Bazı yerlerde sonuçlara yapılan itirazlara rağmen mahallî idareler seçimleri yerini artık gündemdeki diğer sorunlara bıraktı. Ekonomik kriz ve işsizlik bir yana, ülke “Ergenekon Davası” nın nasıl bir seyir takip edeceği ve nasıl sonuçlanacağı ile meşgûl iken, halkımız bir de son günlerde gündemde yer alan “Encümen-i Dâniş” i merak eder oldu. Yasal böyle bir kuruluş var mıdır? Ne işle meşgûl olur? Geçmişi nereye dayanır? Daha bir sürü soru insanların kafasını kurcalıyor.
Genelkurmay eski Başkanları İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu, Büyük Millet Meclisi eski başkanı Necmettin Karaduman, 1960 darbesinden sonra Başbakanlık yapan Deniz Kuvvetleri eski komutanı Oramiral Bülent Ulusu, Dışişleri eski bakanı İlter Türkmen ve daha birçok tanınmış emekli asker ve sivil isim belli aralıklarla bir araya gelerek toplantılar yapıyor, kameralar kendilerine çevrilince bazı şeyler söylüyor, varlığı tartışılan böyle bir kuruluşa üye olduklarını belirtiyorlar.
Çeşitli kaynakları karıştırarak yeni tanıştığımız “Encümen-i Dâniş” adının nereden geldiğine göz atarak, halkımızı bilgilendirmeye çalışalım:
Bazı kanunlarımız gibi, Tanzimat’tan sonra batılılaşma adına dışarıdan birçok şey ithâl etmişiz. Bu organizasyonu da Fransız Akademisi’nden örnek alınıp “Osmanlı İlim Akademisi”, yâni konuların görüşüleceği meclis hüviyetiyle bünyemize dâhil edip, ismini “Encümen-i Dâniş” koymuşuz. Batılı kurumların Osmanlı topraklarına sokulmasını isteyen “Tanzimat Fermanı”, devlete yeni bir düzen vermek üzere Sultan Abdülmecit tarafından tasdik edilerek, tahta çıkışından 3 ay sonra 3 Kasım 1939’da Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından ilan edilmişti. Bu amaç doğrultusunda bilim ve eğitim alanındaki çalışmaları düzene koymak üzere 1846’da Meclis-i Maarif-i Umumiye kurulmuş, fikir ve bilim adamlarının yer aldığı bu kuruluş, “Encümen-i Dâniş” isimli bir akademi kurulmasını kararlaştırdı.
Meclis-i Maarif, adına Ahmet Cevdet paşa tarafından hazırlanan ve “Encümen-i Dâniş” in kurulma sebebini anlatan yazı 26 Mayıs 1851’de Sultan Abdülmecid’e sunuldu. Encümen-i Dâniş’in amacı; ilmî ve teknik eserleri telif ve tercüme ederek, Dârülfünûn’da izlenecek ders kitapları hazırlamaktı. 18 Temmuz 1851’de Abdülmecid’in yayınladığı İrade-i Seniye ile Encümen-i Dâniş büyük bir tören yapılarak açıldı. Törende Mustafa Reşid Paşa, padişahın devlet yetkililerinin ve bilim adamlarının önünde bir konuşma yaptı. Daha sonra Encümen-i Dâniş İkinci Başkanı tarihçi Hayrullah Efendi, Ahmet Cevdet Paşa’nın hazırladığı uzun nutku okuyup, hayatta en gerçek mutluluğun bilgi yolu, en büyük mürşidin de ilim olduğunu izaha çalıştı.
Encümen-i Dâniş’in iç ve dış olmak üzere iki çeşit üyesi vardı. İç üyelerin sayısı 40 kişiydi. Bunların bir ilim dalında uzman olması, bir yabancı dil bilmesi; yâni telif ve tercüme yapacak nitelikte olması şarttı. Dış üyelerin Osmanlıca bilmesi şart değildi. Hangi dilde olursa olsun encümene bir konuda bilgi verecek uzmanlık üye olmak için yeterli idi ve bunların üye sayısı da 30 olarak belirlenmişti. Bu kuruluşun başkanlığına Şerif Mehmet getir ildi. Encümen ilk olarak bir sözlük ve bir Osmanlıca gramer hazırladı. Tarih yazımını ise Ahmet Cevdet Paşa üstlenerek, “Kaynarca Antlaşması” ndan başlayıp, 1774’ten 1824’e kadar olan ilk 3 ciltlik bölümü 1854’te bitirerek Sultan Abdülmecid’e sundu. Encümen-i Dâniş, devlet salnamelerini de (yıllıklar) 1862’ye kadar hazırladı.
Bu tarihten itibaren yayınlanan yıllıklarda “Encümen-i Dâniş” isminin geçmediği görülüyor. Buna göre Encümen-i Dâniş’in verimsiz kaldığı, üyeler arasında önemli kişiler olmakla beraber bunların ekip çalışmasına eğilimi olmayan kişiler olduğu düşünülüyor. Zâten Encümen-i Dâniş, kurum olarak batı özentisiyle doğduğundan Osmanlı anlayışından farklı bir çalışma sistemine sahipti. Bu yüzden pek verimli olamadı. Kurumun lağvedildiğine dair bir belgeye rastlanmadığı için, Abdülmecid’in 25 Haziran 1861 tarihinde vefatıyla birlikte Encümen-i Dâniş’in varlığı ve çalışmalarının sona erdiği tahmin ediliyor.
