En zoru O'nun hicretini yazmaktı

Kendi anlatımıyla, Rahmetli Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakanın dizinin dibinde büyüyen, Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş En zoru vefat ettiği gün o gazeteyi hazırlamaktı dedi.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın, yılmaz yorulmaz bir yapısının olduğuna vurgu yapan Mustafa Kurdaş, “Verdiği vazifeleri titizlikle takip eder, geri dönüşlerini mutlaka alır, eksik yapılan işe çok kızardı. Zaman-zaman “Ayakkabınızın bağını da mı biz bağlayalım” diye gençler sitem eder onları ateşlerdi”diyor.
“Vefatından kısa bir süre önce beni İstanbul’a Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni olarak gönderdi. Çok zor günlerdi. Hocam Ankara’da rahatsızlanmış hastanede yatıyor biz İstanbul’dan sık-sık yanına gelmeye çalışıyorduk. Daha sonra vefat haberini aldık. İstanbul’da Hocamı son kez karşıladık” derken Mustafa Kurdaş, gözyaşlarını tutamıyordu.
Vefatından kısa bir süre önce ağabeylerimizin de ısrarıyla bize hayatını anlatmaya başladı. Kendi sesinden Erbakan Hoca’nın hayat hikâyesini kayda aldık. Bununla ilgili yakında çok kapsamlı bir eser çıkaracağız üzerinde çalışıyoruz”


Kendi anlatımıyla, Rahmetli Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın dizinin dibinde büyüyen, Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş ile Necmettin Erbakan’ı konuştuk. İşte Kurdaş’ın gözüyle Necmettin Erbakan;
1992 yılından itibaren Milli Gazete’de çalışmaya başladım. O günden itibaren sürekli Erbakan Hoca’yla birlikte Ankara’da bulundum. Muhabirliğe yeni başladığım sıralarda Erbakan Hoca’nın makam aracı ile Meclis’e gittik. Hocam araçta bana bir soru sordu. Diz kapaklarım titremeye başladı. Soruya nasıl cevap verdim bilmiyorum ama Meclis’e varıncaya kadar diz kapaklarım titredi.
“MİLLİ GAZETE’NİN FLAŞI PATLAMAZ”
Ankara’da Milli Gazete’ye ilk başladığım günler. Refah Partisi ve Milli Gazete arasında bir cadde var. Bir gün Necmettin Erbakan Hocamın Basın Müşaviri Rahmetli Nazır Ağabey aradı. Bir heyet gelmiş Hocamızı ziyarete. Hocamda Milli Gazete’de ziyareti fotoğraflasın demiş. Koşarak gittim. Yolda da makinenin flaşı dolsun diye hemen açtım. Hocam ziyaretçilerinin arasına durdu. Hocamızın Milli Gazete’yle ilgili bir darbı-ı mesel gibi anlatılan “Milli Gazete’nin Flaşı Patlamaz” diye sitemli bir eleştirisi varmış. Bende flaşı önceden açtım ki dolsun. Hadi çek dediler bastım deklanşöre flaş patladı. Ama Hocamın çok temkinli olduğu için mutlaka fotoğrafların bile iki kere çekilmesini istermiş. “Bir daha çek” dedi. Benim flaş patlamadı…”Hım sende Milli Gazete’densin sanırım” dedi ve Hocamla öyle tanıştık.

