Faiz ve Enflasyon

Şevki Çobanoğlu
Türkiye’de uygulanan ekonomi politikası ile enflasyon önlenemiyor. Ekonomi, faize bağlı olarak bir enflasyon çıkmazı ile karşı karşıya bırakılmıştır. İleri sürülen bütün bahaneler tükenmiştir. Nihayet uygulanan sosyo-ekonomi politikası kilitlenmiştir.
Ekonomide “zam yapılmazsa, yokluklar olur” deniliyordu. Peki zamlar yapılınca bolluk mu oldu? “Faiz hadleri enflasyonun önünde olmalı, yoksa tasarruf olmaz” denilerek, “tiksindirici” faiz ön plâna çıkarılmadı mı? İhracatı artırmak ve döviz sağlamak için “tek çare devalüasyon ve günlük kur ayarlaması” yolu tutulup, Türk Lirası pula çevrilmedi mi?
Bir ülkede faiz varsa orada enflasyon da vardır. Türkiye’de uygulanmakta olan faizci ekonomi politikası, enflasyonu sürekli olarak körüklemektedir. Mevcut faizci sosyo-ekonomi politikası ile enflasyonu önlemek mümkün değildir. Bunun aksini iddia edenler halkı ekonomi bilgisinden yoksundurlar.
Şu “enflasyonu önleyeceğiz” deyipte, bunu bir türlü başaramayanlar, önce savundukları fikirlerin yanlışlığına ve kurulu sistemin tutarsızlığına baksınlar. Çünkü mevcut ekonomik sistem faiz ve haksız kazanç temeli üzerine kurulmuştur. Halbuki faiz kalkınca, enflasyonda ortadan kalkacaktır. Faiz yolu ile haksız kazanç sağlayan faizcilerin de sömürü çarkları kırılacaktır.
Faiz bir zehirdir. Enflasyon bir çarpıklığın dışa yansımasıdır. Kökünde faiz, rüşvet ve israf vardır. Enflasyon faizle kardeştir, hem de ikiz kardeş. Bir ülkede uygulanan faiz oranı ne ise, ekonomide o oranda zehir vardır. Bu zehri insanlar enflasyon yolu ile yutmaktadırlar.
Ekonomiyi faiz batağına atıp, enflasyona sebep olanlar, bir milleti topyekûn yok oluşa götürmektedirler. Durum böyle iken, hâlâ millet karşısına çıkıp işçiyi, memuru, esnafı, köylüyü “enflasyona ezdirmeyeceğiz” lafları bir oyalama ve uyutma politikasıdır.

DIŞ BORÇLANMA VE ENFLASYON

Ülkeler ekonomik gelişmelerini sağlarken, ihracat yoluyla finanse edemedikleri döviz ihtiyaçlarını dış borçlanma yoluna giderek karşılamaktadırlar. Ancak dış borçlanma yapılırken ekonomik fayda ve zararların dikkate alınması gerekir. Ekonomik faydası olmayan ve sürekli olarak risk ve sıkıntı getiren dış borç alımları kalkınma çabalarını boşa çıkarır.
Çağımızda ülkelerarası ticaretin yaygınlaşması ile beraber, dış ödemeler dengesinin kurulması ciddi bir problem olarak ortaya çıkmıştır. Dış ödemeler dengesinin sağlıklı bir yapıya kavuşması için düzenli, istikrarlı ve fakat kârlı bir ihracat politikası gerekir. Ülkeler bu politikayı esas alarak yola çıkarlarsa, ekonomide; yatırım, üretim ve istihdam problemini çözerler. Bunun sonucu olarak toplumda talep duyulan ihtiyaçları karşılamak suretiyle enflasyonu da önlerler (ihtiyaç türleri toplum yapılarına göre, inanç, örf-adet gibi değişiklik gösterir). Fakat bugün dış borçlanma yoluna giden ülkelerde görünen durum ekonomik yapıları temelden çökertecek bir manzara sergilemektedir. Bu gözlenen açmazın durumu nedir?
Bugünkü konjoktürde dış ödeme açıklarını kapatmak üzere çeşitli ülkeler zorunlu olarak dış borçlanma yolunu seçmektedirler. Dış borç veren ve dövize ihtiyaç duyan ülkeleri finanse eden dünya finans kurumları ise para musluklarını şartlı usullerle açmaktadırlar.
Çağımızın borç tutsaklığının meşhur finans kurumları IMF ve Dünya Bankası’dır. Bu senaryoların oynanmasından sonra ise son çare olarak Amerikan Exim Bank’ı devreye girmektedir. Bu kuruluşlardan dış borç alma yolunu tutan ülkeler, millî ekonomilerinde devalüasyona giderek sürekli para değerini düşürmektedirler. Bir ülkede yapılan sürekli devalüasyonlar, beraberinde de fiyat artışlarını kamçılayarak enflasyonun kaçınılmaz menfi boyutlarını ortaya çıkarmaktadır. İşte bu borç açmazının içine düşen ülkelerden biride Türkiye’dir.
Türkiye, 1950’li yıllarda almaya başladığı ABD dış yardım kredileriyle zaman içinde vazgeçemeyeceği bir borç alımları periyodu içine girdi. Dış borçlanmaların tabi sonucu olarak dış borç alımları 1980’de 15,1 milyar doları buldu. Ancak yine ülkede kalkınma hedefleri sonuçsuz kaldı ve enflasyon önlenemediği gibi sürekli bir tırmanış kaydetti.
Her yıl milyarlarca dolar dış borç ödenmesine rağmen dış borç tutarı azalacağı yerde sürekli artmaktadır. Çünkü Türkiye dış borç alarak borç ödemesi yapmaktadır. Buda ülke dış borç tutarının artmasına sebep olmaktadır.
Ülkeler, borç almanın bedeli olarak sürekli devalüasyonlara başvurup, millî ekonomik değerlerin çok ucuz fiyatlarla yabancı ülkelere gitmesine ve yabancı ülkelerden yapılan ithalatın da artan bir oranda yükselmesine razı olmaktadırlar. Bu ise borçlu bir ülkede fiyat artışlarını körükleyerek enflasyonu önlenemez hale getirmektedir.
Dış borç yükü altına giren ülkeler, borç taksitlerini ödeyebilmek için emtia fiyatlarına “zam” yapmak zorunda kalırlar. Bir ekonomide zamlar enflasyonun yükselmesine sebep olan itici güçtür. Bu nedenle zamlar sonucu hız kazanan enflasyon, dar gelirlileri açlığa ve sefalete sürüklemektedir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.