Atmaca, "11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası" dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, kimyasal adıyla sodyum klorür (NaCl) olan tuzun vücutta elektrolit görevi gördüğünü ve sıvı dengesinde kritik rol oynadığını söyledi.
Aşırı tuz tüketiminin vücutta su tutulmasına ve kan hacminin artmasına yol açtığını ifade eden Atmaca, "Bu durum doğrudan kan basıncını yükseltir. Oluşan hipertansiyona bağlı olarak da miyokard infarktüsü, kalp yetmezliği ile iskemik ve hemorajik inme gibi kardiyovasküler hastalık riskleri belirgin şekilde artar." dedi.
Atmaca, tuzun bilinen en önemli sağlık etkisinin hipertansiyon olduğunu, bunun dışında fazla tuzun böbreklerde hiperfiltrasyona neden olarak böbrek yetmezliğine zemin hazırladığını ve özellikle diyabet hastalarında bu riskin daha ciddi hale geldiğini vurguladı.
Uzun vadede fazla sodyum alımının böbreklerden kalsiyum atılımını artırarak osteoporoz gelişimini kolaylaştırdığını belirten Atmaca, "Midede irritasyona ve buna bağlı bakteri kolonizasyonuna yol açabiliyor. Özellikle tuz alımının işlenmiş gıdalarla birlikte olması, mide kanseri riskini artırmaktadır. Karaciğer yağlanması, demans ve insülin direnci oluşumunu kolaylaştırdığını gösteren kanıtlar da vardır." diye konuştu.
Günlük tuz tüketimi en fazla 5 gram olmalı
Doç. Dr. Atmaca, Dünya Sağlık Örgütünün 2026 yılı verilerine göre, sağlıklı bir yetişkinin günlük tuz tüketiminin en fazla 5 gram olması gerektiğini, bunun da yaklaşık bir çay kaşığı dolusu tuza ya da 2 bin miligram sodyuma eş değer olduğunu dile getirdi.
Günlük tuz ihtiyacının yaklaşık yüzde 75-80'inin yemeklere eklenen tuzdan değil, hazır gıdalardaki "gizli tuzdan" kaynaklandığına işaret eden Atmaca, işlenmiş et ürünleri, hazır çorbalar, bulyonlar, turşular, salamura ürünler, peynir çeşitleri, hazır soslar, atıştırmalıklar ile hazır ve dondurulmuş gıdaların yüksek miktarda sodyum içerdiğine dikkati çekti.
Bir kase hazır çorbanın günlük tuz ihtiyacının yarısından fazlasını tek başına karşılayabildiğini vurgulayan Atmaca, bireylerin yemeklerini ev ortamında hazırlaması ve pişirme sürecinde tuz kullanımını azaltmasının önerildiğini, bu yöntemle eklenen tuz miktarı üzerinde doğrudan kontrol sağlanabileceğini kaydetti.
Atmaca, zaman içinde damak tadının düşük tuz seviyesine uyum gösterdiğinin bilimsel olarak ortaya konulduğunu belirterek, yemekleri lezzetlendirmek için karabiber, kekik, nane, kimyon, pul biber, sarımsak ve limon suyu gibi alternatiflerin kullanılabileceğini ifade etti.
Sofrada tuzluk bulundurulmamasını öneren Atmaca, "Yemeğin tadına önce tuzsuz bakılmalı." dedi.
Paketli ürünlerde etiket okuma alışkanlığının önemine dikkati çeken Atmaca, "100 gramda 1,25 gram sodyum, yani yaklaşık 3 gram tuz üzerindeki ürünler yüksek tuzlu kabul edilir. Daha düşük tuz içeren ürünler tercih edilmelidir." ifadelerini kullandı.
Atmaca, bol su tüketiminin böbreklerin fazla sodyumu atmasına yardımcı olduğunu, asıl çözümün ise tuzu azaltmak olduğunu söyledi.
Son yıllarda market raflarında sıkça görülen düşük sodyumlu tuzlara ilişkin de değerlendirmede bulunan Atmaca, bu ürünlerin klasik sofra tuzundaki sodyum oranının düşürülüp yerine potasyum klorür eklenmesiyle üretildiğini anlattı.
Atmaca, düşük sodyumlu tuzların yaklaşık yüzde 65-70 oranında sodyum klorür, yüzde 25-30 oranında potasyum klorür ve yüzde 10 civarında magnezyum sülfat içerdiğini belirterek, "Bu sayede aynı miktarda tuz kullanıldığında vücuda giren sodyum miktarı yaklaşık yüzde 30 azalırken, potasyum alımı artar." şeklinde konuştu.
Hipertansiyon hastaları, kalp-damar hastalığı riski taşıyanlar ve orta yaş üzerindeki bireylerin düşük sodyumlu tuzlardan fayda görebileceğini söyleyen Atmaca, Dünya Sağlık Örgütü kılavuzlarında böbrek hastalığı olmayan ve potasyum atılımını engelleyen ilaç kullanmayan yetişkinlerin bu ürünleri tercih edebileceğinin belirtildiğini aktardı.
Doç. Dr. Atmaca, "Fazla tuz tüketimi hipertansiyondan böbrek yetmezliğine, mide kanserinden kalp-damar hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açabiliyor." değerlendirmesini yaptı.