MİLLİ GAZETEYİ GÖGSÜNE KOYARDI

Milli Gazete’nin ise Erbakan Hoca için ayrı bir öneme sahip. Soğuk günlerde Hocam ısınmak için Milli Gazete’yi göğsüne koyardı. 40 yıldır bir gazete çıkarıyoruz. Bu yayın organı kıyamete kadar Hakk ile Batılın mücadelesinde yer alacaktır. Fakat bu gazetenin tek özelliği 40 yıldır yayın politikasından bir lahza dahi uzaklaşmamıştır. 40 yıldır yayın politikasında hiçbir sapmanın olmaması Hocamızın maneviyatından ve gazeteye verdiği ehemmiyetten kaynaklanmıştır. Çünkü Hocamızı güçlü medyanın devamlı olmasını istemiştir. Milli Görüş davası maneviyat üzerine inşa edilmiştir ve Milli Gazete’de bu davanın sesidir. O nedenle bu gazetenin tirajının artması hepimizin görevidir. Çünkü Erbakan Hocamız biliyordu ki eğer 28 Şubat sürecinde Milli Gazete 100 bin satsaydı darbeye zemin hazırlayanlar seslerini yükseltemezdi. Bu bakımdan Milli Gazete’nin 50-75 bin arasındaki tirajını arttırmalıyız. KIZDIĞI DA OLUYORDU
Verdiği vazifeleri titizlikle takip eder, geri dönüşlerini mutlaka alır, eksik yapılan işe çok kızardı. Zaman-zaman “Ayakkabınızın bağını da mı biz bağlayalım” diye kızar aslında o işle ilgili bizi ateşlerdi. Parlamento muhabirleri dışında Ankara’daki tüm gazeteciler Onu çok severdi. Her söylediği manşetlik olur, foto muhabirlerine en güzel fotoğrafı verirdi. Hocamız konuşurken gazeteciler hangisini manşete koysam diye haber zenginliği yaşardı.
'CANIYLA MALIYLA CİHAT EDEN BİR MÜSLÜMAN'
Hocamız kendini tek kelime ile anlattı. ‘Canıyla malıyla cihat eden bir Müslüman’ Bu cümlenin içerisinde ansiklopediler var. Uğur Dündar, Yavuz Donat gibi birçok kişi Hocamıza hürmet eder önlerinde düğmelerini ilikler. Peki, Hocamızı hepsi sevdikleri için mi? Hayır, Hocamızın Türkiye'de ve dünyada neleri değiştirdiğini çok iyi bildikleri ve o döneme şahit oldukları için saygıyla düğmelerini iliklerler.''
HAYATINI ANLATIYORDU
Vefatından kısa bir süre önce ağabeylerimizin de ısrarıyla bize hayatını anlatmaya başladı. Kendi sesinden Erbakan Hoca’nın hayat hikâyesini kayda aldık. Bununla ilgili yakında çok kapsamlı bir eser çıkaracağız üzerinde çalışıyoruz. Hocamızın son döneminde bu işle alakalı 4-5 toplantı gerçekleştirildi. Hocam kendi sesinden çocukluğundan başlayarak anlatmaya başladı. Çok detay vermek istemiyorum. Beni en çok etkileyen Hocamın babasını anlatırken yaşadığı duygular. Babası hocamız 17 yaşındayken vefat etmiş. Bu olay hocamızı çok etkilemiş. Bunları hazırladığımız kitapta daha detaylı anlatacağız.
DAVANIN 7 BÜYÜĞÜ
Hocam bu davanın manevi önderlerine çok büyük saygısı ve hürmeti vardı. Onların bu davaya etkilerini sık-sık anlatırdı. Hasip Efendi, Abdülaziz Bekine Hazretleri, M. Zait Kotku Hazretleri,  Mahmud Efendi Hazretleri Sultan Baba, Yahyalı Tatar Ramazan Efendi, Somuncu Baba… Bu manevi önderlere büyük muhabbeti vardı. “Milli Görüş anlatılacaksa bir kitap yapılacaksa bu kitabın girişi, kapağı bu zat-ı muhteremler olmalıdır” derdi.
YAŞAYAN TÜM MANEVİ ZATLARI GEZMİŞLER
Emekli Albay Mustafa Efendi 'Mustafa Önay' ile birlikte Türkiye’de yaşayan tüm manevi şahısları tek tek gezdiklerini anlattı bize. “Konyalı Mustafa Efendi” diye sık sık anardı. Konya’ya en son geldiğinde de mezarlarını ziyaret ederek uzun süre dua etmişti.

