Sahabe sordu; İbadet ederken, sessiz mi, yoksa yüksek sesle mi ibadet edelim?
Bakara Süresi (186) Allah (cc) buyurdu; “ Kullarım, beni sana sorarlarsa, bilsinler ki ben, onlara şah damarlarından daha yakınım. Bana, dua edene icabet ederim.”
Rabbimiz, kullarına merhamet ve muhabbetinin sonsuzluğundan, özetle diyor ki; Sen Rabbim dersen, Ben de buyur kulum derim. İhtiyacın nedir? Diye sorarım. Bu aşk ve muhabbet Rabbiyle, kulu arasındadır. Ayrıca, Cenabı Hak bu yolda, sakınacağımız konuları da ayrıca bildiriyor. Yeter ki, sen edep ve usulüne uygun kötülüklerden sakınarak, huzurda boynunu bük.
Burada esas olan, edebin belirlenmesidir. Çünkü dünyada insanın başına gelebilecek, en büyük tehlike imanını kaybetmesidir. Salih Müslümanlar, hep bu korkuyla yaşarlar. Onun için de, çok istiğfar ederler. Kelime-i Şehadet getirirler ve böylece dünya yolculuğunu hüsn-ü hatime ( güzel ölüm ) ile sonlandırırlar. Hepimiz, rabbimizden böyle bir son istiyoruz.
Kuran-ı Kerim’de Rabbimiz bize, yahudi ve hristiyanların nasıl yanlış yaptıklarını uzun uzun anlatır. Adeta diyor ki, Sevgili Peygamberimin Muhammed ümmeti, siz de dikkatli olun. Onların düştüğü küfür çukuruna düşmeyin.
Konuyu şöyle ele alalım: Kuran-ı Kerim’de ayetler iki türlüdür; 1-Muhkem 2-Müteşabih ayetler Muhkem ayetler, açık seçik ve tartışmaya kapalı olduğu bildirilmiştir. Allah (cc), bu konuda kapıyı kapatmış, iman edene Müslüman, etmeyene de kâfir demiştir. Bir iki örnek verirsek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek ve kelime-i şehadet getirmek gibi.
Müteşabih ayetlere gelince, insanların iman kalitesi, burada test edilir. Kalbinde hastalık olanlar, bu ayetleri tartışma malzemesi haline getirirler. Hâlbuki bu müteşabih ayetler içinde, Rabbimizin gösterdiği yol açıktır. Müteşabih ayetler konusunda, ilimde rusuh sahibi olanlara, sorun emri vardır. Yani, müteşabih ayetlerde bir sıkıntıya düşersen, derin ilim sahibine soracaksın demektir.
Şüphesiz ki, müteşabih ayetlerin, birçok hikmetleri olmakla beraber, en büyük hikmetlerinden biri, kalbinde şüphe olanla, olmayanı Müslüman ile münafığı ayırmaktır.
Kalbinde şüphe olanlar, Rabbimizin tarif ettiği bu yolu terk ederek, aklının ermediği imanla çözülecek konuları da gündeme getirerek, Peygamberimizin (sav), ashabının, tabiinin dedikleri aksine, yorumuna girerek, ayaklarının kaydığını görüyoruz.
Aman Allah’ım (cc) ne büyük tehlike.
Bunların derdi, Müslümanca bir hayat için değil, tartışma çıkararak, olmayan yeni bir şey çıkararak gündeme gelme hastalığı, yani ben de varım diyorlar. Bu tartışmanın kazananı şeytandır. Bu tip insanlarda, ben oldum, ben bilirim hastalığı mevcuttur. Günümüz tv kanallarında tartışanların büyük bir bölümü, bu cümledendir. Amaçları, bilmediğini karşısındakine öğretmek veya öğrendiğini ona anlatmak değil, onu mağlup etmek, mahcup etmek. Allah (cc) bu tiplere feraset versin.
Ehli Sünnet Âlimlerimizin baş imamı, İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) hz.leri ( Mekânı cennet olsun. ) oğlu Hammad’a tartışmayı yasaklamış, oğlu sormuş, siz de tartışıyorsunuz, oğluna verdiği cevap, biz bilmediğimizi öğrenmek, bildiğimizi karşımızdakine anlatmak için konuşuyoruz. Siz ise karşınızdakini mağlup etmek için konuşuyorsunuz.
Büyük Allah (cc) dostlarının bize yazdıkları vasiyetlerinde; Hep son an için, korktuklarını ve talebelerinden dua istediklerini bildirmektedir. Kitaplarımızda bunun örnekleri çoktur.
Ruh’ul Beyan tefsirinde İsmail Hakkı Bursevi (ra) hz.leri anlatıyor; Bir abid, 200 yıl yaşadı. ( o zaman insanların ömrü uzundu.) Şeytanı görmek istedi. O’na diyecekti ki, bana zarar veremedin. Nihayet şeytan, bir gün geldi, söyle, beni ne yapacaksın? Geldim. Abid diyeceklerini söyleyince, şeytan, senin 200 yıl daha ömrün var. Abid bir anda, şüpheye düştü ve kendi kendine dedi ki, yüzyıl dünyadan kam alırım, yüzyılda tövbe ederim. O gün manastırdan çıktı, meyhaneye gitti, içki içti, zina etti ve o gece öldü. 200 yıllık ibadetin sonu kötü bitti. Allah (cc) hepimizi kötü sondan korusun. Amin.
Hoşça kalın. Allah’a (cc) Emanet olun.