Batılı ülkelerin etkileri sonucu Osmanlı devleti’nde 18. yüzyılda başlatılan ıslahat hareketleri sonucu olarak ve Fransız Akademisi örnek alınarak kurulan geçmişteki Encümen’i Dâniş’in, istenen verim alınamadığı için faaliyetini sürdüremediği anlaşılıyor. Geçmişteki durumu böyle olan, günümüzde hiçbir resmî hüviyeti bulunmayan, kendilerine resmen bir şey danışma ihtiyacı duyulmayan ve isim benzerliğinden başka hiçbir yakınlığı olmayan Encümen-i Dâniş, şimdilik ara sıra sesini duyurmakla yetiniyor, fakat halkımızın merakı da devam ediyor.
Çeşitli kaynakları karıştırarak yeni tanıştığımız “Encümen-i Dâniş” adının nereden geldiğine göz atarak, halkımızı bilgilendirmeye çalışalım:
Bazı kanunlarımız gibi, Tanzimat’tan sonra batılılaşma adına dışarıdan birçok şey ithâl etmişiz. Bu organizasyonu da Fransız Akademisi’nden örnek alınıp “Osmanlı İlim Akademisi”, yâni konuların görüşüleceği meclis hüviyetiyle bünyemize dâhil edip, ismini “Encümen-i Dâniş” koymuşuz. Batılı kurumların Osmanlı topraklarına sokulmasını isteyen “Tanzimat Fermanı”, devlete yeni bir düzen vermek üzere Sultan Abdülmecit tarafından tasdik edilerek, tahta çıkışından 3 ay sonra 3 Kasım 1939’da Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından ilan edilmişti. Bu amaç doğrultusunda bilim ve eğitim alanındaki çalışmaları düzene koymak üzere 1846’da Meclis-i Maarif-i Umumiye kurulmuş, fikir ve bilim adamlarının yer aldığı bu kuruluş, “Encümen-i Dâniş” isimli bir akademi kurulmasını kararlaştırdı.
Meclis-i Maarif, adına Ahmet Cevdet paşa tarafından hazırlanan ve “Encümen-i Dâniş” in kurulma sebebini anlatan yazı 26 Mayıs 1851’de Sultan Abdülmecid’e sunuldu. Encümen-i Dâniş’in amacı; ilmî ve teknik eserleri telif ve tercüme ederek, Dârülfünûn’da izlenecek ders kitapları hazırlamaktı. 18 Temmuz 1851’de Abdülmecid’in yayınladığı İrade-i Seniye ile Encümen-i Dâniş büyük bir tören yapılarak açıldı. Törende Mustafa Reşid Paşa, padişahın devlet yetkililerinin ve bilim adamlarının önünde bir konuşma yaptı. Daha sonra Encümen-i Dâniş İkinci Başkanı tarihçi Hayrullah Efendi, Ahmet Cevdet Paşa’nın hazırladığı uzun nutku okuyup, hayatta en gerçek mutluluğun bilgi yolu, en büyük mürşidin de ilim olduğunu izaha çalıştı.
Encümen-i Dâniş’in iç ve dış olmak üzere iki çeşit üyesi vardı. İç üyelerin sayısı 40 kişiydi. Bunların bir ilim dalında uzman olması, bir yabancı dil bilmesi; yâni telif ve tercüme yapacak nitelikte olması şarttı. Dış üyelerin Osmanlıca bilmesi şart değildi. Hangi dilde olursa olsun encümene bir konuda bilgi verecek uzmanlık üye olmak için yeterli idi ve bunların üye sayısı da 30 olarak belirlenmişti. Bu kuruluşun başkanlığına Şerif Mehmet getir ildi. Encümen ilk olarak bir sözlük ve bir Osmanlıca gramer hazırladı. Tarih yazımını ise Ahmet Cevdet Paşa üstlenerek, “Kaynarca Antlaşması” ndan başlayıp, 1774’ten 1824’e kadar olan ilk 3 ciltlik bölümü 1854’te bitirerek Sultan Abdülmecid’e sundu. Encümen-i Dâniş, devlet salnamelerini de (yıllıklar) 1862’ye kadar hazırladı.
Bu tarihten itibaren yayınlanan yıllıklarda “Encümen-i Dâniş” isminin geçmediği görülüyor. Buna göre Encümen-i Dâniş’in verimsiz kaldığı, üyeler arasında önemli kişiler olmakla beraber bunların ekip çalışmasına eğilimi olmayan kişiler olduğu düşünülüyor. Zâten Encümen-i Dâniş, kurum olarak batı özentisiyle doğduğundan Osmanlı anlayışından farklı bir çalışma sistemine sahipti. Bu yüzden pek verimli olamadı. Kurumun lağvedildiğine dair bir belgeye rastlanmadığı için, Abdülmecid’in 25 Haziran 1861 tarihinde vefatıyla birlikte Encümen-i Dâniş’in varlığı ve çalışmalarının sona erdiği tahmin ediliyor.
Batılı ülkelerin etkileri sonucu Osmanlı devleti’nde 18. yüzyılda başlatılan ıslahat hareketleri sonucu olarak ve Fransız Akademisi örnek alınarak kurulan geçmişteki Encümen’i Dâniş’in, istenen verim alınamadığı için faaliyetini sürdüremediği anlaşılıyor. Geçmişteki durumu böyle olan, günümüzde hiçbir resmî hüviyeti bulunmayan, kendilerine resmen bir şey danışma ihtiyacı duyulmayan ve isim benzerliğinden başka hiçbir yakınlığı olmayan Encümen-i Dâniş, şimdilik ara sıra sesini duyurmakla yetiniyor, fakat halkımızın merakı da devam ediyor.