Çocuğumuzun davranışlarına hayır yapma, hayır ona dokunma ile sınır koymak yerine, cümleye evet, ya da ben böyle düşünüyorum. Birde şöyle düşünsen diyerek çocuğun ümitlerini ve hayal kırıklığını, yavaşlatıp, öfkesini dindirip, sakinleştirip, onun mantık yürütmesini, iç denetim ve iç kontrol mekanizmasını geliştirmesine yardımcı olmalıyız. Çocuklara hayır deyip kestirip atmaktansa, çocuğun hayallerini ve ümitlerini tamamen yıkmaktansa, asabileştirmeden, sinirlendirmeden, öfkelendirmeden kendinizde öfkelenmeden işi çöze bilirsiniz. Çocuk emeklemeye başladıktan sonra her yeri karıştırırlar. Buldukları cisimleri ağzına götürürler. Ebeveyn bunu izlemelidir. Genelde madeni parayı ağzına alırlar. ‘Hayır yapma diyerek’ yüksek sesle bağırmak yerine ‘Evet sen onu ağzına aldın ama o ağza alınmaz, yenmez’.Diyerek açıklama yapmalıdır. Ben kendim olaylara şöyle bakarım kendi hayatıma zaman tüneli gibi çocukluğuma uzanırım. Çocukluğumda bana yapılan katı, asılsız eğitim değeri olmayan kuralları önüme dökerim, yada empati kurarım çocuğun yerine kendimi koyarım, düşünürüm. Çocuklara karşı böyle davranış geliştiririm, hem olumsuz hareketlerini önler, hem de duygularına hitap eder, olumlu davranışa dönüştürürüm. Beni parka götür diye ardınızdan ağlayan çocuğunuza. ‘Evet, seninle parka giderdik. Ama şu anda işe gitmem gerekir’. Deyip dört, beş yaşındaki çocuğumuza açıklama yapa biliriz. Üç dört yaşında olan çocuğumuz oyuncaklarını kırar döker ‘Hayır kırma diyeceğine,’ Anlaşıldı sen oyuncaklarla oynamaktan sıkıldın’. ‘Oyuncaklarını kırmayı bırak. Yarın yine onlarla oynarsın, bırak. ‘Haydi, birazda parkta dolaşalım’ dene bilir. ‘Hayır, bunu yapma’ diyerek hareketlerini önlemiş olmak, önemli değil, evet deyip açıklama yaparak çocuğumuza sabırlı davranarak, onun düşünmesini sağlayıp, duygularına hitap edip, ona davranış kazandırmaktır. Çocuğu seni anladığımızı, onun duygu ve düşüncelerine değer verdiğimizi, onu önemsediğimizi, ona saygı duyduğumuzu belirtmiş oluruz. Çocuk oyuncaklarıyla oynuyor siz oradan ‘Hayır, şöyle takacaksın, hayır şu parça şöyle olacak’ çocuğun her şeyine müdahale ederek aptal yerine koymaya gerek yoktur. Çocuk size yardım sinyali gönderirse, yardım edersiniz. Üç dört yaşarlında çocuk parkta ve kapının önünde kum havuzu ve kaykayda oynamaktadır. Anne ‘haydi eve’ dedikçe çocuk ‘hayır gitmiyorum’ demektedir. Anne ‘haydi gidiyoruz’ dedikçe çocuk sinirlenmekte ve yaygara koparıp ağlamaktadır. İnatlaşmaktadır. Anne ‘haydi gidelim’ diyeceğine ‘oyunu çok seviyorsun biliyorum eve gitmek istemiyorsun ama gitmeliyim ablan, ağabeyin okuldan gelecek yarın yine geliriz’. Diye söylediğimizde çocuk düşünecek, mantık yürütecek ısrarcı olmaktan beklide vazgeçecektir. İç kontrolü sonucu gitmeye karar verecektir.
