Lise bir veya ikinci sınıftaydım. Bizim köyün otobüsü yaz kış demeden grip nezle olur. Sizin anlayacağınız arıza yapar. Bu sefer zatürre oldu, herhalde, arıza biraz fazla sanayiden dönemedi. Köyden şehre dönmek gerek. Yine İnsan Ağa’ya kaldık. Bizim lügate ‘h’ harfine herkes küs, kullanılmaz. İhsan Ağa, ya İksan Ağa ya da İnsan Ağa derlerdi. İhsan Ağa önceleri zaten aklım yettiğinden beri bizim köyü, şehre taşırdı. Köye otobüs alındı, ama arıza bitmiyordu. Çocukluğumda öyle sabahın erken saatlerinde gelirdi ki İnsan Ağa, sabah ezanı dahi okunmadan uykulu gözlerle yola düşer, koşuştura koşuştura otobüse binmeler. Kayseri’ye okula gelmek için seksen doksan kilo metre yolu ayda veya iki ayda bir çekerdik. Yine öyle mart- nisan aylarıydı her halde.
Yolculuğun en komedi tarafı köyden hemen ön koltuklara otururduk. Tam kasabaya gelince İnsan Ağa birden seslenir;
—Yeğenim oranın yeri akşamdan tutulmuştu. Yeğenim oranın yeri var. Sen bir geriye geçsen der.
Hemen ne yapacaksın. Bir geri koltuğa oturuyoruz. Bizim gözler uyusa da. Arabanın kalorifer sistemi zaten çalışmaz. Koltuğu ısıtmadan kalkarız. Araba garç gurç çalışır bir iki dakika sonra duraklar.
Yine İnsan Ağa’nın sesi yeğenim oranın yeri tutulmuştu, dün akşamdan, bir geri koltuğa, gitsen. Allah Allah! Deyip biraz kızarak yine bir arka koltuğa oturursun. Biraz daha kasaba içinde dolaşan otobüs yeğenim oranın yeri dün akşamdan tutulmuştu. Bir geri koltuğa otur. Tamam. ‘Koltuk yok İnsan Ağa!’ Yeğenim gel ön tarafa, al şu tabureye otur. Araba meydana indi gidiyoruz. Kasaba çıkışı yolcu, sen kalksan da baban yaşında amcan şu tabureye otursa, sen gençsin. Tamam. Başka çaremi var. Taburelerde doldu. Gayrı köylerden geçiyoruz. Arabanın orta yerinde sağa sola tutuna tutuna gidiyoruz. Yol üzerinde bir köye giriyoruz. Yolcu var. Ortadakiler biraz ilerleyin! Yeğenim sende ilerle, ‘yer mi var İnsan Ağa’ biz orta yerde ayakta duruyoruz. Uyandık gayrı gözlerimiz fal taşı gibi açıldı. Durduğun yer üç gün önce tutulmuştu. Yeğenim biraz ilerle. Arabanın ortası üç gün önce tutulmuş. Vay be! Ne yapacaksın mecbur ilerleyeceksin.
Uykulu gözler ile okula yetişeceğiz sözlü var yazılı var. İstersen kafa tut. Haksızsın bu yapılır mı desen, Neyle gideceksin, başka şansın yok. Okula ancak bir gün sonra gidersin.
Uykulu mamur gözler yarı uyur yarı uyanık şehrin kömür kokusu burnumuza tüttü. Amma İnsan Ağa’nın yaptığı, yüreğime dert oldu. . Herkesin inmesini bekledim. ‘İçimden hiç olmasın şu adama iki laf çakayım’ diye. Herkes indi.
Gittim yanına ön koltuğa oturdum. ‘Niye bizi hep yerimizden kaldırıyorsun. Ne zaman senin arabana binsek hep ayakta gelip, geliyoruz’. ‘Yeğenim en ön koltukta oturuyorsun. Sen bu koltukta gelmedin mi?’ Deyince, diyecek bir şey bulamadım.
Baktım ayakkabılarımın çamuruna, böyle okula gidilmez. Gideyim şu Hunat Camii’nin şadırvanında yıkayayım dedim. Yürüdüm bir yazı var ayakkabı yıkamak yasak yazıyor. Yazıyor da, okula da bu köyün çamuruyla gidilmez ki. Başladım yıkamaya, bir koltuğumda kitaplar, kravat boynumda oradan bir ses:
—Kör müsün? Ayakkabı yıkamak yasak yazıyor.
Cezası bir liramı beş lira mı öyle bir yazıydı.
Baktım temizlikçi çok ciddi sana ceza yazacağım deyip duruyor, hiddetle. Körüm desem olmaz, Okuma bilmiyorum desem olmaz. Çare kalmadı. Hemen aklıma geldi, sağar -dilsiz taklidi yaptım. ‘Yazık ya çocuk lalmış bu defa affedeyim’ dedi. Ceza yazmadı.
