Hz. İsa’nın doğumunun üzerinden 571 yıl geçmiş. Nerdeyse altı asra yakın bir süre içerisinde yeryüzüne yeni bir peygamber gönderilmemiştir. Hz. İsa’ya sağlığında 12 havariden başka inanan da olmamıştır. Buna rağmen Hz. İsa’nın tebliğ ettiği dine karşı çıkanların sayısı, inananlardan çok fazla olmuştur. Hz. İsa’nın mucize olarak ölüleri diriltmiş, hak peygamber olduğuna dair inandırıcı deliller göstermiş olması bile, maalesef neticeyi değiştirmemiştir,
O çağda dünya böylesine nasipsiz, ruhsuz ve maneviyatsız kapkaranlık bir dönem yaşamıştır. Hz. İsa’nın tebliğ ettiği Hıristiyanlık, fazla yayılmamış, hak din inancını benimseyenlerde bir artış olmamıştır. İncili tahrif ederek. Tevhit akîdesinin yerine, teslis akîdesini koyarak temeli vahye dayalı olmayan bir inancı temsil edenlerin sayısı hızla artmıştır. Çok tanrıcılık veya putperestlik, nefse hoş gelmesi sebebiyle kısa zamanda din haline gelmiştir.
Bu menfi ve maddî gelişmelere rağmen dünyanın, yeni bir peygamber veya yeni bir kurtarıcı beklediği, hattâ istediği henüz hissedilmiyordu. Küfür ve şirk, baskı ve zulüm, cehâlet ve dalâlet insanlığın ufkunu karartmış, görüş ve düşüncesini daraltmış, ortaçağ karanlığı ilmi baskı altına almıştı. Tabiî ki Arabistan’da dünyanın bu gidişâtına ayak uydurmuş ve Allah’a ibâdet amacıyla inşâ edilen Kâbe’nin içerisini bile putlarla doldurmuştu. Kâbe’deki putlar yetmiyormuş gibi, ayrıca her ailenin evinde tapındıkları putlar vardı.
İşte Peygamberimiz, böyle bir ortamda Mekke’de dünyaya geldi. Sevgili Peygamberimiz, itibârlı bir topluluk olan Kureyş Kabilesinin Hâşimiler kolundandı. Babası; Abdullah, annesi; Amine. Baba dedesi; Abdül Müttalip, anne dedesi; Vehp, Süt annesi; Halime.
Peygamberimiz, doğumundan iki ay önce babasını, altı yaşında iken annesini ve sekiz yaşında iken de dedesini kaybetmiştir. Gençliğini amcası Ebu Talip’in himayesinde geçirdi. Gençlik yıllarında toplumun sevgisini ve takdirini kazanmış ve halk arasında Muhammed’ül Emin diye anılmaya ve anlatılmaya başlamıştı. Genç yaşta Mekke’nin ileri gelen kadınlarından Hz. Hatice (R. Anha) ile evlenmiş ve 40 yaşında iken de Allah (cc.) tarafından kendisine peygamberlik verilmiştir. M. 622 yılında doğup büyüdüğü Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalmıştır. 63 yaşında Medine’de vefat etmiştir ve kabr-i saadetleri Medine’de bulunmaktadır.
Hz. Muhammed (S.A.S.) in peygamberlik dönemi 23 yıldır. Peygamberlik döneminin 13 yılı Mekke’de, 10 yılı da Medine’de geçmiştir. Bu 23 yıl gibi kısa zamanda insanlık, büyük hizmetlere ve sayılamayacak nimetlere kavuşmuştur. Bu zaman içerisinde Peygamber Efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret etmiş, Bedir, Uhut, Hendek savaşlarını yapmış, Hayber kalesi düşmüş, Mekke fethedilmiş, Tebuk ve Mute seferleri düzenlenmiştir. Allah’ın Resulü, Arafat Meydanında yüz binlere hitap etmiş ve insanlığa son mesajını vermiştir.
Sevgili Peygamberimiz çocukluk ve gençlik dönemlerinde putlara tapmamış ve o tarz bir ibâdet ve kulluk anlayışına aklı yatmamıştır. Zaten Peygamber Efendimiz ve yakınları Hanif dininden idiler. Hanif dininden olanlar, putlara tapmazlar ve ataları İbrahim Aleyhisselâmın şeriatı üzere amel ederlerdi. Abdül Muttalip’in torunu ve Abdullah’ın oğlu Hz. Muhammed ( S.A.S.) e, peygamberlik görevi Allah tarafından verilmeden önce dünyanın halinden yukarda kısaca bahsetmiştim. Putperestliğin yanı sıra, belki de onun tabiî uzantısı olarak kadınlar esir pazarlarında bir meta gibi alınıp satılıyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, çölde kervanlar yağmalanıyor ve insanlar öldürülüyor, putlara insanlar kurban ediliyor, hak, hukuk, adalet, hürriyet, namus gibi kavramlar hiçe sayılıyor, dev tapınaklar ve korkunç kaleler insanlara sırtlarında taş taşıtarak inşa ediliyordu.
Peygamber Efendimizin aşağıdaki buyrukları, bütün bunlara son verileceğinin ve insana ırkı, cinsi, dini, tabiiyeti ve rengi ne olursa olsun değer verileceğinin ve eşit davranılacağının bir işareti idi; Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Mü’minler, bu gününüz nasıl mukaddes bir gün ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübârek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız öyle mukaddes ve her türlü tecâvüzden korunmuştur.”
“Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bu günkü her hal ve hareketinizden mutlaka sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de bir birinizin başını vurmayınız.”
“Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları tanrı emaneti olarak aldınız, onların iffetlerini ve namuslarını Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.” (Vedâ Hutbesi)
Resul-i Ekrem (S.A.S.) ile Allah tarafından önce gönderilen peygamberler arasında önemli farklar vardır:
Nuh Peygamber kavmini Tufan felâketinden, Musa Aleyhisselâm kavmini Firavunun zulmünden korudu, İbrahim Aleyhisselâm Nemrutun zulmüne karşı çıktı. İsa Aleyhisselâm kavmine ahlâkî öğütler verdi. Hz. Muhammed (S.A.S.) ise, yalnız kavmini değil bütün insanları ve insanlığı kurtarmak, korumak ve yer yüzünden top yekun zulmü kaldırmak için mücadele etti. Dalâletin yerine hidâyeti, cehaletin yerine ilmi, zulmün yerine merhameti, haksızlığın yerine adaleti ve esaretin yerine hürriyeti hakim kılmak için mücadele etti. Onun içindir ki İslâm dini, evrensel bir dindir.
Sevgili Peygamberimizin de diğer peygamberler gibi mucizeleri vardır. Efendimizin en büyük mucizesi ve en büyük emaneti Kur’an-ı Kerimdir. Kim ki Kur’an-ı Kerime sarılırsa dünya ve ahiret kurtuluş yolunu bulmuş ve ebedî mutluluğa kavuşmuş olur.
Peygamber Efendimiz, Allah (cc)’ın insanlara gönderdiği en büyük nimet ve en kutsal emanettir. O’na inanmak ve O’na ümmet olmak, O’nun dinine sahip çıkmak bizim için en kutsal görev ve en büyük şereftir.
Allah (c.c) bizleri O’nun yolundan ayırmasın ve şefaatinden mahrum etmesin!