Bizim eğitim sistemimizde bir eksiklik veya bir çarpıklık var, ama ne ve nasıl?
Eğer bu eksikliği veya çarpıklığı bilen ve sebebini tespit eden varsa söylesin de biz de anlayalım ve rahatlayalım.
Eğitim sistemimizde bir eksikliğin veya çarpıklığın olduğunu nereden çıkarıyorsun veya nasıl anlıyorsun diye sorarsanız işte cevabım:
Yetiştirdiklerimizin yani eğitimden geçirdiklerimizin bazılarının yaptıkları işlere ve hizmetlere bakarak anlıyorum.
Biz, gençlerimizi, hırsızlık ve kap kaççılık yapsınlar, yol kessinler, alkolik olsunlar, uyuşturucu (her çeşidi) kullansınlar, evden kaçsınlar, sevgili paylaşma kavgasında birbirlerini bıçaklasınlar, dağa çıksınlar, komşunun tavuğuna taş atsınlar, ırz ve namusa zarar versinler, devletin malına hor baksınlar... diye mi okutuyoruz?
Aslında bütün bunları yapmak için de okumaya ve diplomaya ihtiyaç yok. Eskilerin cahil, şimdikilerin ise diplomasız dedikleri insanlara bu işler daha iyi yakışır. Yakışıyor ki yapıyorlar ve kız erkek farkı gözetilmeden kısa zamanda suç işleme çeteleri kuruyorlar. Sahipsiz eğitim kurumları gençlerin rastgele toplandıkları yerler haline geldiği için fazla eleman bulma zahmetine katlanmadan ve yokluğu çekmeden hemen teşkilat ortaya çıkıveriyor.
Eğitim sistemimizde bir eksiklik veya çarpıklık var ki, bu arada diplomalı suç işleyenler ve kanunsuz iş yapanlar çoğaldıkça çoğalıyor ve kolay organize oluyorlar. Kafası çalışan (okuyup yazmaları olduğu için) suçlular, suç işlemeyi ferdilikten kurtarıp çeteleşmeye yönelttiler.
Aman çeteleri ve organize suç örgütlerini küçümsemeyin ve hafife almayın. Aksi takdirde mahcup olursunuz. Çetelerin listesinde kimler yok ki: polis şefleri, emekli subaylar, bürokratlar, banka ve okul müdürleri, gümrük memurları, muhtarlar, öğretmenler... Bunların hepsi ciddî ve gözde meslekler. Meslek mensuplarının tamamı tabii ki böyle değil. Kendini bilmez bazıları. Tamamını böyle göstermek çok büyük haksızlık ve isabetsizlik olur. Ne yazık ki bu mesleklerden birinde görev alabilmek için diploma gerekiyor, hem de yüksek okul diploması. Bizim eğitim sistemimizde yer alan kurumların verdiği diplomalar, sahiplerine suç örgütü oluşturmak veya oluşturulan suç örgütlerine girebilmek için kolaylık sağlıyor. Elbette kurumlarımız eğitim belgelerini suç örgütü kursunlar diye vermiyor.
Suç örgütlerine diplomalı elemanlar alınmaya başlayınca her meslek dalından parlak ve başarılı (!) örgütler ortaya çıkmaya başladı. Suç örgütlerini teşkil edenlerin eğitim ve öğretim seviyeleri yükseldikçe ve sayıları arttıkça; suçlu, çete elemanı olduğu ve kaldığı sürece işlemiş olduğu suçtan sorgulanamaz diye bir de dokunmazlık getirilirse hiç şaşmayalım. Ne yazık ki bu feci gidiş ve ha bire çoğalış onu gösteriyor.
Bir eksiği bulunduğu kesin olan eğitim sistemimizin yetiştirdiği gençlerin suç çetelerinde hemen iş buldukları felâketini göreceğimiz yerde, biz meslek okulları mezunları üniversiteye rahat girebilsinler mi giremesinler mi, katsayı engeli kalksın mı kalkmasın mı onun tartışmasını yapıyoruz. Ah yapsak yapamıyoruz da veya yaptırmıyorlar da. Devamlı: “ Sakın fırsat vermeyin ve gafil davranmayın. O meslek okulları mezunlarının içerisinde İmam-Hatip Lisesi mezunları da var. İmam-Hatip Lisesi mezunları ilâhiyatın dışında üniversitenin diğer dallarına bir fırsatını bulup giriverirlerse bu memleket ne hale gelir.” tembihinde bulunuyorlar. En azından o zaman suç çeteleri okumuş eleman bulmakta zorlanırlar şeklinde düşünmüyorlar.