Kendi kendime ‘Kafam çalıştı dedim.’ Lakin İnsan Ağa’nın yaptığına çok içerledim. Ceketin yakalarını düzeltirken toplu iğneler ilişti elime, baktım üç –dört adet. Yaktım seni dedim İnsan Ağa. Arabanın yanına tekrar gittim. İnsan Ağa görünmeden. Toplu iğneleri kıvırdım, Şoför koltuğunun minderinin altına attım. Bilmem ne oldu. Bizim köyün otobüsü zatürreden kurtulmuş. Çalışmaya başlamıştı geri köye dönerken. Zaten bir aydan fazla bir sürede geçmişti.
Yolculuğun en komedi tarafı köyden hemen ön koltuklara otururduk. Tam kasabaya gelince İnsan Ağa birden seslenir;
—Yeğenim oranın yeri akşamdan tutulmuştu. Yeğenim oranın yeri var. Sen bir geriye geçsen der.
Hemen ne yapacaksın. Bir geri koltuğa oturuyoruz. Bizim gözler uyusa da. Arabanın kalorifer sistemi zaten çalışmaz. Koltuğu ısıtmadan kalkarız. Araba garç gurç çalışır bir iki dakika sonra duraklar.
Yine İnsan Ağa’nın sesi yeğenim oranın yeri tutulmuştu, dün akşamdan, bir geri koltuğa, gitsen. Allah Allah! Deyip biraz kızarak yine bir arka koltuğa oturursun. Biraz daha kasaba içinde dolaşan otobüs yeğenim oranın yeri dün akşamdan tutulmuştu. Bir geri koltuğa otur. Tamam. ‘Koltuk yok İnsan Ağa!’ Yeğenim gel ön tarafa, al şu tabureye otur. Araba meydana indi gidiyoruz. Kasaba çıkışı yolcu, sen kalksan da baban yaşında amcan şu tabureye otursa, sen gençsin. Tamam. Başka çaremi var. Taburelerde doldu. Gayrı köylerden geçiyoruz. Arabanın orta yerinde sağa sola tutuna tutuna gidiyoruz. Yol üzerinde bir köye giriyoruz. Yolcu var. Ortadakiler biraz ilerleyin! Yeğenim sende ilerle, ‘yer mi var İnsan Ağa’ biz orta yerde ayakta duruyoruz. Uyandık gayrı gözlerimiz fal taşı gibi açıldı. Durduğun yer üç gün önce tutulmuştu. Yeğenim biraz ilerle. Arabanın ortası üç gün önce tutulmuş. Vay be! Ne yapacaksın mecbur ilerleyeceksin.
Uykulu gözler ile okula yetişeceğiz sözlü var yazılı var. İstersen kafa tut. Haksızsın bu yapılır mı desen, Neyle gideceksin, başka şansın yok. Okula ancak bir gün sonra gidersin.
Uykulu mamur gözler yarı uyur yarı uyanık şehrin kömür kokusu burnumuza tüttü. Amma İnsan Ağa’nın yaptığı, yüreğime dert oldu. . Herkesin inmesini bekledim. ‘İçimden hiç olmasın şu adama iki laf çakayım’ diye. Herkes indi.
Gittim yanına ön koltuğa oturdum. ‘Niye bizi hep yerimizden kaldırıyorsun. Ne zaman senin arabana binsek hep ayakta gelip, geliyoruz’. ‘Yeğenim en ön koltukta oturuyorsun. Sen bu koltukta gelmedin mi?’ Deyince, diyecek bir şey bulamadım.
Baktım ayakkabılarımın çamuruna, böyle okula gidilmez. Gideyim şu Hunat Camii’nin şadırvanında yıkayayım dedim. Yürüdüm bir yazı var ayakkabı yıkamak yasak yazıyor. Yazıyor da, okula da bu köyün çamuruyla gidilmez ki. Başladım yıkamaya, bir koltuğumda kitaplar, kravat boynumda oradan bir ses:
—Kör müsün? Ayakkabı yıkamak yasak yazıyor.
Cezası bir liramı beş lira mı öyle bir yazıydı.
Baktım temizlikçi çok ciddi sana ceza yazacağım deyip duruyor, hiddetle. Körüm desem olmaz, Okuma bilmiyorum desem olmaz. Çare kalmadı. Hemen aklıma geldi, sağar -dilsiz taklidi yaptım. ‘Yazık ya çocuk lalmış bu defa affedeyim’ dedi. Ceza yazmadı.
Kendi kendime ‘Kafam çalıştı dedim.’ Lakin İnsan Ağa’nın yaptığına çok içerledim. Ceketin yakalarını düzeltirken toplu iğneler ilişti elime, baktım üç –dört adet. Yaktım seni dedim İnsan Ağa. Arabanın yanına tekrar gittim. İnsan Ağa görünmeden. Toplu iğneleri kıvırdım, Şoför koltuğunun minderinin altına attım. Bilmem ne oldu. Bizim köyün otobüsü zatürreden kurtulmuş. Çalışmaya başlamıştı geri köye dönerken. Zaten bir aydan fazla bir sürede geçmişti.