Çocuk dünyasını hayır ile karmaşık hale getiriyoruz. Hayır, sözcüğü ile çocuğun kendine hedef aldığı alanı yasaklayıp, onun kullanım hakkını kısıtlama, yasaklama, paylaşımını engelleyerek, çocuğu savunmaya geçirerek, yaygara, çıkardığını boş yere sinirlendirildiğinin fakına bile varamıyoruz. Sonra çocuğumuzun huysuzluğu üstünde diyoruz. Çocuk için ebeveynin söylediği olumsuz hayırlar. Çocuğun öfkesini arttıracaktır.. Ebeveyn ne zaman hayır, ne zaman evet demeyi düşüneceğine; hayır sözünü kullanmasa daha iyi olur. Hayır, sözünün sonucundaki sebepleri ebeveyn söylemediği için, çocuk niye hayır, niçin hayır dendiğini düşünüp duracaktır. Evet deyip açıklama yaparak. Çocuk söylenenlere uymasa dahi çocuk kendi en azından doğru davranış şeklini öğrenecek ve doğru davranış şekli kazanacaktır. ‘Baba maça götür pazar günü’ diyen bir çocuğa’ evet maça götürürdüm ama bahçeyi çapalamamız gerekir yoksa fideleri ot kurutur’. Açıklamasını yapmamız gerekir. Çünkü çocuğun, ne zaman hayır ne zaman evet diyeceğiz diye düşünmektense ona evet ile hayır demenin yolunu evet diyerek açıklarsak çocuk bize daha olumlu tepki verecektir. Bana kalırsa literatür den hayır kelimesinin olmaz manasını, çocuklarımıza karşı kullanırken çıkarıp niye hayır dediğimizi, evet ile açıklayarak cevap verebiliriz.
Çocuk on beş aylık ve ileri dönemde olduğu zaman, evi kendine araştırma laboratuarı haline getirir. Çocuk evde bulduğu eşyaları tanımak onun için bir hedeftir. Eşyanın yanına gidene kadar kendi hedefine ulaşmış, ter dökmüş. Mücadele etmiş bir enerji harcamış, eşyayı yakalamış, ona sahip olmakla mutluluğu yakalamıştır. Çocuk abisinin ya da ablasının kitabını çantasından uğraşarak güç bela çantadan çıkarmış. Ebeveyn ona’ hayır dokunma bırak kitabı yırtarsın’ diye haykıracağına ‘Bu ağabeyinin kitabı’ demeden. ‘Sen almışsın bu kitabı ama kitabın yeri çantadır şimdilik’. Deyip. Haydi, yerine çantaya bırakalım bu kitabı demeliyiz. Kitabı elinden almalı ‘bu ağabeyinin niye aldın, yırtacaksın çabuk bırak, onu hemen bana ver’. ‘Ağabeyin görürse sana kızar’. Çocuğun sahiplik hakkını elinden alarak bu ağabeyinin dersen her eşyayı aldığında, bu babanın kalemi, annenin çantası, ablanın defteri dendiğinde ‘Çocuk burada benim hiçbir şeyim yok mu?’ Diyecek. Zamanla çocuk bu evde benim yerim yok diye düşünmeye başlayacaktır. Hayır, ‘ona dokunma bırak diyeceğine’ ‘Evet sen onu almışsın ama yavrum, kuzum bu vazonun yeri vitrindir. Haydi, aldığın vazoyu vitrine beraber bırakalım’ demeliyiz. Çocukta mülkiyet duygusu çok önemlidir çocuk kendini dışlanmış. Benim bu evde hiçbir şeyim yok diyerek düşünürse ebeveyn ile arası gittikçe açılacaktır. Mülkiyet hakkı çiğnenen çocuk belki unutur gibi görünse de unutmayıp ileriki yaşlarında hatırlayacaktır. Unutur gibi görünse de unutmaz. Katı ve asılsız ebeveyn kuralı çocuğa açıklanmayan katı kurallar, ebeveynin benin dediğim olur. Bana çocuk itaat etmek zorunda diyen, ebeveyn kaybetmek zorunda kalır. Tehdit ve katı ebeveyn kuralları kısa ve uzun vadede ebeveyn ve çocuğun arasının açılmasına yol açar. Bur da bir anekdot anlatayım.