Eğitim sistemimizdeki eksiklik giderilmeli ve yanlışlar düzeltilmeli. İmam-Hatip Lisesi mezunları üniversitenin her dalına rahatça ve hattâ kızlarımız baş örtüleriyle girebilmeli.
Üniversiteye giriş sınavının birinci aşamasında garip bir olay oldu. Sınava girmek için kapıya gelen bir kızımız, başı kapalı olduğu için görevli tarafından içeriye alınmadı. Halbuki baş örtüsünün altında kopya çekmek için not falanda yoktu. Herkes gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kızcağız, sınava girebilmek için baş örtüsünü çıkarıp yerine peruk taktı. Ve öyle girmek istedi. Kapıda bekleyen ve bir okulun müdürü olduğunu söyleyen görevli peruklu olduğunu fark ederek kızımızı yine sınav salonuna almadı. Halbuki peruk saçlarından daha güzel görünüyordu. Görevli bu çarpık davranışı: “Başına elimi attıydım peruk elime geliverdi, işte peruk kimi kandırıyorsun.” dedim ve içeri almadım diye sırıtarak anlatıyordu.
Eğitim sistemimiz, eksiğini kapatmamak, çarpıklığını gidermemek ve yanlış taraflarını düzeltmemek için bekçilerini de bulmuş. Halbuki o anda üniversite sınavlarına giren hanımların bir çoğunun başında peruk vardı. Onlar makyaj gereği güzel görünmek için aksesuar olarak takıyorlardı. Onlara kimse bir şey demiyor -içeriye alınmayan kızımız ise kendi saçlarını kapatmak için takıyor- Kapıdaki uyanık görevli bu inceliği ve niyeti fark ediyor, vicdanı da el verdiği için kızımıza müdahale ediyor. Tamda Avrupa Birliğine gireceğimiz sırada olacak iş mi bu.
Dünyanın neresinde böyle bir şey görülmüş. Herkes kafanın içindekilerle meşgul. Kafanın dışı ve şekli kimseyi ilgilendirmiyor. Üniversiteye girmek ve okumak isteyen kadın-erkek insanlarımıza yardımcı olmak ve yol göstermek bizim görevimiz değil mi? İlim yolcularına: “Hayır, olmaz, üniversiteye giremezsin diyen bir başka ülke var mı?”
Ülkemizde önce bu meselenin halli gerekir. Kim halledecekse.
Eğer bu eksikliği veya çarpıklığı bilen ve sebebini tespit eden varsa söylesin de biz de anlayalım ve rahatlayalım.
Eğitim sistemimizde bir eksikliğin veya çarpıklığın olduğunu nereden çıkarıyorsun veya nasıl anlıyorsun diye sorarsanız işte cevabım:
Yetiştirdiklerimizin yani eğitimden geçirdiklerimizin bazılarının yaptıkları işlere ve hizmetlere bakarak anlıyorum.
Biz, gençlerimizi, hırsızlık ve kap kaççılık yapsınlar, yol kessinler, alkolik olsunlar, uyuşturucu (her çeşidi) kullansınlar, evden kaçsınlar, sevgili paylaşma kavgasında birbirlerini bıçaklasınlar, dağa çıksınlar, komşunun tavuğuna taş atsınlar, ırz ve namusa zarar versinler, devletin malına hor baksınlar... diye mi okutuyoruz?
Aslında bütün bunları yapmak için de okumaya ve diplomaya ihtiyaç yok. Eskilerin cahil, şimdikilerin ise diplomasız dedikleri insanlara bu işler daha iyi yakışır. Yakışıyor ki yapıyorlar ve kız erkek farkı gözetilmeden kısa zamanda suç işleme çeteleri kuruyorlar. Sahipsiz eğitim kurumları gençlerin rastgele toplandıkları yerler haline geldiği için fazla eleman bulma zahmetine katlanmadan ve yokluğu çekmeden hemen teşkilat ortaya çıkıveriyor.
Eğitim sistemimizde bir eksiklik veya çarpıklık var ki, bu arada diplomalı suç işleyenler ve kanunsuz iş yapanlar çoğaldıkça çoğalıyor ve kolay organize oluyorlar. Kafası çalışan (okuyup yazmaları olduğu için) suçlular, suç işlemeyi ferdilikten kurtarıp çeteleşmeye yönelttiler.
