Fon krizi kamuoyunun gündeminden düşmüyor. İktidarın gündemi başka tartışmalarla değiştirme çabalarına rağmen, bu kez sorular yalnızca muhalefetten gelmiyor.
AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram'ın açıklamaları da olayın boyutunu gösterdi.
Bayram'ın sözleri oldukça çarpıcı:
“Adalet hepimize lazım. Ben yaptıysam bana da gereğini yapın.”
“Ucu kime dokunacaksa dokunsun, temizlensin.”
“Toplumda infial var. Korkudan konuşamıyorlar.”
Ve daha da dikkat çekeni:
“Olay çok büyük. Ekonomiye zararı 100 milyar dolar. Borsa tepetaklak.”
Elbette 100 milyar dolarlık ekonomik zarar iddiasının ayrıca ekonomik verilerle ortaya konulması gerekir. Ancak böyle bir sözün, iktidar partisinin bir milletvekili tarafından söylenmiş olması bile başlı başına önemlidir.
Çünkü artık konuşmamız gereken sadece fonun kendisi değil; hukuk, denetim ve siyasi sorumluluk meselesidir.
Kamuoyuna yansıyan iddialara göre 163 milyon TL yatırılıp 2 milyar 170 milyon TL çekildiği ileri sürülüyor.
Eski parayla söyleyelim:
2 katrilyon 170 trilyon lira.
Ama asıl soru bu rakamın büyüklüğünden bile daha önemli:
Bu 163 milyon lira nereden geldi?
Nasıl kazanıldı?
Bu işlemler nasıl gerçekleşti?
Kimler biliyordu?
Kimler denetledi?
Ve varsa olağan dışı para hareketlerinden kimler, ne zaman haberdar oldu?
Mesele sadece paranın miktarı değil; kaynağı, nasıl kazanıldığı ve bu işlemlerin nasıl gerçekleştiğidir.
Üstelik soruşturmada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın oğlu Mustafa Yazıcı'nın da adı geçti. Hakkında malvarlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir talep edildi, daha sonra bu tedbir kaldırıldı ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulandı.
Burada da aynı şeyi söylemek gerekiyor: Kimse soruşturma sonucunu beklemeden suçlu ilan edilmemeli. Masumiyet karinesi herkes için geçerli. Ama konu kim olursa olsun, bütün iddialar aynı ciddiyetle araştırılmalı.
Çünkü asıl mesele biraz da adaletin nasıl uygulandığı.
Muhalif bir isim hakkında benzer büyüklükte bir ekonomik iddia ortaya çıktığında gördüğümüz gözaltılar, soruşturmalar, savcılık süreçleri ve günlerce süren tartışmaların aynısını burada da görmek gerekir mi?..
Elbette kimse soruşturma yapılmadan suçlu ilan edilmemeli.
Ama hukuk da herkes için aynı olmalı.
Serkan Bayram'ın “Partimiz gerçek anlamda aklansın” sözü tam da burada önem kazanıyor.
Aklanmanın yolu soruları susturmak değil, soruların cevabını vermektir.
Çünkü milletin devletten beklediği şey çok basit:
Kim suçluysa hesabını versin.
Kim suçsuzsa aklansın.
Kim olursa olsun, aynı hukuk uygulansın.
Serkan Bayram daha sonra "haddimi aştım" diyerek özür diledi. Ancak özür, kamuoyunun sorularını ortadan kaldırmıyor. Çünkü mesele artık yalnızca ne söylendiği değil, bu sözlerin neden söylendiğidir.
“Adalet hepimize lazım” denildiyse, gerçekten hepimize lazım.
Devlet kimsenin tapulu malı değildir. Kaldı ki Ak Parti devletin kendisi değildir, siyasette milletin verdiği geçici bir emanettir.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, yine Serkan Bayram'ın sözlerinde saklı:
“Ucu kime dokunacaksa dokunsun.”
Evet...
Bırakın dokunsun.
Çünkü mesele kimin dokunulmaz olduğu değil;
hukukun kime dokunabildiğidir.
Dua ile...