Bir gün iki arkadaş konuşuyorlar biri diğerine dedi ki;
—Babanın, arabası tamirdeymiş. Senin arabanı istemiş. Arabanı vermemişsin. Benim arabayı aldı gitti. Baban sana çok kızıyordu.
—Vermem abi dedi.
İstemeyerek bende söze karıştım;
—Niye vermen babana arabayı?
—Siz babamı tanımazsın tanısanız böyle konuşmadınız, dedi. Babam televizyon almıştı. Ben beş altı yaşlarındaydım. Yıllarca televizyon bozulur, diye kesinlikle kumandayı bize vermedi. Ne kadar haber kanalı var. Gezer dururdu. Bize bir şey seyrettirmezdi. Kendi seyreder, televizyonu kapatır, kumandayı alır, diğer odaya giderdi. Evdeki hiçbir eşyaya bizim diyemezdik. Bende şimdi arabayı veremem dedi.
Burada da görüldüğü gibi ev eşyalarına dokunamazsın, denilen mülkiyet duygusunun çocuğa verdiği zarar. Yıllar sonra yine ortaya çıkmaktadır. Ve baba yanlış davranışla sevgisini red edilme duygusunu, kendi çocuğuna kendi davranışlarıyla kazandırmıştır. Çocukla ebeveyn arasında ipler tamamen kopmuştur. Sebebi açıklanmadan konmuş asılsız katı kurallardır. Asılsız, açıklanmadan konan katı kurallar çocuk ile ebeveyn arasını açar. Çocuklarının ne olacağına kafa yorduğumuz kadar. Nasıl olacağına da kafa yormalıyız. Biz çocuklarımızın sadece dünyasını düşünmek değil, iki dünyasını da düşünerek eğitmek ve yetiştirmek zorundayız. Bütün insanlığı seven, Allah’ın kendinden razı olduğu bir kul olarak yetiştirmek zorundayız. Çünkü bizim ebeveyn olarak birinci vazifemiz budur.
Çocuk dünyasını hayır ile karmaşık hale getiriyoruz. Hayır, sözcüğü ile çocuğun kendine hedef aldığı alanı yasaklayıp, onun kullanım hakkını kısıtlama, yasaklama, paylaşımını engelleyerek, çocuğu savunmaya geçirerek, yaygara, çıkardığını boş yere sinirlendirildiğinin fakına bile varamıyoruz. Sonra çocuğumuzun huysuzluğu üstünde diyoruz. Çocuk için ebeveynin söylediği olumsuz hayırlar. Çocuğun öfkesini arttıracaktır.. Ebeveyn ne zaman hayır, ne zaman evet demeyi düşüneceğine; hayır sözünü kullanmasa daha iyi olur. Hayır, sözünün sonucundaki sebepleri ebeveyn söylemediği için, çocuk niye hayır, niçin hayır dendiğini düşünüp duracaktır. Evet deyip açıklama yaparak. Çocuk söylenenlere uymasa dahi çocuk kendi en azından doğru davranış şeklini öğrenecek ve doğru davranış şekli kazanacaktır. ‘Baba maça götür pazar günü’ diyen bir çocuğa’ evet maça götürürdüm ama bahçeyi çapalamamız gerekir yoksa fideleri ot kurutur’. Açıklamasını yapmamız gerekir. Çünkü çocuğun, ne zaman hayır ne zaman evet diyeceğiz diye düşünmektense ona evet ile hayır demenin yolunu evet diyerek açıklarsak çocuk bize daha olumlu tepki verecektir. Bana kalırsa literatür den hayır kelimesinin olmaz manasını, çocuklarımıza karşı kullanırken çıkarıp niye hayır dediğimizi, evet ile açıklayarak cevap verebiliriz.
