Ömrünü “Çağdaş bir Türk millî kültürü kurmanın” gereğine inanarak bunun yollarını ilmî metodlarla bulmaya hasreden sosyal psikolog Erol Güngör’ü, ölümünün ardından kırk üç yıl geçmesine rağmen anlamaya çalışıyoruz.
***
İngiliz asıllı Amerikalı filozof Kenneth Boulding’in yazdığı ve Millî Eğitim Bakanlı’nın “1000 Temel Eser”leri arasında altıncı kitap olarak çıkan ve ilk baskısı 1968’de yapılan “Yirminci Asrın Mânası” adlı eseri, Erol Güngör Türkçe’ye kazandırmıştı. Erol Hoca eğer yaşasaydı “Yirmi Birinci Asrın Mânâsı”nı herhalde kendisi yazardı. 192 sayfadan oluşan eserinde, insanlığın karşılaştığı başlıca meseleler ile çözüm yollarına odaklanan yazar Boulding, medeniyetin tarihsel gelişimini (tarım devriminden sanayi toplumuna kadar) ele alarak yaşadığımız yüzyıla ışık tutuyor. Özellikle “Büyük Değişimde İdeolojinin Rolü” kısmı, Türkiye’de uygulanan kapitalist düzen ve küresel ekonomik sistem açısından çok ilginç bulunabilir. Diyor ki, “Cemaat şuurunun zayıf olduğu ve sosyal sorumluluk hissinin fazla gelişmediği cemiyetlerde kapitalist kuruluşlar çok zararlı olabilir.” diyor. Erol Güngör’ü anlamak adına bu eseri okumak gerekiyor.
***
Erol Güngör, “Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik” adlı eserinin Önsöz’ünde “Bugün herkes biliyor ve görüyor ki, Türkiye çok hızlı ve geniş çaplı bir değişme içindedir. Böyle bir değişme süreci içinde, her yerde görüleceği gibi, bizde de cemiyetin alacağı yeni biçim hakkında çeşitli görüşler ortaya çıkmış, bu görüşlerin etrafında ideolojik gruplar teşekkül etmiştir. Hiç kimse bu değişmenin kendi seyrine bırakılmasına taraftar değildir; herkes kendi fikrine göre bu değişmeyi belli kanallara aktarmak, belli noktalarda sınırlandırmak, belli noktalarda geliştirmek, kısacası şu veya bu şekilde kontrol altına almak isteğindedir.” diyor. Bu isteklerin ortak kaynağı olarak “kuvvetli ve köklü bir yerli kültürün varlığı”na dikkat çeken Erol hoca, bu kültürün parçalandığını fakat “insanımıza başıboş değişmeye direnme gücü verecek kadar ayakta” olduğunu da ifade ediyor. Şu ifadeler de düşündürücü: “Yine herkes, bu kültürün şimdiki haliyle yetmediğine ve süratle bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyor. Herkeste aynı soruya rastlıyoruz: Neyi alalım, neyi atalım?”
1980 yılının mayıs ayında yazılan bu satırlar, ‘Türkiye Yüzyılı’nda da geçerliliğini hâlâ muhafaza ediyor. Özal dahil siyasi liderler tarafından “21. Asır Türk Asrı olacak” denildiği bir dönemde “Türk kimliği” tartışmaya açılmadı mı?
Soru şu: Bu dijital çağda Türk kültürü ve Türk kimliğinden kimler vazgeçmek istiyor? Emperyalist yabancı saikler, yerli işbirlikçilerine “şunu alın, bunu atın” diyerek Türk insanına neyi dayatıyorlar?
Bu suallerin cevabını öğrenmek ve Erol Güngör’ü gerçekten anlamak istiyorsak, Erol hocanın kitaplarını okumamız ve ne demek istediğini tahlil edip, günümüzde karşılaştığımız problemlerin çözüm yollarını ilmî ve bilimsel metotlara başvurarak bulmamız gerekiyor. Biyolojik anlamda değil kültürel mânada tek dünya, tek dil ve tek insanlığa doğru bir gidiş var. Baktığınızda Washington, Berlin ve Paris’teki havaalanı ile İstanbul havaalanı aynı. Çelik fabrikaları ve otomobil fabrikalarından tutun tren istasyonları ve otobüs duraklarına varıncaya kadar “tek tip”ler. İnsanı ve insanlığı da “TEK TİP”leştirmek istiyorlar. Üstelik bunu kanla, zâlimce, gaddarca ve ahlâksızca yapmak istiyorlar.
***
Batılılaşmanın ve Batı teknolojisinin insanımız ve toplum üzerindeki sosyal neticelerini hepimiz görüyor, yaşıyor ve etkileniyoruz. Batının teknolojisi alındığında kültür değerleri ve âdetlerini aldığımız artık gün gibi ortada. Modernleşmenin ve küreselleşmenin getirdiği ekonomik, siyasi ve sosyal çözülme ile toplumsal çöküşü hep birlikte yaşıyoruz. Türkiye’de sağlam bir Millî Kültür kuramamanın sancılarını hep birlikte çekiyoruz. Turizm yoluyla yerli kültürü bastırdık. Erol hocanın deyimiyle yerli kültürümüz içten tahribata uğradı ve batılılaşmanın bozucu, küreselleşmenin ve dijitalleşmenin kahredici tesirlerine açık hâle getirildi. Ayakta direnme mücadelesi veren Millî Kültüre “hamle” gücü kazandırılmaz ise, akıbetimiz hiç de iyi olmayacak.
***
Yönetmenliğini ve senaristliğini Mesut Aytekin’in üstlendiği ve tanıtımı, İstanbul Üniversitesi’nde yapılan "Uluğbeyler Erol Güngör Belgesel Film Galası”na katılamadım. Bu belgeselde Konya ağırlığının olduğunu biliyorum. Konya’daki çekimlerde bendeniz de bulundum. Bu ve buna benzer belgeseller filmlerin çoğalması dileğiyle iletişimci Aytekin Bey’e ve ekibine teşekkür ederim.
Erol Güngör hocamızı vefatının sene-i devriyesinde rahmetle anıyorum. Ruhu şâd, mekânı cennet ve makâmı âlî olsun. Ne yazık ki Erol Güngör gibi bir ilim adamı daha yetiştiremedik. Onun ismini okullardan ve çeşmelerden kaldırmakla elinize ne geçti? Bu ayıp size de yeter bize de.