde onlara en çok yardım ettiğine tarihin tanık olduğu Türklere en büyük ihaneti yaptılar. Osmanlı’yı; içerden satın aldıkları hainlerle ve dış güçleri üzerine saldırtarak çökerttiler. Bu konuda en büyük görevi elbette ki Siyonizmin öncü kolu olan Masonlar üstlendi. Masonların Osmanlı’ya müdahalesi, cihad mefkuresi ile hareket eden Yeniçeri’nin lağvedilip yerine Avrupai bir ordunun kurulmasıyla başlar. Önce ordu ve sonra saray erkânının içine sızarak devleti çökerttiler. Önce Osmanlı’yı ortadan kaldırdılar. Çünkü Şamir İsrael’in dediği gibi Osmanlı yaşıyor olsaydı bu günün zalim kabadayıları olmayacaktı. O yüzden önce onu ortadan kaldırdılar sonra da yeni galipler eliyle devletlerini kurdurdular.

Ve ele geçirdikleri Hristiyan ümmetinin imkânlarını Müslümanların aleyhine kullandırarak İslâm dünyasını bir kan deryasına dönüştürdüler. Çevresi mübarek kılınmış Kudüs’ü ve civarını hiçbir kudsiyetin olmadığı can ve mal güvenliğinin yok edildiği cinnet mustatiline dönüştürdüler. Oysa Kur’an onlara, ikinci kere iktidar sahibi olduklarında, çevrelerindeki halklarla iyi ilişkiler içinde olmalarını tavsiye etmiş; “İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize. Yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid’e (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı göndereceğiz)” diye uyarmıştı. (İsra, 7) (Mehmet Ali Bulut, İsrail Nereye Koşuyor, Hayat Yayınları, Ankara-2020)

FİLİSTİNLİLERİN ÜMİDİ TÜRKİYE

Beyaz ekranlara çıkan/çıkartılan tartışmacıların ekseriyeti, sizlere, yukarıda anlattığımız İsrailoğulları, Yahudiler ve Masonlar tarihinden konuşmuyorlar. Ekseriyeti, İsrail’in ve Amerika’nın ne kadar güçlü olduklarına dair şeyler fısıldaşıyorlar. Eline çubuğu alan haritalar önünde bilerek veya bilmeyerek İsrail’in propagandasını yapmış oluyorlar.

İsrail’i idare eden Siyonist Yahudiler, Kur’an’da geçen uyarıları hiç dikkate almadıkları için, yaptıkları onca işkence, bozgunculuk ve bunca zulümden dolayı kendileri için vâdedilen “topyekûn yok edilme” seçeneğinden başka insanlığa çare bırakmadılar. İsrail’i bekleyen akıbet budur. “Nuh’un Zürriyetinden gelenlerin” eliyle cezalarını bulacak. Siyonist İsrailliler hayrın yolunu, barışın yolunu tutmuyorlar. Acıma ve merhamet tanımıyorlar. Büyük İsrail devletini kurmak için her ahlâksızlığı, her acımasızlığı yapıyorlar. İslâm coğrafyasını, kontrolleri altına aldıkları güçlü Batılı devletler marifetiyle kan gölüne çevirmiş durumdalar.

İngilizler İslâm’ın üç sembolik şehrini ne zaman işgal ettiler?

1916’da Hicaz (Mekke ve Medine)’ı işgal ettiler ve şu anki kukla yönetimini kurdular. Hicaz, yâni bizim mukaddes topraklarımız 1916’da gitti.

1917’de Kudüs gitti.

1918’de İstanbul işgal edildi.

Kurtulma sırası nereden başlıyor? Sondan başlıyor.

Bu yaz İslambol’a gittiğimde gördüm ki, İstanbul yabancıların istilası altında! Eğer İstanbul’un nasıl işgal edildiğini öğrenmek istiyorsanız, Aziz Hüdâi Akdemir’in “KARA BİR GÜN” adlı hatıratını okumalısınız. İstanbul, Türkiye ekonomisin kalbinin attığı yerdir. Türkiye hem siyasi,

hem ekonomik açıdan güçlü olmalı. Bütün bunlardan önce, insan olarak “adam gibi adamlar” ve “mümin gibi müminler” yetiştirmek zorunda.

Filistin’in de, Doğu Türkistan’ının da, Türk- İslâm coğrafyasının da ümidi Türkiye.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.