Çocuk on beş aylık ve ileri dönemde olduğu zaman, evi kendine araştırma laboratuarı haline getirir. Çocuk evde bulduğu eşyaları tanımak onun için bir hedeftir. Eşyanın yanına gidene kadar kendi hedefine ulaşmış, ter dökmüş. Mücadele etmiş bir enerji harcamış, eşyayı yakalamış, ona sahip olmakla mutluluğu yakalamıştır. Çocuk abisinin ya da ablasının kitabını çantasından uğraşarak güç bela çantadan çıkarmış. Ebeveyn ona’ hayır dokunma bırak kitabı yırtarsın’ diye haykıracağına ‘Bu ağabeyinin kitabı’ demeden. ‘Sen almışsın bu kitabı ama kitabın yeri çantadır şimdilik’. Deyip. Haydi, yerine çantaya bırakalım bu kitabı demeliyiz. Kitabı elinden almalı ‘bu ağabeyinin niye aldın, yırtacaksın çabuk bırak, onu hemen bana ver’. ‘Ağabeyin görürse sana kızar’. Çocuğun sahiplik hakkını elinden alarak bu ağabeyinin dersen her eşyayı aldığında, bu babanın kalemi, annenin çantası, ablanın defteri dendiğinde ‘Çocuk burada benim hiçbir şeyim yok mu?’ Diyecek. Zamanla çocuk bu evde benim yerim yok diye düşünmeye başlayacaktır. Hayır, ‘ona dokunma bırak diyeceğine’ ‘Evet sen onu almışsın ama yavrum, kuzum bu vazonun yeri vitrindir. Haydi, aldığın vazoyu vitrine beraber bırakalım’ demeliyiz. Çocukta mülkiyet duygusu çok önemlidir çocuk kendini dışlanmış. Benim bu evde hiçbir şeyim yok diyerek düşünürse ebeveyn ile arası gittikçe açılacaktır. Mülkiyet hakkı çiğnenen çocuk belki unutur gibi görünse de unutmayıp ileriki yaşlarında hatırlayacaktır. Unutur gibi görünse de unutmaz. Katı ve asılsız ebeveyn kuralı çocuğa açıklanmayan katı kurallar, ebeveynin benin dediğim olur. Bana çocuk itaat etmek zorunda diyen, ebeveyn kaybetmek zorunda kalır. Tehdit ve katı ebeveyn kuralları kısa ve uzun vadede ebeveyn ve çocuğun arasının açılmasına yol açar. Bur da bir anekdot anlatayım.
Bir gün iki arkadaş konuşuyorlar biri diğerine dedi ki;
—Babanın, arabası tamirdeymiş. Senin arabanı istemiş. Arabanı vermemişsin. Benim arabayı aldı gitti. Baban sana çok kızıyordu.
—Vermem abi dedi.
İstemeyerek bende söze karıştım;
—Niye vermen babana arabayı?
—Siz babamı tanımazsın tanısanız böyle konuşmadınız, dedi. Babam televizyon almıştı. Ben beş altı yaşlarındaydım. Yıllarca televizyon bozulur, diye kesinlikle kumandayı bize vermedi. Ne kadar haber kanalı var. Gezer dururdu. Bize bir şey seyrettirmezdi. Kendi seyreder, televizyonu kapatır, kumandayı alır, diğer odaya giderdi. Evdeki hiçbir eşyaya bizim diyemezdik. Bende şimdi arabayı veremem dedi.
Burada da görüldüğü gibi ev eşyalarına dokunamazsın, denilen mülkiyet duygusunun çocuğa verdiği zarar. Yıllar sonra yine ortaya çıkmaktadır. Ve baba yanlış davranışla sevgisini red edilme duygusunu, kendi çocuğuna kendi davranışlarıyla kazandırmıştır. Çocukla ebeveyn arasında ipler tamamen kopmuştur. Sebebi açıklanmadan konmuş asılsız katı kurallardır. Asılsız, açıklanmadan konan katı kurallar çocuk ile ebeveyn arasını açar. Çocuklarının ne olacağına kafa yorduğumuz kadar. Nasıl olacağına da kafa yormalıyız. Biz çocuklarımızın sadece dünyasını düşünmek değil, iki dünyasını da düşünerek eğitmek ve yetiştirmek zorundayız. Bütün insanlığı seven, Allah’ın kendinden razı olduğu bir kul olarak yetiştirmek zorundayız. Çünkü bizim ebeveyn olarak birinci vazifemiz budur.