Aman çeteleri ve organize suç örgütlerini küçümsemeyin ve hafife almayın. Aksi takdirde mahcup olursunuz. Çetelerin listesinde kimler yok ki: polis şefleri, emekli subaylar, bürokratlar, banka ve okul müdürleri, gümrük memurları, muhtarlar, öğretmenler... Bunların hepsi ciddî ve gözde meslekler. Meslek mensuplarının tamamı tabii ki böyle değil. Kendini bilmez bazıları. Tamamını böyle göstermek çok büyük haksızlık ve isabetsizlik olur. Ne yazık ki bu mesleklerden birinde görev alabilmek için diploma gerekiyor, hem de yüksek okul diploması. Bizim eğitim sistemimizde yer alan kurumların verdiği diplomalar, sahiplerine suç örgütü oluşturmak veya oluşturulan suç örgütlerine girebilmek için kolaylık sağlıyor. Elbette kurumlarımız eğitim belgelerini suç örgütü kursunlar diye vermiyor.
Suç örgütlerine diplomalı elemanlar alınmaya başlayınca her meslek dalından parlak ve başarılı (!) örgütler ortaya çıkmaya başladı. Suç örgütlerini teşkil edenlerin eğitim ve öğretim seviyeleri yükseldikçe ve sayıları arttıkça; suçlu, çete elemanı olduğu ve kaldığı sürece işlemiş olduğu suçtan sorgulanamaz diye bir de dokunmazlık getirilirse hiç şaşmayalım. Ne yazık ki bu feci gidiş ve ha bire çoğalış onu gösteriyor.
Bir eksiği bulunduğu kesin olan eğitim sistemimizin yetiştirdiği gençlerin suç çetelerinde hemen iş buldukları felâketini göreceğimiz yerde, biz meslek okulları mezunları üniversiteye rahat girebilsinler mi giremesinler mi, katsayı engeli kalksın mı kalkmasın mı onun tartışmasını yapıyoruz. Ah yapsak yapamıyoruz da veya yaptırmıyorlar da. Devamlı: “ Sakın fırsat vermeyin ve gafil davranmayın. O meslek okulları mezunlarının içerisinde İmam-Hatip Lisesi mezunları da var. İmam-Hatip Lisesi mezunları ilâhiyatın dışında üniversitenin diğer dallarına bir fırsatını bulup giriverirlerse bu memleket ne hale gelir.” tembihinde bulunuyorlar. En azından o zaman suç çeteleri okumuş eleman bulmakta zorlanırlar şeklinde düşünmüyorlar.
Eğitim sistemimizdeki eksiklik giderilmeli ve yanlışlar düzeltilmeli. İmam-Hatip Lisesi mezunları üniversitenin her dalına rahatça ve hattâ kızlarımız baş örtüleriyle girebilmeli.
Üniversiteye giriş sınavının birinci aşamasında garip bir olay oldu. Sınava girmek için kapıya gelen bir kızımız, başı kapalı olduğu için görevli tarafından içeriye alınmadı. Halbuki baş örtüsünün altında kopya çekmek için not falanda yoktu. Herkes gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kızcağız, sınava girebilmek için baş örtüsünü çıkarıp yerine peruk taktı. Ve öyle girmek istedi. Kapıda bekleyen ve bir okulun müdürü olduğunu söyleyen görevli peruklu olduğunu fark ederek kızımızı yine sınav salonuna almadı. Halbuki peruk saçlarından daha güzel görünüyordu. Görevli bu çarpık davranışı: “Başına elimi attıydım peruk elime geliverdi, işte peruk kimi kandırıyorsun.” dedim ve içeri almadım diye sırıtarak anlatıyordu.
Eğitim sistemimiz, eksiğini kapatmamak, çarpıklığını gidermemek ve yanlış taraflarını düzeltmemek için bekçilerini de bulmuş. Halbuki o anda üniversite sınavlarına giren hanımların bir çoğunun başında peruk vardı. Onlar makyaj gereği güzel görünmek için aksesuar olarak takıyorlardı. Onlara kimse bir şey demiyor -içeriye alınmayan kızımız ise kendi saçlarını kapatmak için takıyor- Kapıdaki uyanık görevli bu inceliği ve niyeti fark ediyor, vicdanı da el verdiği için kızımıza müdahale ediyor. Tamda Avrupa Birliğine gireceğimiz sırada olacak iş mi bu.
Dünyanın neresinde böyle bir şey görülmüş. Herkes kafanın içindekilerle meşgul. Kafanın dışı ve şekli kimseyi ilgilendirmiyor. Üniversiteye girmek ve okumak isteyen kadın-erkek insanlarımıza yardımcı olmak ve yol göstermek bizim görevimiz değil mi? İlim yolcularına: “Hayır, olmaz, üniversiteye giremezsin diyen bir başka ülke var mı?”
Ülkemizde önce bu meselenin halli gerekir. Kim halledecekse.