Bu işin meraklıları bize, bu mevsimde hiç kaplıcaya mı gidilirmiş dediler, ama biz yine de gittik. Ne yapalım bu günlerde bir yerlere gitmemiz gerekiyordu. Bu mevsimde gidilecek yerlerden bize, en uygun yerin kaplıca olabileceğini düşündük.
Kış turizmi henüz başlamamıştı. Başlamış olsa bile Uludağ, Kartalkaya ve Palandöken gibi kayak merkezlerine gidemezdik. Zaten alışık da değildik. Henüz buraların tabiî dekoru olan kar da yağmamıştı. Kar yağmış olsaydı yine de gitmeyi düşünmezdik. Çünkü bakışlarımız soğuk beyazlıktan ve kelebekler gibi uçuşan insanlardan rahatsız olurdu. Güneşe bakamadığımız gibi, beyaza da bakamazdık. Üstelik yaş itibâriyle kaplıcaya daha münâsiptik ve yeşile de aşıktık. Bizim gideceğimiz yerde şifalı su ve yeşil, hem de yeşilin her tonu fazlasıyla olmalıydı.
Kış turizminin câzibe merkezleri olan ıslah edilmiş karla kaplı tepelerden biz, aşağılara doğru son süratle kayamazdık. Bir aksilik olsa yamaçlardan vadilere doğru ustalıklı dönerek yuvarlanamazdık. Bizim için kaplıca daha elverişli, daha güvenli, daha sıcak ve daha huzurlu olurdu.
Kayak merkezleri ve karlı tepeler dediler mi üşüyor ve geriliyorduk. Kaplıca dediler mi ısınıyor ve gevşiyorduk.
Nitekim 15 Ekimden 31 Ekime kadar kaplıcada idik. Güzel bir tesadüf; bu sürede iklimde güzeldi. Güz mevsimi olmasına rağmen tabiat canlılığını ve neşesini kaybetmemişti. Allah bize ve bütün kaplıca sakinlerine günlük güneşlik bir yarım ay lütfetmişti. Bu mevsimde kaplıcaya gidilir mi diyenleri mahcup edecek aydınlıkta, serinlikte ve güzellikte bir on beş gün. Zaman ve iklim bizi dinlendirdi. Zihnimizdeki takıntılar ve bedenimizdeki sıkıntılar sular gibi akıp gitti.
Hangi kaplıcaya gittiğimizi elbette merak etmişsinizdir. Kaplıca müdavimlerinin her biri acaba benim gittiğim kaplıca mı gittiler diye ümitlenmişlerdir. Meraklarını gidermek ve heyecanlarını yatıştırmak için söylüyorum: Simav'ın Eynal Kaplıcalarına gitmiştik.
Tarihî ve çevresiyle tabiat harikası bir kaplıca. Ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin:” Dünyada ve Anadolu'da birçok kaplıca gezdim ve gördüm ama Simav Eynal Kaplıcaları gibisini görmedim. Böylesi yer yüzünde yoktur.” dediği kaplıca. Bu sözün tesiri altında kalarak biz de bu kaplıcanın tiryakisi olduk ve bir akrabamla on beş yıldır gideriz. Biraz da ihtiyacımız olduğundan değil de, alışkanlık haline getirdiğimizden olsa gerek. Geçen yıl gidememiştik. Bedenimizdeki kaplıca sempatizanı organlar gösteri yaptılar ve kaplıca kaplıca diye tutturdular. Kaplıcanın çevresindeki dostlarımızda gösteri yapanlara destek oldular. Bu sene tekrar gittik. Kaplıca, çevre ve dostlar güzel bir tablo oluşturuyorlar, biz de bu güzel tabloyu seyretmekten kendimizi alamıyoruz.
Güz mevsiminin de ayrı bir güzelliği varmış. Ortalık diğer mevsimlere göre sessiz ve sakin. Sararmış yapraklar yeşil çimenlere serpilmiş. Yeşille sarının toprakla buluşması yukarıdaki güzelliği aratmıyor.
En eski yerleşim merkezlerinden olan Simav'ın, kirazı meşhur olduğu gibi kestanesi de meşhurmuş. Bu sene de kestane mevsimine rastlamışız. Her mevsimin dikkat çeken bir nimeti, insanı büyüleyen bir güzelliği var. Bu güzellikleri görebilelim ve nimetlere şükredelim.
Kaplıcanın gayretli ve çalışkan Müdürü Cemil Baybuk, kış mevsiminde de kaplıcaya canlılık getirmek ve gelenleri artırmak için uğraşıyor. Sayesinde tertemiz bir kaplıca ve yemyeşil bir park. Bakımlı ve düzenli. Daha güzel olması için gayret sarf edilmesi dikkat çekiyor. Cemil Beyin gayretiyle önümüzdeki yıllarda daha güzel bir tablo ile karşılaşacağımız kesin.
Başta kaplıca müdürü Cemil Bey olmak üzere bize ilgi gösteren dostlara teşekkür ederiz. Bu şifa kaynaklarının değerini hem işletenler, çalışanlar ve hem de biz bilmeliyiz. Ülkemiz kaplıcalarıyla ve termal turizmiyle dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisi olabilir. Bunun için çalışmak ve sıhhat arayan insanların değerini bilmek lazım.
