Ekonomik konular yazı serisi İsraf, Kendimize İhanettir

Nevzat Laleli

Yirminci asrın hastalığı, ekonomide tüketimin teşvik edilmesi ve bol bol israf (savurganlık) yapılmasının temini şeklindedir. Bu hastalık maalesef televizyon ve gazete reklâmlarıyla 21. asra da taşınmış bulunmaktadır. Çalışmadan kazanmak, köşe dönmek, hortumlamak, çalmak, araklamak için akla hayale gelmeyen hileler ve oyunlar yapılmakta, toplumumuz gittikçe daha fakir hale dönüşmektedir.

Piyango bileti, banka çekilişi, bulmaca ve bilmeceler ile zengin olan birisi, 70 milyon insana reklâm edilerek tanıtılmakta, onunla röportajlar yapılarak toplumun her kesimine para kazanmanın bir yolu olarak takdim edilmektedir. Bunu gören insanımız, “madem bu yolla da zengin olunuyormuş o halde ne gerek var çalışmaya, çabalamaya, iş yeri kurmaya, iş yerinde adam çalıştırmaya… Hammadde temin etmek bir dert, eleman çalıştırmak bir dert, bunların vergi ve sigortalarını ödemek bir dert, ürettiğin malı satmak veya ihracat yapmak ayrı birer dert… Bütün bunlarla uğraşmaktansa ben de bir bilet alırım ve ben de köşeyi dönerim” demektedir.
Bir toplumda insanlar arasında artık bunlar konuşulmaya başlanmışsa o toplumun iki yakasının bir araya gelmesi mümkün olmayacaktır.
Şurası kesinlikle unutulmamalıdır ki bir toplumun refahı (zenginliği) o toplumda insanların çalışarak, alın teri ile toplumdaki diğer insanlar lehine bir şeyler üretmeleri veya imalat yapmaları ile mümkündür. Ferdin, ailenin ve devletin bekasının tek yolu budur.
Küresel ekonomik krizin dalga dalga bütün dünyaya dağıldığı böyle bir zamanda eğer yöneticilerimiz krizi önleme adına, çalışan ve üreten reel sektörü değil de faizden para kazanan finans sektörü desteklerlerse, topluma çalışarak üretme tavsiye ve bu yolu teşvik edilmiyorsa kriz en kısa zamanda bütün toplumu saracak ve “sosyal patlamalar” başlayacaktır.
İSRAF (SAVURGANLIK) ÖNLENMELİDİR
İsraf, başkasının kullanımına verilmesi gereken bir ihtiyaç maddesini kendi ihtiyacından fazlasını kullanarak yok etmektir. Böylece toplumda o maddenin yokluğu çekilmeye başlanacak, parası, makamı veya çevresi olanlar o maddeyi bol bol kullanarak toplumda ki bazı insanların kullanamamalarını temin etmiş olacaklardır.
Su, elektrik, doğalgaz, akaryakıt başta olmak üzere bütün temel ihtiyaç maddelerinde israf yapıldığını düşünecek olursak bunlardaki fiyat zammının bir sebebini bulmuş oluruz.
Sizlere israf konusunda internetten gelen bir hikâyeyi aktarmak istiyorum.
Ben henüz beş yaşında iken, Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bu esnada bir tanesi yere düştü. Babaannem eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu.
Çocukluk işte, 'aman babaanne dedim. Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi? ' deyince, Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. 'Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi. 'Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?' Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain'in proposlarini okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım. Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.
Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin, tıraş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm. “Lütfen diyordu, tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.
Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı. İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar, bir haberi duyurur. Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun”
YA JAPONLAR
Atalarımızdan bu konuda birçok örnek vermek mümkündür. Ancak 2. Dünya harbinden mağlup çıkan, iki şehrine Atom bombası atılan, yıllarca harp tazminatı ödemeye mecbur bırakılan günümüz Japonyasından örnek gösterelim.
“Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekâmül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir. Böyleleri ile evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve su andan itibaren der, Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Su üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim. Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder.
Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan boş yere akıtmakta, Gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, Yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım, ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.