ABDÜLHAMİTHAN’A BENZETİRLERDİ

Erbakan Hoca, Abdülhamit Han’a benzetilir. Fakat bu benzetme kötü niyetli de olsa Hocamızla örtüşmektedir. Şöyle ki Abdülhamit Han, siyasi duruşu ve siyonizmin entrikalarını yakından bildiği için Erbakan ile siyasi görüş anlamında bütünleşmektedir. Jön Türkler tarafından Paris, Kahire, Londra, Zürih gibi şehirlerde Abdülhamit’e karşı gazeteler ile kampanya yürütülmüştür. O yıllarda Mehmet Akif bile Abdülhamit hakkında karalayıcı yazılar yazmıştır. Fakat daha sonra yazmış olduğu şiir ve yazılar ile kendisinden özür dilemiştir. Onun gibi birçok dönemin aydını özür dilemiştir. Bu anlayış 1900’lerin başından itibaren Bab-ı Aliye de yansımış ve günümüze kadar gelmiştir. 1969’dan itibaren de aynı anlayış içinde Hocamıza saldırılmıştır. Diğer yandan nasıl ki dönemin aydınları Abdülhamit Han’dan özür dilemiş ise şuan da başladı Erbakan Hocamıza saldıranlar da özür dileyecektir. Dilemeye de başlamışlardır.
İSTANBUL DÜKALIĞINA KARŞI EĞİLMEDİ
Erbakan Hoca’dan önce Anadolu insanının kendine güveni yoktu. Anadolu insanı o yıllar bir devlet dairesine gittiği zaman odacının önünde ceketini iliklerdi. 1969 yılında Erbakan Hoca Anadolu’nun ayak sesleriyle siyasete başladı. Milli ve yerli bir yürüyüş başlattı. Hiç bir dış bağlantı olmaksızın Anadolu’yu ayağa kaldıran, onlara fabrika yapmayı öğreten, siyasi teşkilatlanmayı öğreterek, yönetmeye talip olmayı Anadolu’nun kaderini değiştirdi. Hiç bir zaman İstanbul Dukalığına teslim olmadı. Anadolu’yu hep arkasına alarak siyaset yaptı.
BİZİ İSTANBUL’A GÖNDERDİ
Vefatından 15 gün önce beni İstanbul’a Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni olarak gönderdi. Çok zor günlerdi. Hocam Ankara’da rahatsızlanmış hastanede yatıyor biz İstanbul’dan sık-sık yanına gelmeye çalışıyorduk. Daha sonra vefat haberini aldık. İstanbul’da Hocamı son kez karşıladık” derken Mustafa Kurdaş, gözyaşlarını tutamıyordu.
SON NEFESİNE KADAR İBADET ETTİ
Hocamın sabah namazı programı 3 saat sürerdi. Zikri var, kuşluk namazı var, Kur’an okuma var. Son teravih namazını bile 20 rekât kıldı. Namazlarını da mutlaka cemaatle kılmaya dikkat ediyordu. Herkes yanına gelip çocuğuna isim koymasını isterlerdi. Hocam hep koyduğu isimlerin bir anlamı olsun İslam da bir karşılığı olmasına çok dikkat ederdi. Çalışmalarına Fatiha ile başlar Fatiha bitirirdi.
O’NUN HİCRETİNİ YAZMAK ZORDU

O gün o kadar zordu ki hayatım boyunca unutmayacağım. Gazeteye gittim.  Bir yandan ağlıyor diğer yandan gazete hazırlıyorduk. Ve arkadaşlara bugün Üçüncü Dünya Savaşı çıksa da, deprem olsa da, binlerce insan ölse de Milli Gazete’yi bağlamaz dedim ve Erbakan Hoca’ya yakışır bir gazete çıkarılacağını ifade ettim. Yazarlar aranarak Erbakan ile ilgili yazı yazmaları istendi. Erbakan Hoca’yla ilgili haber dışında sadece Hoca’nın tek fotoğrafı kullanıldı. Sayfalar onu anlatan yazılarla doldu. Çıkardığımız bu gazete ise Türkiye’de yok sattı. İnsanlar Milli Gazete’yi adeta kapıştı. 
Kerem İşkan

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Türkiye Haberleri