Kış turizmi henüz başlamamıştı. Başlamış olsa bile Uludağ, Kartalkaya ve Palandöken gibi kayak merkezlerine gidemezdik. Zaten alışık da değildik. Henüz buraların tabiî dekoru olan kar da yağmamıştı. Kar yağmış olsaydı yine de gitmeyi düşünmezdik. Çünkü bakışlarımız soğuk beyazlıktan ve kelebekler gibi uçuşan insanlardan rahatsız olurdu. Güneşe bakamadığımız gibi, beyaza da bakamazdık. Üstelik yaş itibâriyle kaplıcaya daha münâsiptik ve yeşile de aşıktık. Bizim gideceğimiz yerde şifalı su ve yeşil, hem de yeşilin her tonu fazlasıyla olmalıydı.
Kış turizminin câzibe merkezleri olan ıslah edilmiş karla kaplı tepelerden biz, aşağılara doğru son süratle kayamazdık. Bir aksilik olsa yamaçlardan vadilere doğru ustalıklı dönerek yuvarlanamazdık. Bizim için kaplıca daha elverişli, daha güvenli, daha sıcak ve daha huzurlu olurdu.
Kayak merkezleri ve karlı tepeler dediler mi üşüyor ve geriliyorduk. Kaplıca dediler mi ısınıyor ve gevşiyorduk.
Nitekim 15 Ekimden 31 Ekime kadar kaplıcada idik. Güzel bir tesadüf; bu sürede iklimde güzeldi. Güz mevsimi olmasına rağmen tabiat canlılığını ve neşesini kaybetmemişti. Allah bize ve bütün kaplıca sakinlerine günlük güneşlik bir yarım ay lütfetmişti. Bu mevsimde kaplıcaya gidilir mi diyenleri mahcup edecek aydınlıkta, serinlikte ve güzellikte bir on beş gün. Zaman ve iklim bizi dinlendirdi. Zihnimizdeki takıntılar ve bedenimizdeki sıkıntılar sular gibi akıp gitti.
Hangi kaplıcaya gittiğimizi elbette merak etmişsinizdir. Kaplıca müdavimlerinin her biri acaba benim gittiğim kaplıca mı gittiler diye ümitlenmişlerdir. Meraklarını gidermek ve heyecanlarını yatıştırmak için söylüyorum: Simav'ın Eynal Kaplıcalarına gitmiştik.
Tarihî ve çevresiyle tabiat harikası bir kaplıca. Ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin:” Dünyada ve Anadolu'da birçok kaplıca gezdim ve gördüm ama Simav Eynal Kaplıcaları gibisini görmedim. Böylesi yer yüzünde yoktur.” dediği kaplıca. Bu sözün tesiri altında kalarak biz de bu kaplıcanın tiryakisi olduk ve bir akrabamla on beş yıldır gideriz. Biraz da ihtiyacımız olduğundan değil de, alışkanlık haline getirdiğimizden olsa gerek. Geçen yıl gidememiştik. Bedenimizdeki kaplıca sempatizanı organlar gösteri yaptılar ve kaplıca kaplıca diye tutturdular. Kaplıcanın çevresindeki dostlarımızda gösteri yapanlara destek oldular. Bu sene tekrar gittik. Kaplıca, çevre ve dostlar güzel bir tablo oluşturuyorlar, biz de bu güzel tabloyu seyretmekten kendimizi alamıyoruz.
Güz mevsiminin de ayrı bir güzelliği varmış. Ortalık diğer mevsimlere göre sessiz ve sakin. Sararmış yapraklar yeşil çimenlere serpilmiş. Yeşille sarının toprakla buluşması yukarıdaki güzelliği aratmıyor.
En eski yerleşim merkezlerinden olan Simav'ın, kirazı meşhur olduğu gibi kestanesi de meşhurmuş. Bu sene de kestane mevsimine rastlamışız. Her mevsimin dikkat çeken bir nimeti, insanı büyüleyen bir güzelliği var. Bu güzellikleri görebilelim ve nimetlere şükredelim.
Kaplıcanın gayretli ve çalışkan Müdürü Cemil Baybuk, kış mevsiminde de kaplıcaya canlılık getirmek ve gelenleri artırmak için uğraşıyor. Sayesinde tertemiz bir kaplıca ve yemyeşil bir park. Bakımlı ve düzenli. Daha güzel olması için gayret sarf edilmesi dikkat çekiyor. Cemil Beyin gayretiyle önümüzdeki yıllarda daha güzel bir tablo ile karşılaşacağımız kesin.
Başta kaplıca müdürü Cemil Bey olmak üzere bize ilgi gösteren dostlara teşekkür ederiz. Bu şifa kaynaklarının değerini hem işletenler, çalışanlar ve hem de biz bilmeliyiz. Ülkemiz kaplıcalarıyla ve termal turizmiyle dünyanın en önde gelen ülkelerinden birisi olabilir. Bunun için çalışmak ve sıhhat arayan insanların değerini bilmek lazım.